Neden Astım Oldum?

0

Kişi neden astım olur?

Kalıtımsal (irsi) olarak astıma yatkınlığı olan bir kişi, astıma neden olan veya bunu kolaylaştıran çevresel faktörlerle karşılaştığında astım hastası olabilir.

Astımda irsiyetin rolü nedir?

Astım, genetik yatkınlığı olan kişilerde ortaya çıkar. Genetik yatkınlığı olmayan kişiler, astım olmazlar. Astı­mın kalıtımsal geçişi, tek bir gene bağlı değildir. Birden çok gen, astıma yatkınlığın oluşumundan sorumludur. Şunu da unutmamak gerekir ki, genetik yatkınlığı olan herkes, astım hastası olmaz. Yani astım, genetik yatkınlık ile as­tımdan sorumlu çevresel faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Bu iki unsurdan herhangi birisi, tek başına astım oluşturamaz.

Hangi çevresel faktörler astıma yol açmaktadır?

Astıma neden olan, gelişimine katkıda bulunan veya nöbetleri tetikleyen çeşitli risk faktörleri tanımlanmıştır. Bunların bazıları kaçınılabilir, düzeltilebilir durumlardır. Bunların başında ev tozu akarları, kedi gibi evcil hayvan­lar, hamamböceği, kalorifer böceği gibi haşereler, küf mantarlan ve polenler (ot, ağaç ve çimen) gelir. Sigara, as­pirin gibi ilaçlar ile bazı işyerlerinde maruz kalman mesle­ki uyarıcılar da astımla sonuçlanan alerjik duyarlılığın ge­lişimine yol açabilir.

Ayrıca grip ve soğuk algınlığı gibi mikrobik solunum yolu enfeksiyonları, hava kirliliği, iklim değişiklikleri, bazı gıdalar ile bunlara ilave edilen katkı maddeleri de, bilhas­sa erken çocukluk döneminde astım gelişimine etki eder.

Bu faktörlerin tümü, aynı zamanda astımlı hastalarda nöbetleri başlatan birer tetikleyici olarak da iş görür. Bunların dışında, iklim değişiklikleri (sisli, yağışlı, kapalı hava­lar) , stres, egzersiz gibi değişkenler de astım nöbetlerini tetikleyebilir.

Yine sinüzit, burun polipleri, reflü (mide asidinin yemek borusuna doğru kaçak yapması) gibi bazı durumlar astım­lılarda sık görülmekte ve hastalığın tedavi ve kontrolünü güçleştirmektedir.

Ev tozu akarları hakkında bilgi verir misiniz?

Akarlar; insan derisi döküntüsüyle beslenen, ev ve ofis gibi ortamlardaki tozda bulunan, gözle görülmeyen, ek­lembacaklılar cinsinden böcekçiklerdir. Ilıman (25°C) ve nemli (%75) iklim koşullarında yaşarlar. Işık almayan, ru­tubetli ve sıcak ev/ofis içi ortamlar yaşamalarına çok uy­gundur. Halı, battaniye, tüylü oyuncaklar, koltuk-kanepe yüzleri, yatak çarşafları, yastık kılıfları ve nevresimler en sık yerleştikleri alanlardır. İklimi soğuk ve kuru olan yer­ler, akarlar için pek elverişli değildir. Ev tozuna karışan dışkıları havada uçuşur. Bunların solunması, astım ve alerjik nezle gibi solunum yolu alerjik hastalıklarının en sık rastlanan nedenidir.

Meslek ile astım arasında bir ilişki var mı?

Evet. Astım, bazen bir meslek hastalığı şeklinde karşı­mıza çıkabilir. Daha ziyade fırıncılarda, kuaförlerde, boya­cılarda, çiftçilerde, kereste ve mobilya işinde, gıda sektö­ründe çalışan kişilerde astıma rastlanmaktadır. Bunların yanı sıra, başka birçok iş kolunda, işyeri ortamında karşı­laşılan kimi maddelere bağlı olarak astım ortaya çıkabilir. Yakınmaların işe girdikten sonra başlaması, tatil zamanla­rında veya işyerinden uzakta geçirilen günlerde azalması, aynı işyerinde birden çok kişide benzer yakınmaların görül­mesi ‘meslek astımı’nı düşündürmelidir. Bu tür bir rahatsız­lığı olan kişilerin meslek değiştirmesi, aynı işyerinde başka bir alanda çalışması ya da maske kullanması gerekebilir.

Astımın mevsimlerle ilişkisi var mıdır?

Bazı alerjenlerin mevsimle ilişkili olarak ortaya çıktığı veya yoğunluğunun arttığı bilinmektedir. Bazıları ise, her mevsimde sabit olarak bulunur. Mevsimsel alerjenler, daha çok polenlerdir. Havadaki polen yükü, yaşanılan coğrafya­ya, iklim koşullarına ve mevsime bağlı olarak değişiklik gösterir. Ağaç polenleri, genellikle şubat-mart; çim polenle­ri nisan-temmuz aylarında; yabani ot polenleri ise yaz so­nu ve sonbaharda ortaya çıkar. Ağaçlandırılmış, yeşil örtü­nün zengin olduğu alanlarda, bitkilerin tozlaşma mevsim­lerinde, rüzgârlı-lodoslu havalarda polen yükü fazladır.

Ancak değişen iklim koşullarından -bilhassa nem ve ısı değişikliklerinden- etkilendikleri için, ev tozu akarları ve küf” mantarı gibi diğer alerjenlerin yoğunluğu da mevsim­lere göre dalgalanma gösterir. Buna bağlı olarak, bazı aler­jik astımlı kişilerde, belirli mevsimlerde yakınmalar artabi­lir. Hatta hastalık sadece bu dönemde ortaya çıkıp sonra tamamen normale dönebilir. Bilhassa tozlaşma mevsimi olan bahar ve yaz aylarında, havanın artan polen yüküne bağlı olarak astımlı hastaların yakınmaları ağırlaşabilir.

Ancak kış mevsiminde de, astımlı hastalar için bazı riskler söz konusudur. Soğuk hava ve yağış nedeniyle, hastalar kapalı ortamlarda -evde ve işyerinde- vakit geçi­rirler. Bu da ev içi alerjenlerle (ev tozu akarı, mantar, ha­şarat) ve sigara gibi tetikleyicilerle temas süresinin uzama­sıyla sonuçlanır. Ocak ve soba gibi aygıtlarda kullanılan yakıtların oluşturduğu ev içi hava kirliliği de tetikleyici ola­bilir. Yine kış aylarında salgın yapan grip ve soğuk algın­lığı gibi mikrobik solunum yolu enfeksiyonları, astım atak­larını başlatabilir. Ayrıca, soba ve kaloriferlerin yanmasıy­la bacalardan ortama dağılan dumanda bulunan karbon monoksit, kükürt oksit ve azot oksit gazları da astım kri­zine neden olabilir.

Soğuk havalarda nezle, sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıklığının artması sonucu, bronşitli has­talar, burun yerine ağızdan nefes alıp vermek zorunda kal­dıklarından, hava yollarının ısı ve nemi düşer ve bunun sonucunda, bilhassa geceleri ataklar ortaya çıkar. Benzer şekilde, soba veya kaloriferin yanmasıyla evin içinde nis­pî nem oranının çok düşmesi, özellikle uyurken ağızdan nefes alıp veren hastaların hava yollarını kurutur ve gece­leri öksürük, nefes darlığı gibi yakınmalara neden olur.

Astımın iklimle ilişkisi var mıdır?

Astımlıların çoğu, yağışlı, sisli ve kapalı havalarda yakınmalarının arttığını söyler. Yüksek nem oranı, bazı as­tımlıları rahatsız edebilir. Nemli ve ılıman iklim koşulların­da, astımın yaygın nedenleri olan ev tozu akarları ve küf mantarları gibi alerjenlerin yoğunluğu artar. Çünkü bunlar, kuru ve sert iklim koşullarında barınamazlar. Ancak, bazı astımlıların kuruluktan rahatsız olmaları da söz konusu­dur. Örneğin; gece boyunca kapalı bir odada yanan soba veya kalorifere bağlı olarak nem oranının azalması, kişinin hava yollarında duyarlılık oluşturabilir. Bu gibi durumlar­da oda içi nemin arttırılması önerilmektedir. Soğuk hava­ya maruz kalmak da, astımlılarda yakınmaları tetikleyebilir. Nitekim egzersiz sırasında ortaya çıkan astım atağının, hızlı ve derin solunum sırasında solunan havanın yeterin­ce ışınlamamasından kaynaklandığı öne sürülmektedir.

Sonuç olarak, iklime bağlı etkiler, astımlı hastalarda de­ğişkenlik gösterir. Kişide iklime bağlı herhangi bir etkilen­me olup.olmadığı veya ne yönde bir etkilenme olduğu, her bir hasta için özel olarak araştırılmalıdır.

Astımla hava kirliliği arasında bir ilişki var mıdır?

Atmosfer havası kirliliği de, oda içi hava kirliliği de; normal kişilere kıyasla, astımlıları çok daha fazla etkiler.

Atmosfer havasında bulunan kükürt ve azot oksitler, karbon monoksit ve ozon ile diğer gaz ve partiküler kirle­ticiler, astımlı hastalarda atak başlatabilir. Birçok büyük kentte hava kirliliğinin artmasına paralel olarak, astımlıla­rın acil servis başvurularında ve hastaneye yatışlarında ar­tış görülmektedir.

Oda içi havada rastlanan kirleticiler daha çok aydınlan­ma, ısınma ve pişirme amacıyla kullanılan yakıtlardan çı­kan gaz ve partiküllerden oluşmaktadır. Bunların arasında en önemlisi sigara dumanıdır. Ancak tüp gaz, doğalgaz, gazyağı, kokulu mumlar, kokulu deterjanlar ve buharlaşan diğer temizlik maddeleri, pişirme sırasında oluşan yemek kokulan, gıdaların yanmasıyla açığa çıkan koku ve duman gibi birçok oda havası kirleticisi sayılabilir. Bunların tümü de astımlılar için tetik faktör olarak rol oynayabilir.

Astımla efor arasında bir ilişki var mıdır?

Neredeyse tüm astım hastaları, efor sırasında nefes dar­lığının ortaya çıkmasından yakınırlar. En sık da, merdiven çıkma, yokuş tırmanma ve koşma gibi kişiye efor harcatan durumlar sırasında şikâyetler başlamaktadır. Özellikle so­ğuk ve kirli havalarda egzersiz yapıldığında, kriz geliş­mektedir. Eforun, astımlılar için bir tetik faktör olmasının yanı sıra, astımlılarda ayrıca efor kısıtlılığı da oluşur. Örne­ğin ağır astımlılarda, günlük hayatın rutin işleri sırasında bile (ev içi hareketler), nefes darlığında belirgin artma olur. Bundan dolayı, astımlılarda efor kapasitesi düşüktür. Bazı kişilerde ise, sadece egzersiz sırasında astım tablosu orta­ya çıkmaktadır.

Astımın gıdalarla ilişkisi var mıdır?

Aşırı tuz içeren diyetlerin ağırlıkta olduğu coğrafyalar­da yaşayan insanlarda, astımın daha sık görüldüğü söylenmektedir. Omega-3 balık yağı içeren diyetlerin de, ha­va yollarındaki iltihabı baskılayarak astımdan koruyucu olduğu yönünde görüşler vardır. Bebekte alerjik hastalıkların gelişimini azaltabilmek için, annenin gebelik ve em­zirme döneminde süt, yumurta, et gibi hayvansal protein­lerden arındırılmış bir diyet uygulamasının yararlı olabile­ceği ileri sürülmüştür. Ayrıca ‘restoran astımı’ olarak adlandırılan bir durum vardır ki, bu olayı yaşayan astımlı kişiler bazı restoranlarda yemeklere lezzet vermesi için ilave edi­len sodyum metabisülfıt gibi birtakım kimyasallara bağlı olarak krize girmektedirler. Yine hazır gıdalara ilave edilen koruyucu, renk verici veya aromatik katkı maddelerinin alerjik reaksiyonlara neden olduğu bilinmektedir. Bilhassa çocukların tükettiği çiklet, şekerleme ve çikolatalar, bisküvi ve içeceklerin bu maddeleri içerdiği unutulmamalıdır.

Grip ile astım arasında bir ilişki var mıdır?

Bebeklik, süt çocukluğu dönemi ve ilk 2 yaş içerisinde geçirilen zatürree, grip, bronşiyolit gibi viral1 solunum yo­lu enfeksiyonlarının astım gelişiminden sorumlu olabilece­ği yönünde bilgiler vardır. Ayrıca, astımlı hastaların viral solunum yolu enfeksiyonlarım astımı olmayanlara göre daha ağır geçirdikleri, hastalıklarının daha uzun sürdüğü ve viral enfeksiyonların astım krizlerini tetiklediği bilin­mektedir. Hastalar genellikle bu durumu: “Önce grip ol­dum. Sonra grip göğsüme indi” şeklinde tarif ederler. Bu bakımdan astımlı hastaların veya ailesinde astımı olan bi­reyler bulunan bebeklerin grip, soğuk algınlığı gibi viral solunum yolu enfeksiyonlarından korunması gerekir.

Astımın ilaçlarla ilişkisi var mıdır?

Astımlıların bir kısmında, aspirin başta olmak üzere, bazı ağrı kesicilere ve romatizma ilaçlarına karşı alerjik duyarlılaşma söz konusu olabilir. Zaman içerisinde duyarlılık kazanmış kişiler, bu tür ilaçları kullandıklarında şiddetli astım krizlerine girebilirler. Bu durum, ‘aspirine bağlı as­tım’ olarak adlandırılır. Ayrıca kalp hastalıkları, migren, glakom ve hipertansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaç­lar, astımı olan kişilerde şikâyetleri tetikleyebilir. Ameliyat sırasında anestezi (narkoz) amacıyla kullanılan veya ilaç­lı (kontrast) röntgen çekimi sırasında verilen ilaçlar da as­tımı tetikleyebilir.

Tetik faktör ne demektir?

Hafif ve orta astımlılar, çoğu zaman kendilerini olduk­ça iyi hissederler; hiçbir şikâyetleri yoktur. Oysa bazen du­rup dururken, aniden tıkanır ve çok zor dakikalar, saatler hatta günler geçirirler. Şikâyetlerin yoğun olarak ortaya çıktığı, uzun sürdüğü, tekrarladığı ve hastanın günlük ya­şamını etkilediği bu dönemlere astım nöbeti, atağı, krizi deriz. Bazı hastalarda nöbeti başlatan faktörler belli iken, bazılarında bilinmez. Örneğin, çoğu astımlı koşma, merdiven çıkma gibi efor sarf ettiren eylemler sırasında tıkanır. Sigara, havada bulunan çeşitli tozlar ve gazlar, keskin ko­kular, kalp-tansiyon ve romatizma ilaçlarından bazıları, grip gibi viral hastalıklar, ağlama-gülme gibi duygusal davranışlar ve yağışlı-şimşekli hava gibi birçok durum as­tım nöbetini tetikleyebilir. Oysa astımı olmayan kişilerde, hatta bazı astımlılarda bu faktörler herhangi bir etki yarat­maz. Yani, her astımlı için tetik faktörler aynı değildir. As­tımlılarda tetik faktörlerin tespit edilip, hastaların bunlar­dan uzak tutulması, hastalığın tedavisinde çok önemlidir. Hastaların çoğu, yaşadıklarından yola çıkarak, kendisine dokunan, krizi başlatan bu tür tetik faktörleri tanımlayabil­mektedir. Cilt testleri ve bazı özel kan tetkikleriyle de, bu tetik faktörlerin neler olduğu tespit edilebilir.

Hangi bölgeler astım açısından daha fazla risk taşımaktadır?

Nemli, bol yağışlı ve ılıman iklimin, zengin bitki örtüsü nedeniyle yukarıda bahsedilen ve astımın birincil nedeni olan ev tozu akarları, polenler ve küf mantarları gibi ha­vayla taşınan alerjenler için çok elverişli koşullar sunması dolayısıyla Karadeniz Bölgesi, astım riskini arttıran bir yö­re olarak görünmektedir. Ayrıca, endüstrinin yoğunlaştığı bölgeler ile hava kirliliğinin yaşandığı kentler de astım için riskli yerleşim yerleridir.

Kent yaşamının astıma neden olduğu doğru mudur?

Kırsal alanlarda, çiftlik ve köylerde büyüyen çocukların zatürree, verem gibi solunum yolu enfeksiyonlarına yaka­lanma riski yüksek olsa da; astım ve diğer alerjik hastalıklara daha az yakalandıkları bilinmektedir. Kentlerde, özel­likle aşın hijyenik koşullarda, kapalı ortamlarda ve tekno­loji destekli akıllı binalarda yetişen çocuklarda ise, enfeksi­yonlar azalırken, astım ve alerjik hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır.

Astımın başka hastalıklarla bir ilişkisi var mıdır?

Evet. Astımlılarda, alerjik nezle, alerjik sinüzit, alerjik göz nezlesi, egzama ve kurdeşen, mideden yemek borusuna doğru mide asidi kaçağı (reflü) gibi durumlara sık rast­lanmaktadır. Bu hastalıkların varlığı, astım tedavisini güçleştirebilir. Öncelikle söz konusu hastalıkların uygun şekil­de tedavi edilmesi gerekir ki, astım tedavisinde istenen ba­şarı elde edilebilsin.

Ayrıca astım kızamık, kızamıkçık, su çiçeği, kabakulak gibi çocukluk çağı hastalıklarını geçiren kişilerde daha az görülmektedir.

Bu hastalıklar hakkında da kısaca bilgi verebilir misiniz?

Hastalığın tipine, ağırlığına ve hastanın yaşma, cinsi-, yetine göre değişmekle birlikte, bu hastalıkların sık görü­len bazı belirtilerinden kısaca bahsedelim:

Alerjik sinüzit, burun ve göz nezlesi: Yılın belirli ayla­rında veya tüm yıl boyunca devam eden hapşırma, burun­da kaşıntı, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı görülür. Ge­niz akıntısı, boğazda gıcıklanma, gözlerde yaşarma, kıza­rıklık ve kaşıntı, kulakta dolgunluk, hışırtı ve kaşıntı, baş ve kulak ağrısı, koku alma bozukluğu, tat almama, ses de­ğişmesi olabilir.

Egzama ve kurdeşen: Ciltte kaşıntı, kabarıklıklar, kırmı­zı renkli döküntüler, sulanma, kabuklanma, deride kalın­laşma ve renk değişikliği görülebilir.

Mide asidinin yemek borusuna kaçağı (Reflü): Herhan­gi bir belirti vermese bile, öksürük ve astımda kötüleşme­ye neden olur. Mideyle ilişkili şikâyetler ortaya çıkabilir. Bunlar; yanma, ekşime, hazımsızlık, şişkinlik, gaz, ağrı, ağza ekşi veya acı su gelmesi, göğsün ön kısımda yanma ve ağrıdır.

Bu hastalıkların tedavisi astımı etkiler mi?

Evet. Bu hastalıklar için uygulanan tedavi, astımın dü­zelmesi için uygulanan tedaviye dâhildir ve onu tamamlar. Söz konusu hastalıklar kontrol altına alınmazsa, kullanılan astım ilaçlarından istenilen ölçüde iyileşme elde edilemez.

Sigaranın astıma zararı var mı?

Gebeliği sırasında sigara kullanan annelerin çocukların­da ve sigara içilen bir evde yetişen çocuklarda astım görül­me sıklığı belirgin şekilde (2-3 kat) artmaktadır. Yine as­tımlı hastaların çoğunda, sigara dumanıyla karşılaşıldığın­da yakınmalar ortaya çıkmakta veya artmaktadır. Yani si­gara, astım nöbetlerini tetikleyen bir faktördür. Bu neden­le astımlılar sigara içmemeli, sigara içilen kapalı mekânlar­da kalmamalı ve çocuklarda • astım oluşmaması için ev içinde sigara içilmemelidir.