Yaşam Tarzındaki Değişimi Yönetmek
Posted on 10. Ara, 2008 by admin in DİYABET
İlaçla tedavi, kandaki glikoz seviyesinin kontrol altına alınmasında kilit konumunda olmasına rağmen, diyabet tedavisinin yalnızca bir cephesidir. Diyabet, esas itibariyle kişinin kendi kendisine yardımcı olabileceği bir hastalıktır ve kaçınılmaz olarak yaşam tarzınızda bazı değişiklikler yapmayı gerektirir.
“Doktorumun verdiği katı diyete üç hafta kadar / uyabiliyorum. O sırada kilo veriyorum, ama kendimi gerçekten kötü hissediyorum. Derken diyetimde bazı kaçamaklar yapıyor, bir süre sonra da tamamen bırakıyorum.”
“Bana söylenen şeyleri yapmam gerektiği çok açık. Az çok her zamanki düzenime uyan tavsiyeleri yerine getirebiliyorum ama kendime çok uzak bulduğum şeyleri -spor gibi- yapamıyorum.”
“Spor salonuna yazıldım ama sonra bundan vazgeçtim. Çünkü sürekli bir işim çıkıyor ve salona gidemiyordum. Param israf oluyor gibi geldi ve tamamen bıraktım.”
Pek çok hastalığa yol açan risk faktörlerinin, büyük ölçüde kendi davranışlarımızdan, yaşam biçimimizden ve alışkanlıklarımızdan -sigara içme, aşırı yemek yeme gibi-etkilendiğini artık hepimiz biliyoruz. Davranışlarımızın, hastalığın hem oluşmasında hem de önlenmesinde kilit bir öneme sahip olduğunu bilirsek, sağlığımızı tehdit eden davranış ve alışkanlıklarımızı değiştirmek için çaba harcamaya hazır hale geliriz. Ne var ki, yaşam tarzı değişikliği genellikle hem hastalar hem de sağlık profesyonelleri için tedavinin en güç yönünü oluşturur.
Bu nedenle, günümüzde, davranışlarımızı neyin belirlediği ve bunları nasıl değiştirebileceğimiz konusuna odaklanan araştırmalar yürütülmekte, bireylerin sağlık ve hastalığa ilişkin inançlarının nasıl geliştiğini anlamaya yönelik çalışmalar yapılmaktadır.
Bu bölümde, “yaşam tarzını değiştirme” konusuna odaklanacak, değişim motivasyonlarının neler olduğunu tartışacak ve değişimin nasıl oluştuğuna dair psikolojik bir model sunacağız.
Değişim İçin Motivasyon
Bir kişinin değişme motivasyonunun, bazıları içsel, bazıları dışsal olarak gelişen çeşitli koşullardan etkilendiği son derece açıktır. Psikologlar, motivasyonun kişinin sahip olduğu veya olmadığı bir özellik -bir tür kişilik problemi- olarak düşünülmemesi gerektiğini öne sürerler. Çünkü esas itibariyle motivasyon, bir zamandan veya durumdan diğerine dalgalanabilen, değişime hazır ve istekli olma halidir. Buradaki önemli nokta, motivasyon denilen durumun farklı koşullardan etkilenebilecek nitelikte olduğudur.
İnsanın bilinçli olarak gösterdiği davranış değişikliklerinin nasıl ortaya çıktığını araştıran psikologlar, bu konuda açıklayıcı bir model geliştirmişlerdir. Bu modelde değişim sırasında kişinin geçtiği aşamalar tarif edilmiş ve modele “değişim çemberi” adı verilmiştir. Bu yaklaşım içerisinde, motivasyon, kişinin değişime hazır olma aşaması olarak anlaşılabilir.
“Değişim çemberi” beş aşamadan oluşur. Bunun bir “çember” oluşu, neredeyse bütün değişim süreçlerinde, istikrarlı bir sonuca ulaşmadan önce çemberin etrafında birkaç kez dönülüyor olması gerçeğini yansıtır. Davranışlarımızı değiştirirken, zaman zaman geriye dönmek normal bir durum olarak kabul edilir.
1. Aşama: Değişimle İlgilenmemek
İlk aşamada, insan, değişmesi gereken bir şey olduğu gerçeğinin farkında olmaz ve bu nedenle değişim üzerinde düşünmez.
Başka insanlar, bir sorun olduğunu ve değişikliğe gitmek gerektiğini fark etseler de, söz konusu kişi bundan etkilenmez. Bu aşamada, insan probleme ilişkin kişisel bilgiden yoksundur. Şu da var ki, ortada bir problem olduğunu kabullenmek, kişinin kendine verdiği değerde ve özgüveninde zedelenmeye yol açar. Bu nedenle insanlar, problemleri olduğu düşüncesine karşı savunma eğilimindedirler ve bu savunma düşüncelerine yapışır kalır.
Bu aşamadaki kişi herhangi bir şeyi değiştirmek istiyorsa, muhtemelen bu kendi davranışları değil, başkalarınınkiler olacaktır; söylenip duran bir hasta gibi. Dolayısıyla birinci aşamadaki kişi, kendisine gerçekte ne yapması gerektiğinin söylenmesine ihtiyaç duymaz. Bu noktada yapılması gereken, söz konusu kişide problemle ilgili farkındalık oluşturmak ve değişim imkânının farkına varmasını sağlayacak şekilde bilgi vermektir.
2. Aşama: Değişimi Düşünmek
İkinci aşamadaki kişi, bazı problemlerin olduğunu fark eder; bunlardan kurtulmak veya bunları kontrol altına almak için olası yollar üzerinde düşünmeye başlar. Ancak henüz değişim yönünde kesin bir karar vermemiştir. Temel endişesi, hoşuna giden, yapmaktan gerçekten zevk aldığı bir şeyi -örneğin sigara içmek- kaybetme ve sorunu gerektiği şekilde çözmeyi başaramama korkusudur. Bu sırada düşünce yapısı iki kefeli bir terazi gibidir, bir o yana, bir bu yana sallanır. Bu aşamada ihtiyaç duyulan şey, ibreyi değişime çevirecek hafif bir dokunuştur.
3. Aşama: Değişime Hazırlanmak
Aslında bu, değişimi düşünmekle, aktif olarak gerçekleştirmek arasında bir geçiş aşamasıdır ve karar verme süreciyle karakterize edilir. Bu aşamada, mevcut durumun lehinde ve aleyhindeki tüm etkenleri tartıp, söz konusu değişikliği yapıp yapmayacağımıza karar veririz. Bu sırada bireysel bir eylem planı geliştirmek (9. Kutu) ve kendimiz için uygun ve etkili bir değişim stratejisi oluşturmak veya bu yönde yardım almak faydalıdır.
Ey|em “planı” yapmak
Bir “eylem planı’nın temel unsurları şunlardır:
- Tam olarak ne yapmak istiyorsunuz?
- Nerede ve ne zaman?
- Ne kadar süreyle?
- Kiminle?
- Amacınız ne?
- Bunu başardığınızda kendinizi nasıl ödüllendireceksiniz?
- Eğer planınızı uygularken “hataya düşecek’ olursanız ne yapacaksınız?
- Karşınıza çıkabilecek olası engeller neler?
- Bunların üstesinden nasıl geleceksiniz?
4. Aşama: Değişiklik Yapmak
Bu aşamaya gelen kişi, değişimi hedefleyen bazı özel eylemlerde bulunur. Attığı ilk adımlar, kendisine güvenini arttırır ve davranış değişikliği yapmayı başaramama konusundaki korkusunu yenmeye başlar. Çevredeki insanlar da değişimi fark eder ve bazı yorumlar yaparlar! Yine de kişi bu aşamada çok hızlı ilerler.
Dördüncü aşama, gelişmenin en gözle görülebilir olduğu ve istenmeyen davranışa geri dönmemek için o ana kadar başarılan değişikliklerin sabitlenmeye çalışıldığı dönemdir.
5. Aşama: Değişimi Korumak
Bir değişiklik yapmak, bu değişimin sürdürüleceğini garanti altına almaz. İnsan davranışlarında çoğu zaman geriye doğru küçük kaymalar hatta bazen büyük geriye dönüş adımları görülür. Bu sırada karşı karşıya kalınan zorluk, başlatılan değişimi sürdürmek ve geri dönüşü önlemektir. Değişimde sürekliliği sağlamak, ilk adımı atmaktan daha zor olup daha farklı yetenekler gerektirebilir.
Geriye Dönüş
Sonuçta “geriye dönüş” yaşanırsa, bu aşamada takılıp kalmaktansa çemberi yeniden başlatmak gerekir. Arada küçük geriye dönüşler olması normaldir. Hepimiz uzun süreli bir davranış kalıbını değiştirmeye kalktığımızda bunu yaşayabiliriz. Unutmayın; doktorunuz, diyetisyeniniz ve aileniz cesaretinizin kırılmasını ve moralinizin bozulmasını önlemek, kararlılığınızı yenilemek ve değişim için çaba harcamaya devam etmenizi sağlamak üzere yanınızda.
Yaşam Tarzınızı Değiştirmek İçin Hangi Stratejileri Kullanabilirsiniz?
Aşağıdaki stratejiler, yaşam tarzını değiştirmek isteyen diyabetli insanlar tarafından faydalı bulunmuştur.
Kendi Kendini İzleme
“Kendi kendini izleme”, sistematik olarak yapıp ettiklerinizi gözlemlemenize dayanır. Aldığınız kalori miktarını, gıda gruplarını, hangi durumlarda yemeği fazla kaçırdığınızı, hangi sıklıkta ve ne kadar egzersiz yaptığınızı, egzersizi ne zaman aksattığınızı vs. kaydetmek anlamına gelir.
Belki ortaya hatasız bir rapor çıkmayabilir, ancak kendi kendini izlemenin temel amacı, diyet ve egzersiz programınıza ilişkin herhangi bir sorun olup olmadığını, varsa bunun neden kaynaklandığını görebilmenizi sağlamaktır. Kendi kendinizi izleme tekniği, gelişmiş tedavi yöntemleriyle paralel giden bir yöntemdir. Diyabetik kişilerin çoğu, bunun en faydalı özdenetim araçlarından biri olduğunu söylemektedir.
Uyaran Kontrolü
Davranışlarımızın büyük bir bölümü alışkanlıklarınıza bağlı ve otomatiktir. Rutin bir davranışı başlatan tetikleyiciye maruz kalan kişi, bir sonraki adımda ne yapacağını bilinçli olarak düşünmek zorunda değildir. (Canı sıkıldığında otomatik olarak kendisini buzdolabının önünde bulan kişi gibi.) “Uyaran kontrolü”, örneğin aşırı yeme veya hareketsizlikle ilgili tetikleyicileri fark edip tanımlamakla başlar. Sonra bunları hayatımızdan çıkarmamız veya değiştirmemiz gerekir. (Canı sıkıldığında kendini buzdolabının önünde bulan kişinin dolapta atıştırmalık yiyecek bulundurmaması veya sıkıntı anında başka bir şey yapmayı alışkanlık haline getirmesi gibi.) Aksi halde aynı tetikleyicilere maruz kaldıkça geriye dönme ihtimali artar.
Bilişsel Davranışçı Yöntem (CBT)
Bu yöntem, insanların kendileri ve problemleri hakkındaki düşünce ve inançlarını tanımlayıp iç diyaloglarla kendilerini sorgulamalarım içerir. Sorgulamalar akılcı bir temelde yürütülür. Örneğin kişi uygulayacağı diyet ve egzersiz programıyla ne kadar kilo kaybedeceğini, kilo kaybının sağlığına getireceği faydaları gerçekçi bir zeminde sorgular. Çünkü çoğu insanın böylesi konularda sahip olduğu beklentiler gerçekçi olmaktan bir hayli uzaktır. Kişinin beklentileri muhtemel sonuçlardan çok daha iyimserse, ulaştığı başarı onu tatmin etmeyecek ve geri dönüş ihtimali artacaktır.
Örneğin hastalar çoğunlukla tedavi sırasında, başlangıçtaki ağırlıklarının yaklaşık %10′unu kaybeder ve böylelikle diyabete bağlı uzun vadeli komplikasyonların oluşma riskini azaltırlar. Ancak bu mütevazı kilo kaybı, onlar için “kabul edilebilir bir sonuç” olarak tanımladıkları kilo kaybından çok daha azdır. Bu düşünce, tedaviye uyumlarını azaltabilir.
Stres Yönetimi
Stres, başta gelen bir geriye dönüş ve aşın yemek yeme habercisidir. Stresi yönetmeyi öğrenmek, tedavinin önemli bir parçasıdır. Stres yönetimi, diyabetli kişilerde, diyaframdan nefes alma, kasları gevşetme ve düşünme sistemini değiştirme gibi gerilimi azaltma yöntemlerini öğrenmeye ve uygulamaya dayanır. Gevşeme egzersizleri sırasında, kişiden kendisine stres veren olayları gözünde canlandırmasını istenir. Böylelikle, kişinin strese neden olan şeyi güvenli bir ortamda yönetmesi ve stres dolu durumlarla başa çıkabileceğine dair kendisine güven duyması sağlanır. Bu teknikler, duyduğunuz gerilimi ve strese bağlı olarak vücudunuzda ortaya çıkan değişiklikleri azaltmak için tasarlanmıştır. Stres yönetimi, diyabet de dâhil olmak üzere, birçok sağlık probleminin tedavisinde son derece etkili bulunmuştur.
Geriye Dönüşün Önlenmesi
Tedavi planında görülebilecek sapmalara karşı hazırlıklı olmak gerekir. Geriye dönüşe yol açan sapmalar, her türlü davranış değişikliği planında hesaba katılır ve buna sebebiyet verecek durumlara karşı önceden tedbir alınır. Diyabetle ilgili birçok çalışmada, olumsuz duyguların, tatilin ve arkadaş toplantılarının sapma ihtimalini arttırdığı görülmüştür. Doktorunuz bu tür sapmaları yönetmek ve tam bir geriye dönüşü önlemek için başa çıkma stratejileri geliştirmenize yardımcı olabilir.
Sosyal Destek
Sosyal destek, başarılı diyabet yönetiminin önemli bir bileşenidir. Birçok çalışma, yeterli sosyal desteğe sahip bireylerin, kilo yönetimi konusunda da, diyabet tedavisini uygulamada da daha iyi sonuçlar alma eğiliminde olduğunu göstermiştir. Sosyal destek, ailenizin de tedavi programına dâhil olması anlamına gelir. Mümkünse buna toplum temelli destek programlan da katılabilir. Tedavi sürecinde özelikle dost ve aile desteğinin yadsınamaz bir önemi vardır çünkü insanın durumunu kabullenmesine, ilişkilerini yürütmesine ve hayatın getirdiği stres yüküyle baş etmesine yardımcı olur.
Değişimin Önündeki Engeller
Değişimin önündeki engellerin tanımlanması önemlidir. Diyabetli kişilerde görülen başkaca hastalıklar, fiziksel aktivite sırasında duyulan rahatsızlığı önemli ölçüde arttırabilir; kişinin esneklik ve dayanıklılığını sınırlayabilir. Araştırmacılar, yürüyüş egzersizi sırasında gözlemlenen bir grup aşın kilolu kadının, daha yavaş yürüdüğünü ve normal kilolu kişilere göre daha fazla nefes alma zorluğu çektiğini saptamıştır. Ayrıca, yine bu kişilerde daha yüksek derecede acı algılaması olduğu rapor edilmiştir. Bu sonuçlar, orta seviyede enerji gerektiren bir aktivite olan yürüyüşün, artan kilo ile daha fazla oksijen harcamaya neden olduğunu gösterir.
Bu nedenle, fazla kilosu olan diyabetli kişiler, yürüme gibi orta yoğunlukta enerji gerektiren aktiviteleri bile, yorucu ve acı verici olarak algılarlar. Yani diyabetli kişiler, bir de kilolularsa, bir fiziksel aktivite programına başlamak ve sürdürmekte zorluk çekerler. Diğer engeller ise, zamansızlık, ekipman eksikliği, yapılması gereken işler, çocukların bakımı veya aileye destek olma gerekliliğidir.
Değişime Bağlılığı Teşvik Edecek Stratejiler
Tedaviye ve yaşam tarzınızda yapmanız gereken değişikliklere bağlı kalmanıza yardımcı olmak için kullanılabilecek bazı temel stratejiler bulunmaktadır.
İlk olarak, doktorunuzla iyi bir iletişim içinde olmanız son derece önemlidir. Böylece tedavide karşılaştığınız engelleri tartışabilir ve gerektiğinde eğitim programlarına katılabilirsiniz. Katılacağınız eğitim programlarında, uyguladığınız diyet ve aktivite planını, bunlarla ilgili düşüncelerinizi,, sağladığınız faydalan, komplikasyonları önleme yöntemlerini ve yaşam tarzı değişikliklerini uzmanlarla ve diğer hastalarla paylaşıp beklentilerinizi değerlendirilebilirsiniz. Başka diyabet hastalarıyla temas halinde olmak, tedaviye bağlılığın geliştirilmesinde son derece etkilidir. Böylece birçok psikolojik ve sosyal engelle mücadele etmek daha kolay hale gelir.
İkinci olarak, uyguladığınız tedavi programı, yaşam tarzınızla daha kolay uyum sağlayacak şekilde planlanabilir. Kilo durumunuza göre, seçeceğiniz egzersiz türü belirlenebilir; böylece fiziksel aktivite, fazla kilolu bireyler için daha erişilebilir hale gelir. Kişiyi hedef belirleme çalışmalarına dâhil etmek, egzersizlerin yoğunluğunu ve süresini aşamalı olarak arttırmak teşvik edici olabilir. Ayrıca elde edilen başarıya ilişkin geri besleme sağlamak ve bireyin kendi kendisini izlemesi yoluyla, aldığı mesafeyi bizzat gözlemlemesi, aktivite ve diyet programına sadık kalmanın en etkili yollarından biridir. Son olarak, yeni bir yaşam tarzını benimserken sosyal desteğin faydalı etkisi de gözden kaçırılamaz.
ÖZET
· Yaşam tarzı değişikliği, genellikle tedavi sürecinin en zorlu aşamasıdır.
· Değişim motivasyonu bir dizi koşuldan etkilenir; bunların bazıları içsel, bazıları dışsal etkenlerdir.
· “Değişim çemberi” adlı model, bu süreçte insanın geçtiği aşamaları gösterir. Sürecinin hangi aşamasında olduğunuza bağlı olarak farklı becerilere, bilgilere ve değişim stratejilerine ihtiyaç duyabilirsiniz.
· Yaşam tarzının değiştirilmesinde, kendi kendini izleme, uyaran kontrolü, bilişsel davranışçı yöntem, stres yönetimi ve sosyal destek gibi stratejilerin kullanılması faydalı bulunmuştur.


Leave a reply