Nevrozlar

Posted on 25. Oca, 2009 by admin in RUH SAĞLIĞI

Nevrozda, kişi istek ve idealleri doğrultusunda ilerlerken aşamayacağı engellerle karşılaşırsa ümitsizliğe kapılır. Önce kendi yeteneklerini yargılar. Engelleri aşamadığı için çevresi tarafından eleştirildiği ve baskıya maruz kaldığı zaman çevreye kızar. Ancak çoğu zaman bu kızgınlığını dışa vurmaz, içinde tutar. Sitem ve kızgınlıklar üst üste geldikçe çeşitli sıkıntılar doğar ve bunlar ki­şiye huzursuzluk vermeye başlar.

Nevrotik kişide sürekli sinirlilik, gerginlik, korku, endişe, huzursuzluk, kuruntu, dikkati toplayamama, dengesizlikler ve ruhsal çöküntü hali görülür. Kişi karşılaştığı zorluklan aşmak için gayret etmek yerine onlardan kaçmaya çalışır. Sürekli olarak kendi duyguları, kendi umutları ve kendi sorunlarıyla ilgilidir. Kendine dönük olduğundan diğer insanlarla ilgilenmez. Sorum­luluklarını yerine getirmediğinin farkında olması ve insanlardan bencilce beklentileri suçluluk psikolojisi yaşamasına neden olur.

Nevrotik kişi kendisine zarar verdiğini gördüğü halde, şaşır­tıcı bir şekilde, aynı hataları tekrar tekrar yapar.

Olaylar ve kişiler hakkındaki yorumlarını genelleştirir. Ör­neğin bir kişinin söylediği sözü, herkes böyle söylüyor şeklinde aktarır. Yaşadığı olayları ise çok olumlu ya da çok olumsuz gibi keskin ayrımlarla değerlendirir. Benzer şekilde insanları da. Bir kişi onun için ya çok iyidir ya da çok kötü.

Nevrotik kişi sıklıkla olaylarla baş edemediği ve yapmak iste­diği şeyleri yapamadığı şeklinde sızlanır. İşin gerçeği; yapamamasından çok, yapmak istememesidir. Aslında korktuğu faaliyetten kaçmak istemektedir. Bunun için pek çok mazeret ileri sürer, yap­maları gereken etkinliği devamlı olarak ertelerler.

Nevrotik kişi, davranış bozukluklarından kendim sorumlu görmez, hep kendini haklı bulur. İç dünyasında suçluluk kızgınlık hakimdir ve sevgiyi algılamakta zorlanır. Kendini sert bir bi­çimde yargılar, acımasızca eleştirir, değersiz görür. Böyle olduğu­na dair sürekli delil toplamaya çalışır, ilgisiz yorumlarda bulunur ve devamlı bunun ıstırabını yaşar.

Bu kişiler nevrotik davranışlarıyla uyumsuz olabilirler fakat gerçekleri çarpıtmazlar. Aksine gerçeğin farkındadırlar ancak çı­kış yolu bulamazlar.

Panik bozukluk

Panik bozukluk, nöbet şeklinde birdenbire beliren yoğun bir korku hissidir. Kişi, başına bir kötülük geleceğinden, felakete uğ­rayacağından, aklını kaybedeceğinden veya öleceğinden korkar, dehşete kapılır. Kontrolünü kaybedip ürkütücü şeyler yapacağı endişesi yaşar. Bu ataklar 5-10 dakika içinde ani olarak başlar, çoğu zaman 30 dakikayı geçmez. Ender olarak bir saati geçse de kendiliğinden son bulur. Atakların tekrarlaması olasıdır.

Panik ataklı bir hastada; çarpıntı, göğüs ağrısı, göğüste sı­kıntı hissi, titreme, terleme, boğulma hissi, nefes almada zorluk, nefesin kesilmesi, karın ağrısı veya mide bulantısı, üşüme veya tam tersi ateş basması, baş dönmesi, bayılacakmış gibi hissetme, uyuşma ve karıncalanma hissi, delireceği korkusu, ölüm korkusu gibi belirtilerden en az dördü veya daha fazlası bir arada başlar ve dakikalar içinde tırmanır. Fakat panik atak tehlikeli bir has­talık değildir. Kişinin sandığı gibi korktuğu şeyler başına gelmez; bu sebebe dayalı olarak hayatı tehlike altına girmez, hasta aklını yitirmez veya kontrolünü kaybetmez. Panik atak hiçbir zarar ver­meden kendiliğinden geçer.

Fobiler

Gerçeklere ve akla uymayan, yersiz veya abartılı korkulara fobi adı verilir. Fobisi olan kişi ise tehlike arz etmeyen durum ve nesneler karşısında korkuya kapılır. Örneğin böceklerden korkan bir kimse çiçeğin kenarında küçük bir böcek görse çok heyecan­lanır, atmak veya öldürmek zorunda kalmak ise panik olmasına sebep olabilir.

Bazı fobilerde ise korkuda gerçeklik payı vardır, ancak abar­tılmıştır. Her insan yüksekten ürker, ancak 4-5 metre yükseklikte bulunan bir dairede pencere kenarına yaklaşamayan, hatta zorlan­dığında baygınlık geçiren insanlar vardır. Bunlar basit fobilerdir. Bir de sosyal fobiler vardır ki bu durumda kişi olmadık bir hata yaparak insanların önünde utanacağı veya küçük düşeceği gibi endişeler taşır. Topluluk arasında konuşurken bir anda sözünü unutacağım, kekeleyeceğini, akılsızca şeyler söyleyeceğini, soru soran olursa cevap veremeyeceğini; bir şey içerken ses çıkacağını, yemek yerken boğazına kaçacağını düşünür. İnsanların yanında aşırı heyecanlanmaktan, ellerinin titremesinden ve bunun fark edilmesinden korkar. Bu yüzden kalabalık içinde konuşma, sesli okuma, yazı yazma, iş yapma gibi etkinliklerden uzak durur. Bu­nun dışında agorafobiler vardır. Özellikle asansör, köprü, tünel, sıkışık trafik ve kapalı yerlerde hasta yoğun bir sıkıntı duyar, ku­runtulu bir şekilde beklemeye başlar. Panik atak yaşaması duru­munda kendisine yardımın gelmeyeceğinden, mahcup duruma düşmekten korkar. Kimi zaman da direk olarak ortamdan kaçar. Dişçi koltuğu, berber, kuaför çekindikleri yerlerden bazılarıdır. Bu tip fobik kişiler toplu taşıma araçlarına binemez, evde yalnız başlarına kalamazlar.

Özetle; fobi korkudan farklı bir şeydir. Bu ruhsal hasta­lıkta korkunun mantıklı bir açıklaması yoktur. Fobik kişinin kendisi de bunun farkındadır. Fobiler tedaviye çok iyi cevap veren ruhsal rahatsızlıklardır. En çok rastlanılan fobiler şunlardır:

FOBİ

KORKULAN

Akrofobi

Yükseklik

Agorafobi

Açık alan

Ailurofobi

Kediler

Antofobi

Çiçekler

Antrofobi

İnsanlar

Akuvafobi

Su

Astrafobi

Şimşek

Brontofobi

Gökgürültüsü

Klostrofobi

Kapalı yer

Kinofobi

Köpek

Ekuinofobi

Atlar

Herpetofobi

Kertenkele

Mizofobi

Kirlilik

Nikotofobi

Karanlık

Ofidofobi

Yılanlar

Payrofobi

Ateş

Karşılaşılan fobi türlerinden biri de sosyal fobilerdir. Sosyal fobisi olan insanlar toplum içine karışmaktan çekinirler. Bu tür or­tamlara girdiklerinde eleştirilme ya da küçük düşürülme korkusu yaşarlar. Sosyal fobinin belirtileri şöyle sıralanabilir: Terleme, tit­reme, baş ağrısı, çarpıntı, midede rahatsızlık, kaslarda gerginlik, sıkıntı hissi. Bu belirtiler kişinin yaşamını çok güçleştirecek hale geldiğinde kişinin bir uzmandan yardım alması, tedavi görmesi gerekebilir. Hastaların %95′inde başlangıç yaşı 20′nin altındadır.

Saplantı Hastalığı

Obsesyon (saplantı-takıntı) insanın aklına istenmeden, elin­de olmadan gelen rahatsız edici düşüncelerdir. Bu düşünceler geldiği zaman kişide büyük bir sıkıntı oluşur ve kişi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için bazı uygunsuz, kendini yapmaktan alıko­yamadığı ve saçma bulduğu yineleyici hareketler yapmaya baş­lar. Bu hareketlere de kompülsiyon (zorlantı) adı verilir. Sonuçta kişinin işlevselliği önemli ölçüde etkilenir ve bu durum tedavisi şart olan bir hastalık haline gelir.18 Zorlantılara örnek olarak şunu verebiliriz: Zihninden, “kapıyı 10 kere açıp kapamazsam başıma bir felaket gelecek” veya “bine kadar saymazsam bu evden biri ölecek” diye geçirir. Bu “sözde” kötü ihtimali engellemek için sü­rekli sayar; veya tabağa şu kadar kez dokunmalıyım, der ve bunu yapar. Bu şekilde saymakla veya dokunmakla sözde doğacak kötü sonuçları önlediğine inanır.

Bu hastalığın türleri şunlardır:

1. Sayma saplantıları: Hasta gördüğü veya düşündüğü sayı­ları sayma konusunda kendisini engelleyemez. Binaların kaç kat olduğunu, elektrik direklerini, kaldırım taşlarım vs. sayar, araba plakalarını okur.

2. Düzen saplantıları: Kişi her şeyi, kendi anlayışına göre be­lirlemiş olduğu sistem ve kurallara uygun olarak düzenlemeye çalışır. Başkalarının eşyalarına dokunmasını istemez ve bundan rahatsızlık duyar.

3. Temizlik ve bulaşma saplantıları: Çoğunlukla kişi mikrop­ların ve her türlü kirin üzerine bulaşmasından korkar. Ellerini de­falarca yıkayarak, kendisini bulaşmadan korumaya çalışır.

4. Şüphe saplantıları: Bu tür obsesyonu olan kişi, bir şeyi ya­pıp yapmadığından bir türlü emin olamaz. Bu yüzden de yaptığı şeyleri defalarca kontrol eder. Örneğin kapıyı, pencereyi, ocağı kapatıp kapatmadıklarını tekrar tekrar yoklarlar.

5. Zarar verme saplantıları: Kişi kendisini bazı şeyleri sabit sayıda yapmak mecburiyetinde hisseder. Bunun nedeni korkusu­nu bir parça olsun hafifletebilmektir. Örneğin dolabı üç defa açıp kapar veya saçlarını iki, dört altı gibi mutlaka çift sayı tekrarınca yıkar. Bu şekilde, kendisini veya yakınlarını “sözde” bir tehlike ya da zarardan koruduğuna inanmaktadır.

Travma sonrası stres bozukluğu

Doğal felaketler, savaş ortamı, trafik kazası, saldırı veya ölüm tehdidi gibi olağan dışı ve travmatik bir olayın ardından kişide meydana gelen belirtilerdir. Kişi özellikle ilk zamanlarda bu ola­yı sık ve yoğun olarak hatırlar. Rüyalarında aynı travmatik olayı tekrar tekrar yaşar. Bu dönemde dışarıdan gelen etkilere karşı tepkisizlik içindedir. Benliğini sarsan bu olayı yeniden yaşayacağı korkusu taşır.

Bu rahatsızlık vakalarında kişi genellikle travma sırasında ölüm tehlikesi ile yüz yüze gelmiş fakat acz içinde kalarak şiddetli bir korku yaşamıştır.

Kaygı Bozukluğu (Yaygın Anksiyete Bozukluğu)

Bu rahatsızlıkta kişi günlük yaşamını etkileyen yaygınlaşmış bir anksiyete yani endişe ve üzüntü içindedir. Dikkatini topla­makta ve düşüncelerini odaklamakta güçlük çeker, zihni donmuş gibidir. Öte yandan yoğun bir heyecan duygusu ve huzursuzluk yaşar. Enerjisi azalmış, kasları gerilmiştir, çabuk yorulur. Uyku­su bozulduğundan uykuya dalmakta güçlük çeker. Tüm bunlarla beraber kişi belirli bir sebebe dayanmaksızın sinirli ve huysuz bir mizaç sergiler. Tüm bu belirtiler hemen hemen her gün görülür ve bu endişeli ve üzüntülü dönem en az altı ay sürer.

Leave a reply