Utangaçlık
Posted on 11. Oca, 2009 by admin in ÇOCUKTA PSİKOLOJİK GELİŞİM
Buna göre utangaçlığın oluşması için sadece kişilerin de bulunması yeterli olmayıp, kişilerin o kişiye dikkat eder durumda olmaları gerekir. Utangaç bir yapıya sahip biri hiçbir sıkıntı duymadan kalabalık tiyatro veya sinema salonlarına girebildiği halde, kendine bakılacağını, dikkat edileceğini tahmin ettiği en tenha bir meclise bile girerken sıkıntı yaşar.
Utangaçlık, tanınmayan veya çok az tanınan kişilerle de ilişkilidir. Tanıdığı ve samimi olduğu arkadaşları arasında doğallığını koruyan utangaç birinin, yeni bir yüz karşısında ve başka bir sosyal çevreye mensup biri karşısında utangaçlık sıkıntısı yaşaması mümkündür.
Sosyal çevre farkı gibi, cinsiyet farkı da utangaçlık için bir neden olabilmektedir. Genç bir erkeğin, bir genç kız karşısında utangaçlık duyması doğaldır ve Freud’e göre bu tür utangaçlıkta baskı altına alınmış bir cinsel isteğin etkisi hakimdir.
Utangaçlığın “övünmek isteğiyle de ilişkisi vardır. Fazla gururlu olanlarda utangaçlığa çok rastlanır. Doğrusu utangaç mizaçlı kişilerde genellikle büyük bir yükseklik arzusu vardır. Çevrelerinde her zaman iyi bir izlenim bırakma endişesi içinde olduklarından sürekli sıkıntılı anlar yaşarlar.
Utangaçlığın Analizi
Bir çocuğu, bir dostumuzu veya bizzat kendimizi utangaçlık sıkıntısı içindeyken tahlil etsek şu aşamaları görürüz: Öncelikle genel bir felce uğranmışlık yaşanır. Konuşmak, yürümek, hatta hareketler bile çok zorlaşır. Hareketler birbirine karışır, durum güçleşir, ses boğazda düğümlenir. İnsan kendisinde güçsüzlük hisseder. Yüz kızarır. Utangaçlık sırasında karışık ve kapalı bir ruh hali içinde kalırız ki, bu ruh halinde başlıca üç unsurun ayrılması mümkündür:
1- Güvensizlik ve bazen oldukça sıkıntı veren bir manevi ıstırap.
2- Zihin karışıklığı. Gerçekten de utangaçlık sırasında zihnimiz sanki bir sis yoğunluğu içinde kalır, düşüncelerimiz bulanıklaşır, gözlem ve hızlı düşünme yeteneği azalır ve en zeki bir insan bile hiç söylenmemesi gereken saçma sözler söyleyebilir.
3- O an başka bir yerde bulunmak ve o durumdan kurtulmak arzusu. Utangaç insan bilinçsiz bir halde bulunduğu durumdan nasıl olup da kurtulacağını ve kendisini nasıl bir siper arkasında gizleyebileceğim düşünür.
Utangaç kişilerde etkilenme yeteneği artmıştır. Her tavır ve hareketi kendine yönelik bir ima ve uyarı şeklinde görmeye eğilimlidir. Utangaçlığı çevreye uyum sağlamasına engel olur. Utangaç kişinin gücünü ve yeteneklerini felce uğratan etken kuşandığı bu olumsuz tutumdur.
Utangaçlık bir hastalık olmayıp, sürekli bir ruh haline dönüşünce her vesileyle ve aşırı bir şekilde kendini gösterir. Kendilerinde utangaçlık hali bir huy ve ikinci bir tabiat hükmüne girmiş olanların genellikle aşırı gururları, kendilerine olduğundan fazla güvenmeleri ve başkalarının bakışlarından ve yargılarından çekinmeleri vardır. Aynı zamanda bu tip insanlarda manevî esneklik kalmayacağından gittikçe değişik çevrelere uyum sağlama kabiliyeti azalır.
Utangaçlığın etkisi bazen daha ağır olur. Sıkıntı üzücü ve kimi zaman çok ıstırap verici olduğu için, utangaç kişi çoğu kez yalnızlığı tercih etmeye ve toplumdan uzaklaşmaya başlar. Yalnızlık isteği arttıkça utangaçlığın şiddeti artar, utangaçlık arttıkça da yalnızlık isteği çoğalır. Bundan dolayı utangaç kişinin bencilliği gelişir ve gittikçe topluma ve başka insanlara karşı adetâ bir çeşit düşmanlık duymaya başlar.
Bundan başka utangaç kişilerde heyecanlarını gizlemek ve utangaçlıklarını örtme isteği görülür. Halbuki kendisini sıkıntıda bırakan utangaçlığını gizlemek ve rahat görünmek endişesiyle doğal halini koruyamaz. Bazı utangaç kişilerin toplumda bu heyecanlarının etkisiyle aşırı ve uygunsuz davranışlarına, hatta utanmazca ve küstahça davranışlarına bile rastlanabilir.
Çocukta Utangaçlık
Çocukta bir yaşından itibaren bir yabancı gördüğü zaman yüzünü eliyle kapamak veya annesinin kucağına saklanmak, sözlerinde ve davranışlarında rahatlığını yitirmek, dengesini ve doğallığını muhafaza edemediği için, yabancı bakışlar karşısında parmaklarıyla elbiselerini buruşturmak gibi utangaçlık belirtileri görülür.
Yabancıdan kaçmak çocuklarda daha önceden varsa da bu heyecan korkuya yakındır. Buna aile dilinde yadırgamak denmektedir. Yadırgamak, istekli bilincin uyanmasıyla, yani çocuğun kendi kişiliğini bilinçli bir şekilde idrâk etmesiyle başlar. Üç-beş aylık çocuklarda da alıştığı insanlardan başkasına karşı bu çekinme hali görülür. Bu çekinme, çevresinin sınırlı olmasıyla çok ilgilidir. Çevresinde sürekli değişik yüzler görmeye alışmış çocuklarda yadırgamanın daha az olduğuna hepimiz dikkat etmişizdir. Belirttiğimiz gibi yadırgamakta utangaçlıktan çok, korkunun payı vardır.
Çocukta utangaçlığın belirtilerini dikkatli bir şekilde incelemiş olan Amerikalı ruhbilimci Bahvin’e göre bu konuda üç aşama vardır denebilir.
İlk aşama; bir yaşında ortaya çıkar. Bu yaştaki çocuğun bir yabancı görünce saklanması ve şaşırması utangaçlığın ilk şekli olarak kabul edilebilir.
İkinci aşama; utangaçlığa çok benzeyen bu çekinme halinin tamamen kaybolduğu zamandır ki, iki yaşına doğru oluşur. Önceden yabancıdan kaçan veya saklanan çocuğun, bu yaşta rahatça konuştuğu, hatta yabancı kişinin dizlerine teklifsizce tırmandığı ve ona oyuncaklarını arkadaşça gösterdiği görülür.
Üçüncü aşama; utangaçlığın tekrar ortaya çıkışıdır ki, bu da üç yaşına rastlar. Ancak bu seferki utangaçlıkta önceki aşamada eksik olan bir unsur mevcut olur: Başkasının fikir ve yorumu.
Bir yaşındaki bebeğin yabancıdan kaçmasında ve basit şekildeki utangaçlığında yine korkunun payı çoktur. Oysaki üç dört yaşlarındaki utangaçlık olayında yeni bir endişe baş göstermiştik. Bazen çocukların bunu ifade ettikleri, örneğin “benimle alay edecekler” dedikleri görülür. Bu durumda gerçek ve tam anlamıyla utangaçlık hali bu aşamada kendini gösteriyor demektir.
Utangaçlık hali çocukta yetişkin insandakinden daha kolaylıkla gözlenir. Hareketleri karışır. Elini ayağını nereye koyacağını şaşırır. Elbisesinin düğmesiyle oynaması, tırnaklarını yemesi, anlamsız şekilde kollarını sallaması veya ayağını yere vurması gibi asabi hareketler gösterir. Altı yaşından önce yüzün kızarması ender olduğu halde, altı yaşından sonra bu, kızlarda daha sık olur. Bundan başka elin, ayağın titremesi ve kalbin fazla çarpması gibi belirtiler de görülür.
Dil tutulması, hareketsizlik, unutkanlık, iştahsızlık gibi haller de çocukta utangaçlığın sonucu olabilir.
Utangaçlığın Nedenleri
Çocuk utangaçlıklarının nedeni yetişkinlerde olduğu gibi genellikle kendini güçsüz görmek ve kendisine güvenmemek şeklinde özetlenebilir. Bedensel yapı itibariyle güçsüz ve zayıf olanlarda, kekeme olanlarda, arkadaşları arasında eğlence konusu olacak fiziksel bir kusuru bulunanlarda, miyop veya ağır işitmekten dolayı gaf yapma korkusu çekenlerde utangaçlığa daha çok rastlanır.
İlk gençlik çağlarında utangaçlık artar. Ergenlik ruhsal kararsızlığı çoğalttığı ve gence kişiliği hakkında birçok endişeler verdiği için, başkalarının bakışlarından ve yargılarından daha çok kuruntuya kapılmaya neden olur ki, bu da utangaçlığın artma sebeplerinden biridir.
İlk gençlik çağındakiler yalnızlığa daha çok eğilimli olurlar. Kendini fazla inceleme ve tahlil etme isteği de utangaçlığın artmasına neden olur. Büyük bir gurura sahip olmak nedeniyle genç, utangaçlığını da belli etmemek ister, ancak utangaçlığını hissettirmek istemedikçe hareketlerindeki düzensizlik ve dengesizlik de artar. Gençlerin fikirler karşısında çok serbest oldukları, bu konuda sınır ve kontrol tanımadıkları bilinirken kişiler karşısında, hele çocukluklarını bilen kişiler karşısında çekingen ve utangaç olmaları dikkate değerdir.
İlk gençlik çağında utangaçlığın çok bariz olmasında cinsel arzunun yeni uyanmış olmasının da etkisi büyüktür. Genç bu yeni ve çok şiddetli isteği bastırmak ve uzaklaştırmak endişesiyle bunalır ve karşı cins karşısında daha çok sıkılır.
Anatole France’m gençlik hatıralarına ait yazılarında şu kayıtlar vardır:
“Onyedi yaşıma doğru aptallaşmıştım. Utangaçlığım o kadar fazlaydı ki, bir kadını selamladığım ve bir kadınla yanyana oturduğum zaman fena halde terlerdim.”
Çocukların ve gençlerin toplum hayatından uzak olarak büyümeleri fazla utangaçlık altında ezilmelerine neden olabilir. Hatta okul hayatı bile utangaçlığa çözüm olacakken çoğu zaman bu durumu daha da arttırır. Çünkü kalabalık bir sınıfta öğrencisini tanımayan öğretmen, utangaç karakterli bir çocuğa bu hasleti arttıracak şekilde davranabilmektedir.
Eğitim ve öğretim yöntemi kötüyse, disiplin biçimi gereğinden fazla ciddi ve katıysa çocuğun davranışlarını ve doğallığını tamamen felce uğratır. Zaten bazı öğretmenler “uslu”dur yargısıyla utangaç, cesaretsiz hatta miskin çocukları atak, girişken ve cesur çocuklara tercih ederler ki, bu anlayış da utangaçlığın artmasına neden olur.
Utangaçlığın Sonuçları
Utangaçlık, çocuğu sosyal çevreye uyum sağlamaktan engeller. Oysaki eğitimin en büyük görevi, bir kişinin hayatta başarısının en güçlü faktörü, çevreye uyumdur. Bundan başka utangaçlık, kişi için bir acı ve işkence olabilir ve bir karakter haline gelince çocuğun çekingen, korkak, kararsız ve kişiliksiz bir hale gelmesine neden olabilir.
Biz, yakın zamanlara kadar utangaçlığı çocuklar ve gençler için adeta bir meziyet olarak götürdük. “Çok utangaç bir çocuktur, yüzüne bakılınca kulaklarına kadar kızarır” gibi özellikler gündelik konuşmamızda tamamen övgüye yönelikti.
Bazı kişiler arasında hâlâ süren bu anlayışı ben iki nedene bağlıyorum. Birincisi, utangaçlığa verdiğimiz anlamın ar ve hicap ile az çok benzer sayılması, ikincisi de ülkemizin ve tüm Doğu insanının geleneksel terbiyesinde sessizliğin ve sükunun, hareketliliğe ve konuşma özgürlüğüne tercih edilmesidir.
Gerçi utangaç bir karakterde olmamakla, arsızlık arasında biraz komşuluk ve görünürde bir benzeyiş bulunabilir. Ancak utangaçlık, arsızlığın ve hayasızlığın karşılığı olmaktan çok, başka bir hal ve bütün eğitimcilerin, özellikle ilkokul öğretmenlerinin mücadele etmek zorunda oldukları bir bozukluk ve zararlı bir kusurdu.
Çocuklarda yılışık, arsız ve küstah tavırları nasıl düzeltmeye ve ıslah etmeye mecbursak; utangaç, çekingen ve beceriksiz durumları da o şekilde düzeltmekle görevliyiz. Arsızlıkla utangaçlığın birbirine zıt duygular olarak anlaşılmasından çok, her ikisinin de ayrı şekilde ruhsal ve toplumsal anormallikler ve bozukluklar olduğunu kabul etmek daha doğru olur.
Eğitim Yöntemleri
Çocukta gururlanma hissini uyandıracak övgülerde bulunmaktan, cesaretini kıracak ağır eleştiriler yapmaktan ve özellikle küçümsemekten ve alay etmekten kaçınınız. Gülünç olmak endişesi çocukları manen felce uğratır ve bazen bu duruma da öğretmenler sebep olur.
Çocuğu herkesin kendisi hakkında ne diyeceği endişesiyle meşgul etmeyerek doğal ve normal bir şekilde hareket etmede serbest bırakınız.
Çocuğun çekingenliği ve utangaçlığı, fiziksel olarak güçsüz olmaktan kaynaklanıyorsa beden egzersizlerine, gezintilere, açık yerlerde, parklarda dolaştırmakla ve son olarak beslenmesine ve sağlığına önem vererek onu güçlendirmeye çalışınız. Çeşitli sporlar, özellikle ata binmek, utangaçlığı yenmede önemli bir çözümdür.
Arkadaşlarıyla oynanan oyunlar, aile ve okul toplantıları ve bu vesileyle verilen görevlerle utangaçlığın giderilmesi sağlanır. Utangaç çocukların yalnız kalmasına izin vermeyiniz. Aile arasında veya sınıfta şiir okumaya ve şarkı söylemeye teşvik ediniz. Çocuklar arasında istedikleri konuyu 3-5 dakikada arkadaşlarına anlatmaya yarayan küçük konferanslar düzenleyiniz.
Utangaçlık artık bir karakter haline gelmişse tedavi etmek daha zordur, ama imkansız değildir. Bir kısım heyecanlarımızın fiziksel olaylardan ve bedenimizin durumlarından ileri geldiğini hatırlayarak bundan birtakım pratik sonuçlar çıkarabiliriz:
Bizi mahcup eden kişiler karşısında gözlerimizi indireceğimize, ne olursa olsun onlara bakmaya ve mırıltılarla konuşmadan kaçınarak normal bir ses tonuyla güçlü bir şekilde konuşmaya çalışırsak, utangaçlığı yarıya indirmiş oluruz.
Bu durumda utangaçlıkla mücadelede kendi kendine telkin (L’autosuggstion) in de çok yardımı olacaktır.



Leave a reply