Uyku Bozukluklarından Bazıları

Posted on 10. Ara, 2008 by admin in RUH SAĞLIĞI

UYKUDA KABUS BOZUKLUĞU

Bu uyku bozukluğu, korkutucu rüyalarla kişinin uykudan uyanmasına neden olur. Çoğunlukla 3-5 yaş arası çocuklarda görülür. Çocuk uykudan korku ve dehşet içinde uyanır, nöbetin sonlanmasıyla uykuya tekrar dalar. Uyandığında rüyasında gör­düklerini hatırlamaktadır. Bu bozukluk çocuklarda kendiliğin­den geçer.

UYURGEZERLİK

Uykunun ilk saatlerinde ortaya çıkar. Ortalama 10 dakika kadar sürer. Uyurgezerlik sırasında kişinin bilinci tam açık de­ğildir, uyandırılması zordur. Nöbet kısa sürer ve kişi olanları ha­tırlamaz. Bu rahatsızlık da çoğunlukla çocuklarda görülmektedir. Yetişkin kişilerde de nadiren de olsa görülebilmektedir. Uyurgezerlik sırasında hasta kendisine veya etrafına zarar ve­rebileceğinden muhtemel yaralanmaları vs. önlemek için gereken tedbirler alınmalıdır. Örneğin kapının kolayca açılmasının en­gellenmesi, pencereye korkuluk yapılması, muhtemel çarpma veya düşmelere karşı hastanın odasında sivri, keskin kenarlı veya kırıla­cak türde eşyaların bulundurulmaması gibi.

SINAV KAYGISI

Hiç kuşkusuz öğrencilik yıllarının en stresli zamanları sınav dönemlidir. Sınavlar yaklaştıkça öğrencilerin üzerindeki yük ar­tar. Gerek ailenin beklentileri gerekse öğrencinin kendi sorum­luluğu açısından bu yük gittikçe ağırlaşır. Bu kaygıyı yaşayan bir kısım öğrenciler büyük bir gerilim yaşarlar. Kimisi stresten ötürü yemek yiyemez, uyku uyuyamaz, büyük bir korku yaşar. Bu korku zamanla ümitsizliğe, karamsarlığa dönüşür. Öğrenci başarama­yacağını ve bunun sonucunda da mahvolacağını düşünür. Okul sınavlarında da yaygın olarak bu ruh hali görülmesine rağmen asıl olarak okullara giriş sınavlarında bu kaygı daha yoğun ya­şanmaktadır. Oysa sınavlarda öğrencilerin bilgileri ve çalışma verimleri değerlendirilir. Öğrenciler sınav sonucuna göre iyi ya da kötü diye ya da akıllı veya aptal diye damgalanmazlar. Bu sade­ce basit bir değerlendirmedir. Elbette ki bu derslere ve sınavlara önem verilmemesi anlamına gelmemelidir. Önem verilmeli, be­lirli bir heyecan da duyulmalıdır. Ancak strese, kaygıya, gergin­liğe gerek yoktur. Öğrenci elinden geleni mutlaka yapmalı, ama ondan sonrasını çok düşünmemelidir. Çoğu öğrenci bunu dü­şünmekten dikkatini verip sınava iyi çalışamaz. Başaracak gücü olduğuna inanmalıdır. Bu tür kaygıların başarısını çok olumsuz etkileyeceğini düşünüp bundan vazgeçmelidir.

DÜRTÜ KONTROL BOZUKLUKLARINDAN BİRİ: KLEPTOMANI

Bu bozuklukta kişi çalma isteğine karşı koyamaz ve gittiği yerlerden sürekli bir şeyler çalar. Kimi zaman çaldığı eşyadan vazgeçerek sezdirmeden geri götürebilir veya objeyi gizleyebilir.

Kleptomanide kişinin çaldığı objeler genellikle değerli şeyler değildir. Kişi bunları ihtiyacı olduğundan değil, sadece çalmak için çalar. Çoğu kişinin çaldığı nesneyi satın alabilecek kadar pa­rası da vardır. Fakat yine de böyle bir anormallik içine girer. Bu kişiler çalma eylemini önceden planlamazlar ve eylem sırasında başkalarından yardım almazlar. Kendilerince yakalanma riski ol­madığını düşündükleri bir anda yaparlar. Çalma nedenleri öfke ve intikam duygusu ile bağlantılı değildir.

Aslında vicdanı gelişmiş, mantık örgüsü oturmuş, dengeli, akıllı, ruhen sağlıklı bir insan çalmanın ahlaken, dinen ve man­tıken yanlış olduğunu hemen anlar. Kendisini bu şekilde küçük düşürmez. Böyle bir şeyi aklından dahi geçirmez. Fakat doğrula­rı yanlışları oturmamış, vicdan mekanizması gelişmemiş, kendi üzerinde denetim sağlayamamış, öz güveni olmayan bir insanın bunları yapması beklenir. Şayet ruh sağlığının önemi kavranırsa ve sağlıklı bir ruha, dengeli bir akla özenilirse zaten bu tip prob­lemlere zemin hazırlanmamış olacak, bu tür rahatsızlıklara yol açan etmenler ortadan kalkacaktır.

PSİKOLOJİK KAYNAKLI BEDENSEL HASTALIKLAR (PSÎKOSOMATÎK HASTALIKLAR)

Sağlık denilince akla fiziksel ve ruhsal yönden bir bütün akla gelir. Yani ruh sağlığını genel sağlıktan ayırmak mümkün değil­dir. Çünkü insanın fiziksel ve ruhsal durumu arasında büyük bir etkileşim vardır. Ruhsal durumdaki değişmeler, dalgalanmalar ve sarsıntılar bedeni etkilediği gibi bedendeki değişiklikler de ruhu ve beyni etkilemektedir. Nitekim fiziksel hastalıkların ortaya çıkı­şında insan psikolojisinin etkisi büyük olabilmektedir.

Psikosomatik hastalıklar, insanların yaşamlarındaki ve iç dünyalarındaki düşünsel ve duygusal çatışmaların dışarıya be­densel belirtiler, fiziksel hastalıklar ve şikayetler olarak yansıma­sıdır. Psikosomatik hastalıklar, ruhla beden arasındaki etkileşi­min önemli bir göstergesidir. İstatistiklere göre dünya genelinde yapılmış tarama ve araştırmalar, çeşitli dallardan hekimlere, özel­likle de dahiliye uzmanlarına ve acil servislere başvuran hastala­rın %68′inin psikosomatik hasta olduklarına işaret ediyor.

Stresin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi bugün her­kesçe bilinmektedir. Nitekim moralleri bozulduğunda insanların çalışma verimleri azalmakta, huzurları bozulmakta ve berabe­rinde birtakım fiziksel rahatsızlıkları başlayabilmektedir. Yani ruhsal yönden yaşadıkları bedenlerine, organlarına, hücrelerine yansımaktadır. Bu şekilde, ortaya çıkmasında ya da gelişmesinde ruhsal ve psiko-sosyal etkenlerin rol oynadığı kabul edilen bazı bedensel hastalıklara psikosomatik hastalıklar denilir. Stresin yol açtığı rahatsızlıkların başında genelde kalp atışının ve kân basıncının yükselmesi, kandaki yağ ve şeker oranının artması, kanın pıhtılaşma oranının artması, kanda alyuvarların artması, kas kasılmalarının artması, göz bebeklerinin büyümesi, sindirim sistemi problemleri sayılmaktadır. Organizma stresle başa çıka­madığında strese karşı mağlup olmuş olur. Bu da psikosomatik hastalıklara yol açar. Stresin yol açtığı psikosomatik hastalıkların başlıcaları şunlardır: Alerji, ülser, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, nefrit, şeker hastalığı, kanser, egzama ve sedef gibi deri hastalıkları, sinirsel ve zihinsel hastalıklar… Ruhsal gerginli­ğin sonucu olarak vücudun fiziksel anlamda direnci kırılır, beden güçten düşer. Bağışıklık sistemi çöker ve birbiri arkasına hasta­lıklara yakalanılır veya mevcut bir hastalığın iyileşmesi gecikir. Hastalıkların yanı sıra hüzün ve karamsarlık sonucu ruhen ya­şanan huzursuzluklar, gerilimler, üzüntüler doğal olarak insanın dış görünümüne de yansır. Saç dökülmesi, ağarması, matlaşma­sı, cildin neminin çekilerek kuruması, kalınlaşması, esnekliğini kaybederek kırışması, çatlaması, bunun sonucunda dışarıdan her türlü enfeksiyona açık hale gelmesi, hücrelerin yenilenmesi ge­ciktiği için cilt bozukluklarının kalıcı bir görünüm alması, rengin soluklaşarak yüzün sararması, gözlerin matlaşması gibi daha pek çok olumsuz değişiklik de beraberinde yaşanır. Bu tarz kişilerde erken yaşta çökme görülür. Vücutları senelerce, günün her anın­da süren bu gerilimi, duygusal fırtınaları, ruhi dalgalanmaları kaldıramaz. Bunun sonucu olarak şiddetli yaşlılık alametleri ve kalıcı fiziksel tahribatlar oluşur. Nitekim neşeli, rahat ve huzurlu olan kimselerin gerilimli, stresli, bunalımlı, ağlamaya yatkın ki­şilere göre daha uzun yaşadıkları, daha sağlıklı oldukları da pek çok bilimsel araştırmayla doğrulanmış bir gerçektir.

Leave a reply