Şişmanlamanın ve Zayıflamanın Psikolojisi

3

Fazla kilodan şikâyetçi olan bir insanın bundan kurtulmak iste­mesinin ilk koşulu sadece “istek” ya da “dilek” değil, bu konuda “kesin kararlılık” tır.

Fazla kilolarından kurtulmak isteyen kişinin önce hayat biçi­mini değiştirmeyi kabullenmesi ve bunu göze alması gerekmek­tedir. Fazla kiloya sebep olan hayat biçiminin arkasında aşırı yeme, yanlış beslenme, hatalı yemek alışkanlığı ve hareketsizlik bulunmakta­dır.

Bu dört sebep toplu olarak ortadan kaldırılmadıkça, yapılan rejimlerin bir tek ortak kaderi olacaktır: “Fazla kiloları verirken depresyon, verilen kiloları alırken yine depresyon.”

Depresyonun en genel sebebi kayıptır. Kişi önce yemek ye­mekten uzak durarak kaybettiği zevkten ötürü depresyona girer. Bir süre sonra ise, onca eziyetle verdiği kiloları tekrar – ve kaçı­nılmaz olarak – geri alırken de kaybettiği beden ölçüleri ve ken­dine saygısı nedeniyle depresyona girer.

Kısa sürede hızla verilen kilolar, kişiye belki motivasyon vere­bilir ama “doğru beslenme” ve “hareketli bir yaşam” sağlanmadı­ğı takdirde yeni bir başarısızlık duygusunun yaşanması kaçınıl­maz olur. Doğru beslenme yeteri kadar kalori, gereğince protein, gerekli ölçüde vitamin ve mineral demektir.

“Ayar mekanizması” başlığı altında anlatıldığı gibi şişmanlı­ğın kendisi bir yapısal bozukluk olarak ortaya çıkar ve sonra bu durum hormon sistemini etkileyen bir kısır döngüyü başlatır.

Sağlıklı bir zayıflama programının içermesi gereken asgari şartlar düşük kalorili beslenme, fizik egzersiz ve lifli gıdalardan oluşan bir diyettir.

Sağlıklı Kilo Vermek İçin

Sağlıklı ve doğru bir beslenme beden için gerekli olan ölçüde ka­lori, protein, vitamin ve mineral almaktır. Fazla kilolarından kur­tulmak isteyen kişi, kendisini “özgür” iradesiyle bile olsa sert bir disiplin altına sokarsa, kısa bir süre sonra bu sert disiplinin geri tepen sonuçlarıyla karşılaşması kaçınılmaz olur. Bu sebeple ken­dine sert bir disiplin uygulamak yerine yumuşak bir şekilde “ha­yat biçimini” değiştirmeye karar vermek ve bu değişikliği göze almak, başarısı kanıtlanmış en uygun yoldur. Sağlıklı bir biçimde kilo vermek için yapılması gereken; dengeli bir diyet uygulamak, fizik egzersiz yapmak, beslenme ve “yeme” alışkanlığını değiştirecek bir dav­ranış düzenlemesi içine girmektir.

Dünyanın en önde gelen tıp dergilerinden Lancet’de zayıfla­ma konusunda üç yöntemin karşılaştırıldığı bir araştırma yayım­lanmıştır. Benzer özellikler gösteren şişmanlar üç grupta toplan­mışlar, birinci gruba zayıflama hapı verilmiş; ikinci gruba hap ve yeme alışkanlığını değiştirmeye yönelik davranış düzenleme tek­niği uygulanmış; üçüncü gruba ise sadece yeme alışkanlığını de­ğiştirmeye yönelik davranış düzenleme tekniği uygulanmıştır.

Dört aylık incelemeden sonra ilaç grubunun 15 kg; ilaç ve dav­ranış düzenleme grubunun 30 kg; sadece davranış düzenleme uy­gulanan grubun ise 10 kg vermiş olduğu görülmüştür.

Bir yıl sonra yapılan izleme çalışmasında 15 kg veren ilaç gru­bunun 10 kg geri aldığı; ilaç ve davranış düzenlemesi grubunun verdiği 30 kg’dan 24’ünü geri aldığı; sadece davranış düzenleme­si uygulayan grubun ise yarım kilo almış olduğu ortaya çıkmıştır.

Bu araştırmanın ortaya koyduğu en somut bulgu, dışarıdan yapılan müdahalenin yapıldığı süre içinde geçerli olduğudur. Görüldüğü gibi, müdahale ortadan kalkınca kişiler hızla eski alışkanlıklarına geri dönmektedirler.

“Stresle Başaçıkma” seminerlerimizden birine katılan bir ha­nım son bir yıl içinde sürdürdüğü rejimle 110 kilodan 80 kiloya inmişti. Son bir yıldır günlük beslenmesinde 1000-1200 kalorinin üzerine çıkmadığı halde daha fazla kilo veremiyordu. Halbuki ki­lo vermek konusundaki klasik yaklaşımlara göre normal ağırlığı­nın en az % 20 daha üzerinde olan bu hanımın, günde 500 kalori eksik almaya devam ettiği için her hafta bir kilo vermeyi sürdür­mesi gerekiyordu.

Bu durumu ayar noktası ile izah etmek mümkündür. Kişi aldı­ğı kaloriyi azaltmış, bünyesi ise harcadığı enerjiyi azaltarak kilo­nun sabit kalmasını sağlamıştır. Fazla kilo problemini yaşayan birçok kişi için tipik olan bu durum, kilo vermeyle ilgili gerek tıb­bi, gerekse psikolojik yaklaşımların temelini oluşturan, “şişman­ların fazla yedikleri” varsayımının doğru olmadığını ortaya koy­maktadır.

Günde 1000-1200 kalori alan bir insanın fazla yediği ileri sürü­lemeyeceğine göre, “fazla yemek” ne anlama gelir? Bu kişi kom­şusundan mı daha fazla yemek yemektedir, yoksa hayatının daha genç olduğu döneminden mi? Veya bu kişinin aynı yaşta, aynı cinsiyette ve aynı aktivite düzeyindeki hayali bir kişiden daha mı fazla yediğini düşünmek gerekir. Yapılan araştırmalar cinsiyet ve yaş açısından aynı durumda olan benzer kilo ve aktivite düzeyin­deki kişilerin birbirlerinden çok farklı biçimde beslendiklerini ve farklı düzeylerde kalori aldıklarını ortaya koymuştur. Kısaca söy­lemek gerekirse benzer aktivite düzeyindeki kişiler, aynı kiloyu almak için farklı miktarda kaloriye ihtiyaç duymaktadırlar.

Şişmanlık çok karmaşık bir konudur. Birçok başarısız diyet gi­rişiminin temelinde şişmanlığa yol açan veya kilo vermeyi zorlaş­tıran sebeplerin yeterince bilinmemesi yatmaktadır.

Şişmanlık Basit Bir Sebep Sonuç İlişkisi Değildir

Aşırı yemek, bir kişinin vücut ağırlığım artırmasına neden olacak ölçüde yemesidir. Şişmanlık sadece yeme miktarına bağlı değildir. Şişmanlığa genetik, fizyolojik ve davranışsal faktörlerin karmaşık et­kileşimi yol açar. Konuyu daha da zor anlaşılır kılan bu faktörle­rin gıda alımını etkileme yolunun bireyden bireye farklılık gös­termesidir.

Psikolojik faktörlerin şişmanlık konusunda önem taşımasının sebebi, bu faktörlerin çeşitli yollarla yeme davranışını ve enerji kullanımını etkilemesidir. Böylece şişmanlığa yol açan psikolojik problemlerle şişmanlık sonucu ortaya çıkan psikolojik problemle­ri birbirinden ayırmak mümkün olabilmektedir.

Şişmanlıkla ilgili psikolojik faktörlerin araştırılmasıyla ilgili çalış­malar okunduğu zaman şişmanların yeme davranışlarını kontrol edeme­yen insanlar olmadıkları ve sadece yenilen yemeği azaltmanın kilo alı­mını önlemeyeceği kesin olarak görülecektir.

Şişmanlara Özgü Bir Kişilik Var mıdır?

Şişmanlıkla kişilik arasındaki ilişkiye farklı bakış açıları vardır. Örneğin psikanalitik yaklaşım içinde olanlara göre aşırı yeme is­teğinin güçlü, zorlayıcı dürtüsü doyma mekanizmasına ağır ba­sar ve böylece kişi aşırı yeme davranışı içine girer. Aşırı yeme ay­nı zamanda depresyon ve anksiyete ile ilgili hastalıklı (sağlıklı ol-mayan-patolojik) bir uyum davranışıdır.; Bu görüşe; göre şişman insanlar, çocukluklarında endişe ve gerginlikle mücadele aracı olarak “yemeyi” öğrenirler. Bunun sonucu olarak da oluşan şiş­manlara özgü, pasif, bağımlı kişilik özellikleri problemlerle başa-çıkmak için alternatif yollar geliştirmelerine engel olur.

Gerçekten de yapılan araştırmalar şişmanların normal ağırlık­taki kişilere kıyasla, endişe ve sıkıntı yaratan durumlarla karşılaş­tıkları zaman daha fazla yemek yediklerini ve iç gerginliklerini böylece hafiflettiklerini ortaya koymuştur.

Ancak şişmanların gösterdiği bu tepki konunun sadece bir yö­nünü ortaya koymaktadır. Çünkü yapılan çok sayıda araştırma­nın sonucu toplum içinde şişmanların normallere kıyasla daha fazla nevrotik davranış, psikiyatrik veya duygusal bozukluk göstermediği yönündedir. Bu sebeple psikanalitik yaklaşıma göre şişmanlığın sebepleri olan faktörler, gerçekte şişmanlığın sonucu ortaya çıkan kişilik özellikleridir.

Bu konuda yapılan araştırmanın ortaya koyduğu bir bulgu çok ilginçtir. Herhangi bir psikiyatrik tedavi altında olmayan şiş­manların, özellikle de erkek şişmanların toplum içindeki diğer normal insanlardan daha az nevrotik belirti ve normalden sapan davranışlar gösterdiği saptanmıştır. Şişmanların hayret edilecek ölçüde dengeli olmaları, onların ruh sağlığı açısından son derece sağlıklı olduklarının işaretidir.

Diyet programlarının gözkamaştırıcı sloganlarının arkasına ta­kılarak rejim yapanların ortak kaderinin kısa bir süre sonra “dep­resyon” olduğunu söylemiştik. Ancak yapılan araştırmalar uygu­lanan diyet programına, zîhinsel-davranışsal düzenlemelerin eşlik et­mesi durumunda depresyon yaşanmadığını ortaya koymaktadır. Bu­nun en büyük iki sebebi, kilo kaybının yavaş yavaş meydana gel­mesi ve beslenmede aşırı sınırlamalara gidilmemesidir. Bu kitabın benzerlerinden farklı olmasının sebebi esas olarak en son araştırma bul­gularıyla geliştirilen çağdaş bir yaklaşımla kaleme alınmış olmasıdır.

Şişman çocukların özellikle ağız yoluyla aldıkları hazzı ertele­mekte güçlük çektikleri görülmüştür. Bu çocukların aşırı yemek yemesine ağız yoluyla alınacak haz veren ve keyifli bir yaşantı­nın ertelenmesinde güçlük çekmeleri sebep olmaktadır.

Duyulacak olan hazzın ertelenmesi zihinsel ve sosyal gelişi­min belirli bir aşamasında çocuklukta kazanılan bir beceridir. Anne-baba çocuğun yeme davranışı üzerinde büyük bir kontrole gi­derlerse, çocuklar ağız yoluyla elde edecekleri hazla ilgili bir alış­kanlık kazanmazlar ve böylece kendi yeme davranışları üzerinde kişisel kontrol geliştirmeleri mümkün olur. Eğer anne-baba veya çevreden bu tür bir dış kontrol gelişmezse, yiyeceklerin el altında olduğu ve çekici bir biçimde sunulduğu durumlarda çocuk ken­disini bunları yemekten alıkoymaz.

O halde başta sorulan sorunun cevabı, “Şişmanlara özgü bir kişilik yoktur” olmaktadır.

Şişmanlara Özgü Bir Düşünce Biçimi Var mıdır?

İnsanlar hayatlarını kontrol etme ve hayatları ile ilgili sorumlulu­ğu üstlenme açısından farklı tavır ve düşüncelere sahiptirler. “Kontrol Odağı” kavramı insanlardaki bu özelliği ifade eder. Kontrol odağı içerde olanlar, kendi hayatları ile ilgili sorumlulu­ğun kendilerine ait olduğu inancındadırlar. Buna karşılık kontrol odağı dışarda olanlar, olumlu ve olumsuz yaşantılarının sebebi­nin başkaları, şartlar, şans veya kader olduğuna inanırlar.

Dış kontrol odağına sahip bireylerin, sorumluluğu kendi dışlarındaki sebeplere dayandırmaları nedeniyle, bu tip kimselerin aşırı yemelerini de stres, başkalarının ısrarı, yorgunluk, vb. gibi dış faktörlere bağladıkları ve böylece kilo aldıkları düşünülmüş­tür.

Bazı araştırmalarda farklı sonuçlar elde edilmiş olsa bile, şiş­manların sosyal çevre ile ilişki içindeyken kendi isteklerini denet­lemek konusunda daha az kontrol sahibi olduklarına inandıkları görülmüştür. Şişmanların çocukluklarında, kendilerini kontrol et­melerine daha az imkân verildiği yönündeki araştırma bulgusu hatırlanırsa, bu sonucu doğal karşılamak gerekir. Şişmanların bü­yük çoğunluğunun beden ağırlıklarından ve dış görünüşlerinden memnun olmadıkları halde, bunu düzeltmekte başarısız olmaları yine bu görüşü desteklemektedir.

Bu sebeple kilo vermek isteyenlere iç kontrol becerisi kazan­dırmak diyetin başarısını artırmaktadır.

“Zihinsel Sınırlama” Kilo Vermek İçin En Önemli Yoldur

Şişmanların psikolojisiyle ilgili olarak çalışan bazı araştırmacılar şişmanlıkla ilgili genel sebepler üzerinde dururken; bazı araştır­macılar da, “Zihinsel sınırlama” üzerinde durmuşlardır. Zihinsel sınırlama, fazla yemekle ilgili fizyolojik açlık işaretlerine aldırma­mak ve böylece kendini sürekli olarak yemekten mahrum etmek anlamına gelmektedir. Bir başka ifadeyle, zihinsel sınırlama, kişinin kilosunu kontrol etmek için sürekli olarak kendisi üzerinde bilinçli bir kontrol geliştirmesi anlamına gelmektedir.

Kilo problemi olan bir kişi yediğini kontrol etmek için bilinçli bir çaba harcıyorsa, kendisini sevdiği şeylerden “yoksun bırakıl­mış” olarak hissetmektedir. Böyle bir kişi zihinsel kontrolüyle sür­dürdüğü diyeti sırasında herhangi bir yolla başarısızlığa uğrarsa, yoksun bırakılma duygusu ağır basmakta ve aşırı yemek davranışı ortaya çıkmaktadır. Bu karşı düzenleme mekanizması, yemekle il­gili “ya hep-ya hiç” tavrım doğurmaktadır. Rejime giren kişi plan­ladığı (öngördüğü) miktardan fazla yediği takdirde, “sınırı geç­me” veya, “haddini aşma” duygusu yaşamakta ve “Rejimin gerek­lerini yerine getiremediğine göre, kendimi sevdiğim yiyecekler­den yoksun bırakmanın bir anlamı yok. İlerde bir tarihte daha cid­di bir rejim yaparım.” şeklindeki düşünce biçimiyle rejiminden vazgeçerek tekrar fazla yemeğe yönelmektedir.

Sık Diyet Kilo Kazandırır

Zihinsel sınırlama kilo problemi olanların çok dikkat etmeleri ge­reken bir konudur. Çünkü bu durum hem fazla kiloya sebep olur, hem de şişmanlığın devam etmesine ve alman kiloların ve­rilmesinde güçlüğe yol açar. Yapılan araştırmalar, sık sık diyet giri­şiminde bulunanların kilolarında artış olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuca yol açan psikolojik ve fizyolojik sebepler birbirinin içinde­dir. Kilo problemi olan kişi, bir diyet programına başlamadan ön­ce de diyet programını bıraktıktan sonra da, normalde yediği miktardan daha fazla yemektedir. Ayrıca muhtemelen, kilo ka­yıpları “ayar mekanizması” yoluyla organizma tarafından, bir tehlike olarak algılandığı için organizma kendisini bu kayıplara karşı koruma amacıyla çeşitli önlemler almakta ve bu da kilo kay­bını güçleştirmektedir.

Yapılan birçok araştırma, kısa süreli rejim yapmanın daha sonra aşırı yemeğe sebep olduğunu, bünyenin daha az enerji har­cadığını ve bunun da daha kilolu bir insan olarak hayata devam etme sonucunu doğurduğunu ortaya koymuştur. Sık sık rejim yapmanın en olumsuz tarafı, her rejim denemesinde kilo kaybetmenin bir öncekinden daha zor olmasıdır. Sık rejim yapanlar bir yandan daha kolay kilo alırken, öte yandan daha zor kilo kaybederler.

Şişmanlara Özgü Bir Yemek Tarzı Var mıdır?

Gazete ve dergilerde şişmanlar hiç durmadan yemek yiyen, buna rağmen bir türlü doymak bilmeyen, karınlarını tıka basa doldu­ran kişiler olarak tanıtılırlar. Bu yayınlar bilim adamlarını, şiş­manların, diğer insanlardan farklı bir yemek tarzı olup olmadığı­nı araştırmaya yöneltmiştir.

Şişmanlar Daha mı Çok Yer?

Kilo problemi olanların, kilo problemi olmayanlardan daha fazla yemek yiyip yemedikleri birçok araştırmaya konu olmuş ve bu araştırmaların bir bölümü şişmanların daha fazla yediğini, bir bö­lümü ise şişmanlarla şişman olmayanlar arasında yenen yemek miktarı açısından bir fark olmadığını bildirmiştir. Ancak, açık bü­fe servisi yapılan restoranlarda şişman müşteri sayısının arttığı kesin bir şekilde saptanmıştır.

Bu konuya ışık tutan ilginç bir araştırma da bir cezaevinde ya­pılmıştır. Bütün mahkûmların beslenmelerinin son derece kont­rol altında olduğu cezaevinde zayıf ve şişman mahkûmlara üç aylık özel diyetler uygulanarak zayıflar şişmanlatılmış, şişmanlar da zayıflatılmıştır. Üç ay sonra cezaevinin normal beslenme dü­zenine dönüldüğü zaman, aynı miktarda kalori aldıkları halde herkesin eski kilosuna geri döndüğü görülmüştür. Bu sonuç “ayar mekanizması” görüşünün doğruluğunu desteklemektedir.

Yenilen yemek miktarı kilo almayı veya vermeyi sağlayan de­ğişkenlerden sadece biridir.

Şişmanlar Daha mı Hızlı Yer?

Şişmanlık konusundaki yaygın inançlardan bir tanesi de, şişman­ların daha hızlı yedikleri ve hızlı yemenin şişmanlığın sebeplerinden biri olduğudur. Yapılan çok sayıda araştırma, şişmanların yeme hızının normal kilolulardan farklı olmadığını ortaya koy­muştur. Ancak yine yapılan araştırmalar, yeme hızını azaltmanın ve yavaş yemenin kilo vermeyi kolaylaştırdığı, yavaş yemek yiyenlerin, hızlı yemek yiyenlerin aksine, doyma hissine ulaştığı sonucunu vermiştir.

Şişmanlar Daha Yüksek Kalorili Yiyecekleri mi Tercih Ederler?

Şişmanlarla ilgili bir başka önemli varsayım, şişmanların yemek lezzetli olduğu takdirde daha fazla yedikleridir. Lezzetli yiyecek­ler de büyük çoğunlukla kalori değeri yüksek olan yiyeceklerdir.

Oysa şişman olmayanlar da lezzetli yiyecekleri severek yerler ve yapılan araştırmalar, şişmanlarla ilgili bu görüşün abartıldığı­nı göstermektedir.

Şişmanların lezzetli ve yüksek kalorili yiyeceklere düşkün ol­dukları görüşü özellikle diyet yapılan dönemler için geçerlidir.

Ancak bir günlük bebekler üzerinde yapılan bir araştırma, şiş­man anne-babaların bebeklerinin normal kilolulara kıyasla tatlı ve şekerli yiyecekleri daha çok tercih ettiklerini ortaya koymuş­tur. Böylece tatlıdan hoşlanma çok erken öğrenilmekte, muhteme­len de genetik bir yatkınlık sonucu olduğu ortaya çıkmaktadır. Hiç şüphesiz tatlıdan hoşlanmak da şişmanlık için bir risk faktörü oluşturmaktadır.

Bir başka araştırmada da şişman ve normal kilolu bireylerin tatlıları değerlendirmeleri incelenmiş ve şişmanların yağ değeri yüksek olan tatlıyı seçtikleri görülmüştür. Böyle bir tercih şiş­manlığın bilimsel kanıtı değilse bile, şişmanların fazla kiloların­dan kurtulamamalarının sebebi olduğu kesindir.

Şişmanlık Kalıtsal mıdır?

Daha önce de anlatıldığı gibi, insanın beden ağırlığının belirlen­mesinde, özellikle de şişmanlık konusunda kalıtsal faktörlerin çok önemli ölçüde rol oynadığı bilimsel araştırmalar tarafından gösterilmiştir.

Kalıtsal faktörlerin hangi mekanizma ile şişmanlığa sebep ol­duğu bugün henüz tam olarak açık olmasa bile, istirahat sırasın­daki metabolizmanın farklılığının bu konudaki belirleyicilerden biri olduğu düşünülmektedir.

Yakın zamanda yapılan araştırmalar şişmanların, yemekle il­gili dış uyaranlara daha açık ve duyarlı olduklarını ortaya koy­muştur. Bu duyarlılık farkının da genetik yatkınlıkla ilişkili oldu­ğu düşünülmektedir.

Şişmanlama riski olanların fizyolojik duyarlık eşiği diğer in­sanlara kıyasla daha düşüktür. Bu nedenle bu insanlar hem dış uyaranlara karşı, hem de kendi iç zihinsel uyaranlarına karşı tep­ki vermeye daha çok hazır bir durumdadırlar. Tepki verme ko­nusundaki bu duyarlılık ve hazırlık ağrı, stres ve farklı duygusal değeri olan uyaranlar konusunda da geçerlidir. Yapılan araştır­malar şişmanların, normal kilolulara kıyasla bu tür uyaranlara daha kolay ve daha büyük tepkiler verdiklerini ortaya koymuş­tur.

Tepki vermeye yatkın olmakla dış uyaran arasındaki ilişki ye­me davranışını nasıl etkilemektedir? Dış uyaran tepki vermeye yatkınlığı tetiklediği gibi, tepki vermeye yatkınlık dış uyaranın algılanışındaki yoğunluğu da artırıyor olabilir. Heyecan uyandı­ran durumlara verilen tepki çok önemli ölçüde kalıtsal faktörler tarafından belirlenir. Tepki vermeye yatkın olmanın bu iki cephe­si, şişmanlığın geliştirilmesinde büyük ölçüde kolaylık sağlar.

Düşük bir tepki eşiği, yemekle ilgili bir uyarana kolayca tepki vermeye sebep olur. Ayrıca yapılan araştırmalar bu tür bir hazır olma durumunun metabolizmanın verdiği cevabı etkilediğini or­taya koymuştur. İnsanlarda ve hayvanlarda yemeğin ortaya çık­masının insülin salgısını (karbonhidrat metabolizmasında önemli bir rol oynayan hormon) artırdığı görülmüştür. Yapılan araştır­malarda, daha da ilginç olan, insülin salgısının yemeğin lezzetlili­ği ile orantılı olarak artmasıdır.

Dış uyaranların tetiklediği metabolik değişiklikler, bir sonraki adımda beden kimyasında daha ileri değişikliklere yol açar. Ye­me davranışına yol açan kuvvetli istek, önüne geçilemez noktaya gelecek şekilde tırmanmaktadır. Bu sebeple yemeği hatırlatan ipuçlarının varlığı dış uyaranlara tepki verme düzeyi düşük bi­reylerde açlık duygusunun ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Benzer şekilde yemeğin her zaman hazır ve el altında bulunması da kişinin daha sık açlık duygusu hissetmesine yol açar.

Yediği yemeği işletmesine fatura ettirerek vergiden düşen, bu arada misafirlerini ağırlayan, yediği yemeğe “iş”le ilgili bir an­lam yükleyen ve öğlenleri sık sık lezzetli bir yemek yemek imkâ­nına sahip işadamlarının kilo almaları son derece kolaylaşmakta­dır. Benzer şekilde bürokrasinin üst kademesindeki kişilerin veya politikacıların kendilerine sunulan yemeklerdeki sınırsız lezzet ve seçim imkânı karşısında temel dürtülerini bastırıp kilolarını korumaları kolay değildir.

Kilo Kaybetmek Ancak Davranışçı Tekniklerle Mümkündür

Şişmanlığın tedavisi konusunda ne yazık ki kolay reçeteler yok­tur. Ancak yapılan çok sayıda araştırmadan elde edilen sonuçlar, hayat biçimini değiştirmeyi hedefleyen zihinsel ve davranışçı tek­niklerin kilo vermeyi kolaylaştırmak konusunda çok başarılı ol­duklarını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde verilen kiloların ge­ri alınmaması ve beden ağırlığının kilo almadan sürdürülmesi konusunda da psikolojik tekniklerin yararlı olduğu saptanmıştır.

Davranış düzenleme tekniklerinin iki büyük avantajı vardır. Birincisi; bu tekniklerin uygulanmaya başladıktan sonra bunlar­dan vazgeçilme ihtimali çok düşüktür. Kilo verme gayreti içinde olan kişiler, elde ettikleri olumlu sonuçlar sebebiyle gayretlerini sürdürme konusunda cesaretlenmektedirler.

Davranış düzenleme tekniklerinin ikinci avantajı, kişilerin di­yet sırasında kendileriyle ilgili olumlu duygusal değişiklikler hissetmeleridir. Bildirilen bu olumlu duygusal değişikliklere yol açan faktörlerin grup desteği veya sosyal destek, aktif bir hayat biçi­mi içinde olmak ve kendi hayatını kontrol etmek konusunda başarılı ol­ma duygusu olduğu sanılmaktadır.

Kilo vermek konusunda yapılan çok sayıda araştırmadan elde edilen bulguların uygulamaya koyulmasıyla çağdaş diyet prog­ramları nitelik değiştirmiştir.

Düşük kalorili diyetlerin davranışçı tekniklerle birleştirilmesi, başlangıçta nispeten hızlı bir kilo verilmesine sebep olmaktadır. Bu kilo kaybının yarattığı yüksek motivasyon, davranış düzenle­meleri yoluyla kilo almaya sebep olan alışkanlıkların değiştiril­mesine imkân vermektedir.