Yatılı Okul

2
yatılı okul

Çocuğun ruh sağlığı açısından “yatılı okul” konusuna da bir nebze değinmeyi uygun buluyoruz. Çocuklar genellikle ai­lesine en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda, ön ergenliğe rast­layan 12-13 yaşlarında, yatılı okula verilir. Anne babadan ve kardeşlerinden ayrı kalma çocukta bazı uyum ve davranış bo­zukluklarının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Anne baba, çocuğunu yatılı okula verirken iyi niyetlidir. Amacı çocu­ğu evden uzaklaştırarak rahat etmek değildir. Onlara göre, çocuk sokaktan ve mahalle arkadaşlarından uzak olacağı için ders çalışacak daha çok zamanı olacaktır. Akşamları ve hafta sonları belletmenler eşliğinde etütler yapılacak, çocuk ödev yaparken veya ders çalışırken anlayamadığı konulan bellet­menlere ve nöbetçi öğretmene sorabilecektir. Dahası, çocuk yatılı okulda iyi bir disiplin alacak, kurallara uymayı öğrene­cektir. Bütün bunlar yatılı okul yöneticilerinin de hedeflediği ve anne babalara telkin ettiği amaçlardır. Ancak burada göz­den kaçan bir gerçek var. Anne baba çocuğu yatılı okula ver­me kararını kendi başına almakta, çocuğa sormadan, çocuk adına hareket etmektedir. Anne baba, aldıkları kararı çocuğa bildirir, özendirmek için yatılı okulun faydalarını sayıp dö­kerler. Çocuğun seçme şansı yoktur. Evinden ayrı kalmanın vereceği ruhsal çöküntü dikkate alınmaz.

Çocuğu yatılı okula verirken sizin ne düşündüğünüz önemli değildir, çocuğun bunu nasıl algıladığı önemlidir. Ya­tılı okul çocukları üzerinde yapılan araştırmalar, çoğunda ai­lesi tarafından sevilmediği ve istenmediği için yatılı verildiği kanaati vardır. Bu kanaatteki bir çocuk, yatılı okula uyum sağlayamaz. Okul başarısı beklenenin aksine düşüktür. Dik­katini derslerine veremez. Gözü kitapta, aklı evindedir.

Özel okullara psikolojik danışmanlık yaptığım sıralarda bize bir erkek çocuk getirdiler. Rehber öğretmen çocuğu şöy­le tanıttı? “Defalarca hırsızlık yaparken yakalandı, sık sık okuldan kaçıyor, kurallara karşı geliyor, elbiselerini, yatağını ve dolabını temiz tutmuyor, ders çalışmıyor, başarı seviyesi çok düşük.” Önce çocuğu dinledim, sonra ailesiyle görüştüm. Orta okul 1. sınıfa gidiyordu, 11 yaşındaydı, ailenin ikinci ço­cuğuydu, 8 yaşında bir kız kardeşi vardı. Yaptığımız testler­de zekâ katsayısı yüksek çıkıyordu. Çocuk, anne ve babanın kendisini sevmediği için yatılı okula verdikleri şu sözlerle di­le getiriyordu: “Beni sevmedikleri için bu yatılı okula verdiler. Kız kardeşim evde prensesler gibi rahat ediyor. Kendi odası var, istediği gibi ders çalışıyor. Benim de evde odam var ama, kullanmadıktan sonra ne işe yarar. Annem kardeşimi sabah saçlarını okşayarak uyandırıyor, kahvaltısını yaptırıp okula gönderiyor. Haksızlık bu! Okulda öğretmenler ve belletmen­ler de beni sevmiyor. Her şeyime kızıyorlar, ceza veriyorlar. Gece yatarken hep bunları düşünüyorum, yorganı başıma çe­kip ağlıyorum.”

Anne baba ile ilk konuştuğumuzda okulu suçlamışlardı, öğretmenlerin ve belletmenlerin yeterince çocukla ilgilenme­diklerini, bu yüzden okula ısınamadığını, evini özlediğini söylüyorlardı. İkinci görüşmemizde çok zeki ve hassas bir ço­cukları olduğunu, ancak ailede sevilmediği ve istenmediği için yatılı okula verildiğini, bu yüzden kız kardeşini kıskan­dığını, ruh sağlığı bozulduğu için ders çalışamadığını, kural­lara karşı geldiğini anlattım.

İlk reaksiyonu anne gösterdi: “Hayır, dedi, onu sevmedi­ğimiz doğru değil. İkimiz de oğlumuzu severiz. Onu sevdiği­miz için, başarılı bir çocuk olması için, hasretine katlanma pahasına yatılı okula verdik. Onu sevmesek neden bu kadar para harcayalım, neden hasret çekelim?” Anneye dedim ki: “Kendi açınızdan haklı olabilirsiniz, ancak çocuğunuz böyle düşünmüyor. Eğer beni seviyorlarsa bu okuldan alırlar, di­yor.” O zamana kadar suskun olan baba söze girdi: “Hocam, dedi, siz ne düşünüyorsunuz, bize ne tavsiye ediyorsunuz, çocuğu yatılı okuldan alalım mı?” Biz, genellikle, kendi görü­şümüzü söylemek için anne veya babanın bu soruyu sorma­sını bekleriz. “Beyefendi, çocuğunuzun ruh sağlığı tehlikede, dedim. Kendisini sevilmeyen, işe yaramaz, değersiz biri ola­rak görüyor. Bütün güvenini kaybetmiş. Bu yüzden iyi olmak için hiçbir çaba harcamıyor. Uyum ve davranış bozuklukları­nın sebebi de bu güvensizlik duygusu. Evinize yakın bir okul varmış. Eğer kendisini yatılı okuldan alıp bu okula yazdırır-sanız, sizi üzecek şeyler yapmayacağına ve çalışkan bir öğ­renci olacağına söz verdi.”

Anne baba tavsiyemize uyarak çocuğu yatılı okuldan aldı­lar. Evlerin yakınındaki gündüzlü okula yazdırdılar. İkinci yarı yıl yeni başlamıştı. Üç ay sonra, okulların kapanıp kar­nelerin alındığı gün ailece beni ziyarete geldiler. Çocuğun elinde teşekkür belgesi vardı. “İki puanla taktiri kaçırdım,” dedi. Anne ve babanın gözlerinde mutluluk pırıltısı vardı. “Teşekkür ederiz, dediler, biz böyle akıllı ve sorumluluk sa­hibi bir çocuğumuz olduğunu bilmiyorduk, ona haksızlık yapmışız.”

Ailede sevilmediği için yatılı okula verildiğini düşünen ço­cuklar, bu sevgi ihtiyacını aynı sıkıntıları yaşayan bir arkada­şına bağlanarak gidermeye çalışırlar. Onunla oturur, onunla gezer, sırlarını onunla paylaşırlar. Bu aşırı bağımlılık, zaman­la eş cinsel duyguların doğmasına yol açar. Yatılı okul yöne­ticileri bu konuda çok dikkatli olmalı, hafta içi ve hafta sonu çocuklara izin vermeli, aileleriyle sevgi bağlarını devam ettir­melerini sağlamalıdır. Bazı yatılı okul yöneticilerinin, çocuk­ların aileden kopup okula ısınmaları için ailelerle anlaşarak hafta sonlan ev izni vermediğini, sosyal etkinlikler düzenle­yerek çocukları okulda tuttuğunu biliyoruz. Aileleri uzakta olduğu için her hafta evine gidemeyen veya evleri yakın ol­duğu halde kendi isteğiyle okulda kalmak isteyen çocuklar için sportif faaliyetler ve sosyal etkinlikler düzenlenmesi doğ­rudur ve faydalıdır. Ancak evlerine gitmek isteyen çocukların zorla okulda tutulmasını doğru bulmuyoruz.

Eklemek İstedikleriniz