Hamilelik ve Doğum

0

Hamilelik ve doğum toplumda sıradan bir olay olarak algılanabilir ancak, her gün rastlanan bir oluş değildir. Tanımlama için ise hiçbir abartıya gerek yoktur.

Doğum mucizesine inanmak için bunu tecrübe etmek gereklidir. Hamileliğin risklerle dolu olduğunu farz ederek ve ona kaygıyla yak­laşarak çok kolay tuzağa düşülebilir. Hamilelikte ve doğumda yaşan­abilecek problemleri onaylayan bölümleriyle bu yazıda da görüldüğü gibi, olağandışıyı vurgulamak ve bununla üstün olmak insanoğlunun tabiatında vardır. Tabi ki, hamilelikte her şeyin yolunda gideceği illerine karşıt olarak sıra dışı şeylerin olabileceği de bir gerçektir. Yaklaşık olarak beş hamilelikten dördü sorunsuzdur. Bu da, çoğu kadının hamilelik ve doğumu çok büyük sorunlar yaşamadan geçirdiği­ni göstermektedir.

Ama, tabi ki, hamileliklerinde sağlık problemleri yaşamış insanlar mevcuttur. Hamilelik süresince ve sonrasında problemlerle karşılaşan insanların ortak sorunları olmuştur. Bu bilinmelidir. Bilgi, gereksiz kuruntuları ortadan kaldırır ve her ne kadar manzara güzel gözükmese de, kişinin ve ailesinin olabileceklerden haberdar olması gereklidir.

Hamilelik tamamen normal olsa da, her kadının yaşadığı önceki deneyimlerden farklıdır, çünkü bu başka bir hamileliktir. Bu yüzdendir ki, yaşadığı ve hamilelik ilerledikçe yaşayacağı değişiklikleri anlat­makta fayda vardır.

Bir de, kadınlar etrafındakilerden, ailelerinden, arkadaşlarından bazı kulaktan dolma bilgiler edinirler. Tüm doktorlar ve doğum uzmanları sıkça tekrarlanan ve ‘komşum…’, ‘arkadaşım….’, ‘kızkardeşim…’ diye başlayan bu başarısızlık hikayelerine alışıktırlar.

Normal bir hamilelik, diğer normal bir hamilelikten tamamen fark­lı olabilir. Hamilelik için kullanıldığında, “normal” terimi çok elastiktir. Normal bir hamileliğin neleri içerdiğini bilmek anne adayı için büyük bir kardır.

Bir kadın ikinci ve daha sonraki hamileliklerinde ilkiyle aynı deney­imi yaşamayı beklememelidir. Olaylar tamamen değişik olabilir. Bu da yaygın olarak bilineni değiştiren fikirdir. “Gerçekten ters giden bir şey olmalı, son hamileliğimde böyle bir şey yaşamadım”. Hayır. Bu gerek­li değildir. Her hamilelik farklıdır. Doktorların herhangi bir terslik olup olmadığını anlayabilmek için yapmak zorunda oldukları ve yaptıkları testler standarttır.

Bu yazıyı okurken, arkanıza yaslanın ve rahatlayın ve kendinizi bu konuda uzman olacağınıza ikna edin. Konulara göre bölümlere ayrılmış bu yazı hamilelik hakkında genel bir bilgiye sahip olabileceğiniz şekilde düzenlenmiştir.

Hamilelik Öncesi

Çoğu hamilelik planlanmamıştır. Gerçekleştiğinde de tepki olarak; mutluluk, karmaşa, karışık duygular veya panik yaşanabilir.

Hamilelik belirtileri en erken ilişkiden bir hafta sonra veya regl dönemi gecikmeden başlamaz. Belirtiler başlamasa bile, hamilelik testi ile durum onaylanabilir. Düzenli bir adet düzeni varsa, adetin olması gereken günün ertesinde bir test ile hamilelik onaylanabilir. Tabi bu test kitinin kalitesine de bağlıdır. Marketlerde satılan bazı ucuz ürünler yeterince hassas olmadığından ve hamileliğin bu döneminde hormon seviyesi fark edilecek kadar yükselmemiş ise doğru sonuç alınamayabilir. Hastanelerde kullanılan test kitleri, hamileliğin bu erken döne­minde bile bunu onaylayacak hassasiyete sahiptir.

Hamileliği planlayan çiftler için ise, gebe kalmadan önce bilmeleri gereken genel bilgiler vardır. Her şeyden önce kadının sağlıklı olması, tercihen ilaç kullanmaması ve tabii hiçbir korunma yöntemi uygulama­ması gerekir.

Diyet yaparken hamile kalmayı planlamamak gerekir. Gebe kalma olasılığını düşürür. Diyet yapan kişinin uyguladığı programdan dolayı, bazı besinlerin eksikliği ceninin oluşumunda risk yaratabilir.

Erken Hamilelik

Hamilelik sürecini üç bölüme ayırmak, tarihsel olarak uygun, -pratik olarak da kullanışlı- görülmüştür. Bunlar “üç aylık dönem,irimestr” olarak adlandırılmıştır. Hamilelik kırk hafta sürdüğünden, her dönem 13 haftadan ibarettir. İlk trimestr (erken trimestr olarak adlandırılır) ilk 13 haftayı (3ay) içerir. İkinci dönem, (aynı zamanda ikinci trimestr olarak adlandırılır), 1. dönemin sonunda başlar, 26. haf­tanın sonunda sona erer. Son dönem, yani 3. trimestr, doğanın gariplik­lerinden dolayı, 13 haftadan daha kısa veya daha uzun olabilir. Bu tip durumlarda, bebek önceden hesaplanmış olan doğum tarihinden az önce veya az sonra doğar. Her ikisi de sık rastlanılan durumlardır.

Döllenme

Doğal (kendi kendine olan) gebe kalmada, cinsel ilişki, erkek cinsel hücre (gamet) ile kadın yumurtasının (yumurtalık) birleşmesine lider­lik eder. Döllenme etkin olarak meydana gelmiştir.

Serbest bırakıldıktan sonra, bir yumurta birkaç saat yaşar, genelde bu 24 saati geçmez. Bu da 28 günlük (çoğu kadın için) bir dönem içinde, döllenmenin gerçekleşebilmesi için çok kısa bir süre olduğunu gösterir. Erkek cinsel hücre (spermatozoa) çoğunun 24 saatten önce (ilmesine rağmen, daha uzun süre yaşar. Teori olarak, bu akşamki cin­sel ilişkiyle spermatozoa kadının genital bölgesinde bekleyerek, yarın döllenmeye liderlik yapabilir. Eğer tesadüfen yumurtlamanın gerçek­leştiği kritik 24-36 saat arası sağlıklı bir spermatozoa gizlice beklemekleyse, gebe kalma gerçekleşir. Bu oldukça karmaşık bir sürecin çok basit anlatımıdır.

Gebeliğin oluşması için, daha bir sürü döllenmeyi etkileyecek fak­tör vardır. Bunlardan herhangi birisi düzgün değilse, gebeliğin oluşu­munu engeller.

Çiftlerin korunmadan düzenli olarak ilişkide bulunmalarına rağ­men, planladıkları gibi gebeliğin hemen gerçekleşmemesi bir sürpriz değildir. Sağlıklı bir çiftin, gebeliğin gerçekleşmesi için, her ay yüzde yirmi beş oranında şansları vardır.

Düzenli ‘cinsel ilişki’ tanımlaması şaşırtıcı şekilde her kadın ve erkek için başka şeyler ifade eder. İlişki en az haftada 3-4 kez düzenli şekilde belli aralıklarla olmalıdır. Sayı ne olursa olsun, birkaç günlük ilişki diyetinden sonra, diğer birkaç gün sürekli tekrarlanmasıyla ilişki düzensiz olarak nitelendirilir.

Bir kez erkek sperminin kadının yumurtasıyla birleşmesiyle, ‘zigot’ oluşmuştur. îki gametten oluşmuş, tek bir hücredir. Tıpkı milyonlarca vücut hücresi gibi bölünmeyle sonuçlanacak olan 46 kromozomu vardır. Sonuç olarak, yeni bir insan yaratacak olan 9 aylık süreç başlamıştır. Hücre bölünmesi 30 saat içinde başlayacak, ilk zigot bölünmesi ve 2 hücre meydana gelmesiyle, 4-5 gün içinde hücre sayısı altmışa ulaşacaktır.

Bu süre zarfında zigot tübe doğru yolunu hazırlamaktadır. Ve şimdi bu ‘morula’ diye adlandırılmaktadır.

‘Dikme’ haftanın sonuna doğru meydana gelmeye başlar, 2 hafta içinde bu da tamamlanmıştır. Bu süre zarfında kadm, hamile olduğun­dan habersizdir. Aslında bir sonraki adetini beklediği dönemdir. Adeti gelmediğinde, bir şeylerin olup bitmekte olduğuna dair duyduğu kuşkularla yüzleşmeye başlar.

Bu durumda iki şey hamileliğin fark edilmesini erteler. Düzensiz adetleri olan bir kadın, bunu yine bir gecikme olarak nitelendirir ve bu fileri kafasından uzaklaştırır. Diğer bir adetin gecikmesine veya olabile­cek belirtilerin başlamasına kadar durumdan kuşkulanmaz.

‘Dikme’ döneminde olabilecek hafif bir kanama da yeni hamileyi (hamileliğinden habersiz) yanıltabilir. Adetini beklediği bu dönemde, hafif bir kanama ile adetini yaşadığını sanabilir. Bir sonraki adetin gecikmesine veya sebepsiz sanılan mide bulantıları belirene kadar, kişi, vücudundaki yeni oluşumdan bihaber olduğu bir dönem yaşar.

Olaylar sağlam ve hızlı bir şekilde ilerler, dördüncü haftanın sonun­da küçük fetusun kendi kan dolaşımı oluşur. Yanlış anlaşılmasın, bu fetus hala çok küçüktür, henüz ekranda görülemez. Doğruyu söylemek gerekirse, hala bir cenindir ve fetus olabilmesi için 4 hafta daha geçme­si gerekecektir.

Fetusun sinirsel tüpü 6 haftanın sonunda kapanacaktır. Bu ‘spina bifida’ (gelişim kusuruna bağlı omurganın arkasında doğuştan olan açıklık) için endişelendiricidir. Spina Bifida olasılığını azaltmak için folik asit alınması tavsiye edilir. Ne olursa olsun, zamanlama çok önemlidir. Bir adetin gecikmesinden bir veya iki hafta sonra (veya daha geç) folik asit kullanımına başlanması, bu özel durum için gerçekten faydasızdır. Bu yüzden risk taşıyanlara (daha önce spina bifidalı bebeği olan anneler veya hamilelik geçirenler) hamileliklerini planlamaları ve bu destekleyicileri önceden almaya başlamaları önerilir. Tabi ki, ne zaman hamile kalınacağı önceden bilinemediğinden, folik asidi aylarca almak gerekebilir. Bunu bir külfet olarak görmemek gerekir. Folik asidin daha bir sürü faydalan vardır.

Bebeğin Cinsiyeti

Bebeğin cinsiyeti gebe kalma anında belirlenmiştir.

Her şey yumurtayı dölleyen sperme bağlıdır.

Kadın her zaman 23X kromozomlu bir yumurta üretir. Sperm ise hem 23X, hem de 23Y’ ye sahiptir. Boşalma sırasında serbest kalan milyonlarca sperm, bu iki çeşit kromozomu yaklaşık yarı yarıya içerir. Tabi bu milyonlarca spermden sadece birkaç yüzü yumurtaya ulaşa­bilecek ve sadece bir tanesi döllenmeyi gerçekleştirebilecek ayrıcalığa sahip olacaktır. Eğer bu 23X ise; bebek kız, eğer 23Y ise, bebek erkek olacaktır. Bu kadar basittir.

Bazen genetik kusurlar, cinsiyette belirsizlik meydana getirir. Bunlar çok karmaşık ve nadir görülen durumlardır. Bunu burada anlat­maya kalkmayacağız. Yalnız, burada tek belirtilmesi gereken olay, bu erken zamanda erkek veya kız fetusun cinsel organı henüz ayırt edile­mez. Sekiz haftadan önce cinsel organ kız veya erkek olarak belirlenemez.

Bir hamilelik testi aynı zamanda fetusun kız veya erkek olduğunu belirleyebilir mi? Cevap hayır. Hamilelik testi, fetusun cinsiyeti ne olursa olsun sadece meydana gelen hormonu tespit eder.

Bir ultrason makinesi bebeğin cinsiyetini gösterebilir mi? Evet, fakat bu ikinci trimestrden önce olamaz. Bir anne adayı ilk trimestrde (hatta 12-13 haftaya kadar) ultrasona girse de, bebeğin cinsiyetini ekranda görmeyi beklememelidir. Görüntü çok net olsa bile, bu dönemde fetusun dış jenital organı o kadar belirsizdir ki yorum yapıla­maz. Bu, yazıda detaylıca anlatılmış konuya sadece ufak bir göz atıştır.

Tüm Değişiklikler

Annenin vücudundaki değişiklikler çok çabuk başlar. Bu, tamamen hormonaldir. Bu hormonların çoğu fetusun mahsulüdür. Bu demektir ki, fetus kendisine uygun bir ortam hazırlamak için, annenin vücud­unun işlevlerini nasıl yerine getireceğini belirler.

Boy ve Kilo

Fetusun değişim hızı oldukça etkileyicidir. Onuncu haftada yaklaşık 5g. kadarken, yirminci haftada 300g. kadar olacaktır. Bu on hafta önc­eye göre 60 katı bir ağırlıktır.

Zamanla büyüme hızının oranı yavaşlar ve kilo olarak onuncu haf­taya göre beş katı kadar büyüyüp 1500g.’a kadar ulaşır ve daha sonra bu oran 2,5 katına kadar iner ve 40. haftada kilo yaklaşık 3,5-4 kiloya ulaşır.

Fetusun büyüme oranı kişiden kişiye değişir fakat genel durum aynıdır. Aslında, 2. trimestrin sonlan ve 3. trimestr süresince kilo değişimindeki hız fetusun sağlığının göstergesidir.

Boy konusunda ise çoğu anne-baba ilk başlarda fetusun ne kadar küçük olduğunu öğrendiklerinde şok olurlar. Koşullar kusursuz ise, ekran 7 haftalık fetusu çok net gösterir. Bu dönemde fetus lcm’dir. 20.haftada bile, fetusun kol-bacak, hatta parmaklan bile çok net görülse de uzunluğu 5.5 cm’dir.

2. Trimestr

İkinci trimestr H.hafta başlar. Bu dönemde çok büyük sıkıntılar yaşanmaz. Hamilelik süreklidir, fakat böyle dönemlere ayırma sebebi hamileliği daha kolay tanımlayabilmek içindir. Aslında bu dönemler yapay dönüm noktalarıdır. Bu, mide bulantılarının ve kusmaların geride kaldığı dönemdir. Uyarmamız gerekir ki, bazı hamilelerde her ne kadar nedeni tam olarak bilinmese ve çok alışıldık bir durum olmasa da, bulantı bu dönemde de devam eder. Hatta, bazı kadınlarda bu durum doğuma kadar sürebilir. Bunun sebebi belirsizdir. İkinci trimestrin başında, fetus her ne kadar aktif olsa da, anne bu hareketler­den habersizdir. Bu tamamen boyutlarla ilgilidir. Fetus çok küçüktür. Eğer kadın, önceden bir hamilelik yaşadıysa en erken 16. haftadan itibaren hissetmeye başlar. İlk hamileliklerini yaşayanlar için ise, bu 18. haftadan önce olmaz. Hatta bazı durumlarda 20. haftaya kadar hissedilmez.

14. haftada hareketlerin hissedildiğini iddia eden fikrin yerini 18. haftada hareketin azlığı için duyulan telaşa bırakırken, ekranda her şeyin normal seyrinde ilerlediğini görebiliriz.

Küçük ve Büyük Bebekler

İkinci trimestrin sonlarına doğru -26 hafta gibi- (normal hamilelik­lerde, normal bebekler için), genler ve çevre bebeğin doğumdaki boyunu belirleyici etkilerini gösterirler.

İkinci trimestrde – 20. hafta gibi diyelim- ekrandan bakarak, bebeğin doğumda küçük mü, normal mi, iri mi olacağı söylenemez. Aslında bu aşamada, aynı haftalık dönemde olan bebekler yaklaşık aynı ölçüde olurlar.

Genetik miras olarak, büyüklüklerinin nasıl olacağı 3. trimestrin başlarında ortaya çıkmaya başlar. 3. trimestrde, ultrason ekranından, gebelik devresini kusursuzca tanımlamayı denemek gereksiz bir uğraştır. Bunun için en fazla umabileceğiniz, çok iyi bir rehberdir.

Annenin karnındaki nedir?

Gebelik devresini kusursuzca tanımlamak için karnın incelenmesi 1. ve 2. trimestrde inceleyen kişi için daha kolaydır. Tabi bu, her şeyin yolunda olmasına ve tekli hamilelik olmasına da bağlıdır. Çoklu hamileliklerde de inceleme yine mümkündür.

İlk trimestrin genelinde, rahim pelvis çukurunun içinde olduğundan karından muayene geçersiz olacaktır. Bu, ilk trimestrin sonlarına kadar geçerlidir. 12. haftada rahim, bikini bölgesine kadar çıkar.

Gebeliğin 3. ayını başarılı bir şekilde fotoğraflamak, mümkündür. Tabii, üçüz taşıyan bir anne için durum pek aynı olmayabilir.

3. Trimestr

Fetus, boyut olarak gittikçe büyümekte ve çeşitli organlar fonksiy­onel olarak gelişmektedir. Su miktarı (amniyotik su) da çoğalmaktadır. Rahim içi büyümeye devam eder ve buna bağlı olarak karın da şişer. Rahmin büyümesi ve ağırlığa ayak uydurması şaşırtıcıdır. Gebe kalma esnasında, yaklaşık, ufak bir yumruk boyunda, 50g. ağırlığındadır. 3. trimestrin sonunda, kaburgaların altında, pelvisten diyaframa dek uzanan 1000 g. ağırlığında (içindekiler hariç), kendi ağırlığının 20 katı kadar büyümüş şekline ulaşmıştır. Doğumdan birkaç hafta sonra, rahim eski haline, esas ölçüsüne ulaşır.

Kasılmalar

Braxton-Hicks kasılmaları geneldir ve ikinci trimestrnm başında veya ortasında başlayabilir. Karnı inceleyen kişi, bu kasılmaları hissedebilir fakat anne genelde bunları farkına varamaz. 3. trimestrde ancak hissetmeye başlar. Kasılmalar, genelde düzensiz, önceden bilin­mez, kısa süreli ve acısızdır. Hamileliğin sonuna doğru kasılmaların sıklaşması sıkıntı verebilir ve doğumun yaklaştığını gösterebilir. Eğer kişi şanssız ise, bu dönem 3-4 hafta sürebilir. Beklemesi zor bir dönemdir. Neyse ki, bu pek sık görülen bir durum değildir.

Doğum Dönemi

“Bir bebek iki haftalık prematüre doğmuş” cümlesi ne anlama gelir? Aslında hiçbir anlam taşımaz.

“Doğum dönemi” beş haftayı içeren bir süreçtir. Hamilelik, 37. haf­taya ulaştığında, doğum zamanı gelmiştir bile. 1 hafta veya 4 hafta sonra bile bebek henüz doğmadıysa, hala doğum dönemi devam etmek­tedir ve bu çok normaldir. 37 hafta ile 42 hafta arasında doğan tüm bebekler, “doğum dönemi” içinde doğmuş olacaklardır. Bir ebeveyn, bebeklerinin beş gün geç olduğunu söylemekle, aslında önceden hesaplamış olası doğum gününden 5 gün sonra doğduğunu kastetmiştir. Aslında, teknik olarak, bu doğum döneminden beş gün sonra doğduğu izlenimini verse de, bu yanlıştır. “Doğum dönemi” terimi bu açıdan yanıltıcıdır.

Bebeğin önceden belirlenmiş doğum tarihine göre konuşmaktansa, kaçıncı hamilelik haftasında (38. hafta, 41. hafta,) doğduğunu belirt­mek daha uygundur.

“Doğum dönemi” çeşitli rahatsızlıklarla tanımlanmıştır, bu tip sıkın­tılar olacaktır elbette. Bir de, cenin hareketlerinde azalma eğilimi görülecektir. Bu, bebeğin büyümesi ve amniyotik sıvının azalmasına bağlıdır. Bu olgu, 36. haftadan itibaren başlar. Bebek için dar bir alan, kısıtlanmış bir özgürlüğün sonucudur. Ne olursa olsun bebeğin hareket­lerinde belirgin bir azalma hisseden anne adayı, GP’sini kontrol ettirmek zorundadır. Eğer bu, bugün hissedildiyse, bugün kontrol ettir­ilmeli yarına bırakılmamalıdır.

Bebeklerin yüzde sekseni bu dönemde, fakat çok azı tam önceden belirlemiş tarihte doğacaktır. Bu gerçekleşebilir ama bunu hoş bir ikramiye olarak algılamak ve bu tarihe odaklanmamak gerekir. Doğum tarihi hesaplandığında, bebeğin yaklaşık bu zamanlarda doğabileceği­ni, 1-2 hafta fark edebileceğini önceden belirtmek gerekmektedir.

Braxton-Hicks kasılmaları daha rahatsız edici olabilir, hatta sıklaşabilir. Bu nedenle, bazı kadınlar, özellikle önceden doğum deneyimi olmayanlar, doğumun geldiğini düşünürler. Rahim mesaneye baskı yaptığından, tuvalet ziyaretleri sıklaşır, kadın daha sık ve daha çok miktarda çiş yapma ihtiyacı duyar.

Doğum

Doğumun başladığına inansalar da, çoğu kadına henüz başlamamış olduğu söylenir. İşte bu yüzdendir ki; “doğumum 5 gün sürdü” gibi hikâyeleri çok duyarız. Kimsenin doğumu beş gün süremez, bu fiziksel olarak da imkânsızdır! Ebeveynlerin doğum öncesi ile ilgili az bilgiye sahip olmalarından dolayı bu tip yanılmalar çok yaşanır.

“Doğumun gizli safhası” diye bir evre vardır. Bu; dışarıda bir şeyler içerken, banyoda yıkanırken ve herhangi sevilen bir aktivite sırasında hafifçe kendini gösterebilir. Ama maalesef çok ağrılı, hatta hastanede ağrı kesiciye muhtaç bir durumda da yaşanabilir. Bu süreç bir saatten az da olabilir veya 18-24 saate kadar da uzayabilir. Bunların hepsi normaldir.

Bir ebe veya doktor, doğumu başlayan kadına ilk vajinal kontrolünü yaptığında, amaç doğum evresinin başlayıp başlamadığını tespit etmek içindir. Bazen, bulgular doğum için yeterli değildir. Doğum için düzen­li kasılmalar ve rahim ağzının 3cm’e kadar açılmış olması gerekmekte­dir, bulguların yeterli olmaması, sıkıntı vericidir.- Bu bir gerçektir. “Doğum henüz başlamadı” demek kadının tabi ki keyfini kaçırabilir. Bu kişi, büyük ihtimalle, gizli safhadadır ama henüz gerçek doğum başla­mamıştır. Bu açıklanabilir fakat bu sürecin ne kadar süreceği önceden belirlenemez. Ancak, daha önce bir doğum yaptıysa, önceki deneyim­leri kendisine rehber olabilir.

Doğumun başlamasıyla istenilen; düzenli kasılmalara karşı dayanıklı olmak, bebeğin dış dünyaya doğru pelvisten aşağı inmesi ve rahmin sürekli açılmasıdır. Süreç, nadiren o kadar hızlı gelişir ki, anne de, doğumu yaptıran kişi de ne olduğunu takip etmeye zaman dahi bulamazlar. Buna “hızlı doğum”denir. Diğer durumlarda ise, süreç yavaş ilerler veya durabilir.

Kimin rahat bir doğum yaşayacağını önceden belirlemek imkân­sızdır. Fakat, karşılaşabilecek zorlukları öngörmek mümkündür. İlk hamileliğinde, bebeğin normal pozisyonda (baş önde) olup da vajinal doğum (normal doğum) yapmamasını söylemek pek sık görülen bir durum değildir. Bazı durumlarda, mümkün gibi görünmese de normal doğum çok kolay ve başarılı gerçekleşebilir. Buna karşın, bu meslekten olan herkes, bazen sebebini anlamadan doğumun karışıklaştığmı ve durumu düzeltmek için çok çaba sarf edilen hadiseler yaşanmıştır. Bu tabiattır. Modern doğum uzmanları, o kadar verimlidir ki, bilinmeyen­le mücadele etmek artık o kadar da zor değildir.

Doğum üç safhadan ibarettir:

İlk safha, serviksin (rahim boynu) tamamen açılması ve aşağı itişin başlamasıyla sona erer.

İkinci safha, itişin bitmesi ve bebeğin çıkmasıyla sona erer ve böylece 3. ve son safha başlar.

Üçüncü safha çoğu annenin farkında olmadığı veya ilgilen­mediği bölüm olarak; plasentanın çıkarılmasıyla sonlamr. Doğum uzmanlığı, bu her safhanın uzunluğunu etkileyebilir.

Eklemek İstedikleriniz