Yaşlanmaya Karşı Önlemler (Anti-aging)

0
cilt

Yaşlanmanın durdurulması, ölümsüzlük 12 bin yıl önceki büyük tufanlardan önce yaşamış olan Atlantis ve Mu Kıtası uy­garlıklarından beri insanların rüyası olmuştur. Bugün Pasifik Okyanusu’nda 20 bin yıl önce çökmüş bulunan Mu Kıtası ile At­las Okyanusu’nda çökmüş olduğu söylenen Atlantis’ten göç et­tiği söylenen, Inka, Maya, eski Mısır, Şamanist Orta Asya Türk­lerinin efsane ve destanlarında insanın yaşamı ve ölüm ve ölümsüzlük binlerce yıldır ilgilenilen bir konu olmuştur. 20. yüzyılın başında insan ömrü ortalama olarak 50 yaşın altındaymış. Başında olduğumuz 21. yüzyılın bu ilk yıllarında geliş­miş ülkelerde erkeklerde ortalama insan ömrü 78, kadınlarda ise 82 civarında.

Türkiye’de de son yıllarda gelişen tıbbi olanaklar sonucu be­bek ve çocuk ölümlerinin azalması neticesinde insan ömrü uza­mıştır. Sonsuz gençliğin sırrı henüz bulunamadığı için yapılan tüm çalışmalar, yaşlanmayı ve bunun getirdiği sorunları gecik­tirmek için. Belki de yakın gelecekte, mükemmel bir makine olan vücudumuzun parçaları eskidikçe yenisiyle değiştirilebile­cek. Fakat yaşlılığı geciktirme veya yaşlanmaya karşı önlemler, konusunda esas büyük devrimin 10 ya da en geç 20 yıl içinde gerçekleşeceği bilim adamları tarafından belirtiliyor. Yaşlılık, yaşam biçimi ve ekonomik durumla da bir hayli ilgili. Gelişmiş toplumlarda yaşayan insanlarla, diğer ülke insanlarının arasın­daki görünüm farkı gittikçe açılacak. Yani yaşlılık, zengin ve fa­kir ülke insanları arasındaki eşitsizliklerin belki de en önemlisi olacaktır.

Özellikle gelişmiş ülkelerde insan ömrü uzadıkça, yaşlılıkla beraber gelen, her bakımdan kuvvetten düşme büyük sorunlar oluşturmuştur. Bu sorunlara çare bulmak, yani yaşlılıkta yaşa­mın kalitesini artırmak için “yaşlanmaya karşı” veya bu fikrin geliştiği ülkelerde denildiği gibi “anti-aging” önlemlerinin de­ğer kazandığı yeni bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Şüphesiz gene­tik mühendisliği ve hücre kültürü tekniklerindeki ilerlemeler bu yeni “yaşlanmaya karşı” oluşan görüşe ivme kazandırmıştır.

Bütün bu çabalarda hedef, yaşlılık nedeniyle azalmış veya kaybolmuş bazı yeteneklerin kabul edilebilir normal ve iyi bir düzeye taşınmasıdır. Gerçi toplumumuzda Osmanlılardan beri bilinen kuvvet macunları, “Pastile de serail” denen cinsel güç veren karışımlar yüzyıllardır kullanılmaktadır.

WHO, Dünya Sağlık Organizasyonu yaşlılık sınırı olarak 65 yaşını belirlemiştir. Yaşlılık sadece yaşla ilgili değildir. Tabii ki genetik etkenler çok önemlidir. Ancak beslenme ve yaşam tarzı çok önemlidir. Son yıllarda anti-aging beslenme ile ilgili çok çe­şitli öneriler gelmiştir.

“Yaşlanmak bir hastalıktır. Doğru beslenme ile 10 yaş daha genç görünmek mümkün.” Bu sözler Amerika’da büyük tartış­malar yaratan doktor Nicholas Perricone’a ait. Birçok Hollywo-od ünlüsü onun diyet ve beslenme programını uygulayarak genç kalıyor, milyonlarca Amerikalı da “Perricone Promise” (Perricone’un Vaadi) adlı kitabını okuyarak yaşlılığı yenmenin sırlarını öğretiyor. Nicholas Perricone, 2000 yılında yaşlılığın bir hastalık olduğunu iddia ederek ilk kitabını yazdığında tıp cami­asında olay yaratmıştı. Geçtiğimiz beş yıl içinde yaşlılık teorisi­ni anlattığı üç kitap 2.5 milyondan fazla satmış.

Yaşlılık=Hastalık: Perricone’a göre yaşlılık “hücresel seviye­de oluşan ve yavaş yavaş ilerleyen iltihaba bağlı bir hastalık”. Yalnızca 28 gün uygulanacak somon, marul ve bol su içilen bir diyetle, ona göre, bu iltihabın iyileştirilmesi ve kırışıkların tari­he karışması mümkün. Perricone, ABD’de milyonlarca kişinin takip ettiği diyetini 15 yıl boyunca tedavi ettiği 15 bin hasta üze­rinde denerken kendisi de benzer şekilde beslenerek gençliğini koruduğunu söylüyor.

Bu gençleşme programının ana maddesi balık. Günde mut­laka bir öğün balık yemek gerekiyor. Tipik bir öğle yemeğinde ızgara somon ya da tonbalığı, yeşil salata, karışık sebze yiyor ve yeşil çay içebiliyorsunuz. Diyetinize Türkiye’nin sağlık kaynağı zeytinyağına her fırsatta yer vermeyi unutmayın.

Yaşlılıkta tüm doku ve organlar yaşlanmaktadır. Hormon­larda azalma olmaktadır. Protein üretimi azalmakta, sonucunda beyin ve adale sisteminde yetersizlik, denge kusurları ve hare­ketsizlik görülmektedir. İnsanlar genelde bir hap olayını, her şey yoluna girsin diye düşünüyor.

DHEA (Dehidroepiandrosterone), böbreklerin üzerinde yer alan böbreküstü bezinin ürettiği bir hormondur. Vücut, bunu kadın ve erkekte farklı miktarlarda olmak üzere testosteron ve östrojene çeviriyor. DHEA’yı son yıllarda bu kadar çekici kılan ise, yaşlanmaya karşı kimyasal tepki yaratması, insanlar güçle­rinin büyük bir bölümünü 30 yaşma kadar tüketiyorlar ve bun­dan sonra kandaki değerler düşmeye başlıyor. 80′lerine geldik­lerinde ise, hem kadınlar hem de erkekler fiziksel ve seks olarak zirvede oldukları zamanın yüzde 5′inden daha az DHEA’ya sa­hip olabiliyorlar. Araştırmaların sonucuna göre, insan gelişi­minde etkili olan melatonin tarzı hormonlar gibi DHEA da tıb­bi olarak aktif kimyasal maddelerden oluşuyor. Ama buna rağ­men, DHEA’nın seks gücünü artırması, kanser ve kalp hastalık­larını önlemesi gibi faydalarının hiçbirinin henüz bilimsel ola­rak kanıtlanamaması kafaları karıştırıyor.

Çağdaş tıp artık biyolojik yaş ile takvim yaşı arasındaki far­kı açıyor. Anti-aging, yani yaşlanmayı geciktirme programlan ile biyolojik yaşın, yani vücut yaşının ilerlemesi yavaşlatılmak­ta, hatta geriye döndürülebilmektedir. HGH, yani büyüme hor­monu, sayesinde insan ömrü ve bu ömrün kalitesi artırılabilmektedir.

Yaşla birlikte, vücuttaki östrogen, progesteron, testosteron, melatonin ve DHEA hormonları seviyeleri nasıl azalıyorsa, HGH (Human Growth Hormone-İnsan Büyüme Hormonu) se­viyesi de dikkati çekecek ölçüde azalır. İnsanların birçoğu bunu önemsemezler, çünkü HGH’nin canlandırıcı ve gençleştirici et­kisinin farkında değillerdir. Oysa, HGH’nin önemini bilen bilim adamları artık yaşlılığı bir kader değil, hastalık olarak tanımlamaktadırlar. HGH, hipofiz bezi tarafından, çocukluk ve ergen­lik çağı boyunca, yüksek oranda salgılanır. Yeni doğmuş bir be­bekte yaklaşık 1800 olan HGH seviyesi gelişmenin tamamlandı­ğı 20′li yaşlarda 1200′ün altına düşer. 21-61 yaşları arasında ise, bu azalma yüzde 80′lere kadar varır. Yapılan araştırmalarda, HGH’nin hücreleri yenilenerek, deriyi, saçı, tırnakları, kemikle­ri ve bütün iç organları olumlu yönde etkilediği ve insanları kıs­men gençleştirdiği gözlenmiştir. HGH seviyesinde sağlanan ar­tışın kemik erimesi, kalp krizi ve felç oluşması riskini azaltabil­diği de yapılan bilimsel çalışmalarda defalarca ortaya konul­muştur. HGH metabolizmayı hızlandırır. Karın, kalça ve bel bölgelerinde biriken yağları azaltırken kas yoğunluğunu artırır. HGH seviyesindeki altı aylık bir yükseltme programı sonrasın­da, egzersiz bile yapmadan, ortalama olarak kas yoğunluğunda yüzde 8.8′lik bir artış, bedensel yağlarda ise yüzde 14.4′lük bir azalma gerçekleşir.

HGH, cildi gençleştirir. Bilim adamları, HGH seviyesindeki azalmanın, deriye gençliğini, yoğunluğunu, esnekliğini ve ne­mini kaybettirerek kırışık ve buruşukluklara yol açan en önem­li etken olduğunu keşfetmişlerdir.

HGH, sağlıklı olabilmek için gerekli olan derin ve kesintisiz uykuyu sağlar. HGH, özellikle 40 yaş üstü insanlarda cinsel gü­cü ve isteği de artırır.

Menopoz belki “yaşlanmayı geciktirme” programları için er­ken bir yaştır. Ancak menopozla birlikte yaşam tarzınıza daha çok dikkat ederseniz daha sağlıklı bir yaşlılık geçireceğiniz şüp­hesizdir. Yaşlılığı geciktirme önlemlerinin biri de bedensel eg­zersizlerdir. Bu konuda bir sürü pratik kitap ve broşür bulabi­lirsiniz. Burada önemli olan sınırlarınızı bilmektir. Yapabilece­ğinizden fazla spor ve egzersiz yapmaya kalkarsanız, hem kalp damar sisteminizi, hem de adale eklem ve kemiklerinizi zorla­yıp gereksiz hastalıklara neden olabilirsiniz.

Anti-Aging Araştırma ve Eğitim Derneği Genel Sekreteri Dr. Hasan İnsel, karaüzüm ve çekirdeğini içeren tüm ekstreleri an­ti-aging önlemleri içinde öneriyor. Bir söyleşisinde şöyle söylü­yor: “Günde bir kadeh kırmızı şarap tavsiye ediyoruz. Kırmızışarabın sağlık üzerinde etkisi büyük. Dünyada yeni besin pira­midinde artık her akşam bir kadeh kırmızı şarap var.” Anti-aging uzmanları karaüzümden yapılmış şurupları veya kara üzüm çekirdeğini kırarak yemeyi de tavsiye ediyorlar.

Bütün bu yaşlanmayı geciktirme önlemlerini aldıktan sonra, ben ne kadar yaşarım diyorsanız, bunu değerlendirebileceğiniz bir soru dizisi sunuyoruz.

Bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmaya göre dün­yada en uzun ömrü Japonlar sürüyor. Japonları İsveçliler ve Avustralyalılar takip ediyor. Peki siz kaç yaşma kadar yaşaya­caksınız? Eğer bunu öğrenmek istiyorsanız Harvard Tıp Fakül­tesi profesörlerinin hazırladığı testi yanıtlayın:

  1. Sigara içiyor musunuz veya sigara içmediğiniz halde sü­rekli sigara içilen ortamlarda bulunuyor musunuz?
  2. Haftada birden fazla sosisli sandviç, hamburger, patates kızartması yiyor musunuz?
  3. Balık ya da etleri kömür olana kadar kızartıp öyle mi yi­yorsunuz?
  4. Her gün tereyağı, krema, kaymak yiyor musunuz?
  5. Her gün çok alkol alıyor musunuz?
  6. Yaşadığınız yerde hava kirliliği var mı?
  7. Kilonuz yüzünden şişman sınıfında mısınız?
  8. Stresli bir ortamda mı çalışıyorsunuz?
  9. Ailenizde şeker hastası olan biri var mı?
  10. Anneniz veya babanızdan biri genç yaşta öldü mü?
  11. Genellikle mönünüz et ağırlıklı mı?
  12. Günde üç fincandan fazla kahve içiyor musunuz?
  13. “Spor yapmak için vaktim yok” gibi bahanelerin arkasına mı saklanıyorsunuz?
  14. Vitamin kullanıyor musunuz?
  15. Anneniz veya babanız 50 yaşından önce kalp krizi ya da felç geçirdi mi?
  16. Erken emekli oldunuz mu?
  17. Masa başında mı çalışıyorsunuz?
  18. Heyecanlı, saldırgan ve kolay sinirlenir bir yapıya mı sa­hipsiniz?
  19. Şu an yaşadığınız hayattan mutsuz musunuz?
  20. 40 yaşma geldiğiniz halde hiç sağlık taraması yaptırmadınız mı?
  21. Sabahları kahvaltı etmiyor musunuz?
  22. Kolesterol veya yüksek tansiyonunuz var mı?
  23. Yalnız başınıza mı yaşıyorsunuz?
  24. Günde beş saatten daha az mı uyuyorsunuz?
  25. Sürekli diyet yapıp bırakıyor musunuz?
  26. Kötümser misiniz, yani yaşama karşı kötümser mi bakı­yorsunuz?
  27. Her yere sürekli olarak arabayla mı gidip geliyorsunuz?
  28. Mizah anlayışına sahip değil misiniz?

Sonuç: Eğer testteki soruların dörtte üçüne “Evet” yanıtını verdiyseniz sizin için üzgünüz. Uzmanların verdiği bilgiye gö­re bu durumda 100 yaşını görmeniz sadece bir “hayal”. Eğer so­ruların dörtte üçüne “Hayır” yanıtını verebiliyorsanız, 100 yaşı­na kadar yaşamanız işten bile değil.

Eklemek İstedikleriniz