Koroner Kalp Hastalığı
Posted on 02. Mar, 2009 by admin in KALP HASTALIKLARI
Kalbi besleyen koroner damarlardaki sertleşme, daralma ya da damarların tıkanmasına bağlı olarak oluşan hastalıklara koroner kalp hastalığı denir.
Koroner damarların çeperleri çeşitli nedenlerle kalınlaşır, daralır veya tıkanabilir.
Atardamar çeperlerinin orta tabakasının sertleşip kalınlaşmasına Genel damar sertleşmesi ARTERİOSKLEROZ denir.
Atardamar çeperlerinin iç tabakasının sertleşip kalınlaşmasına yerel damar sertleşmesi ATEROSKLEROS denir.
a. Genel damar sertleşmesi ARTERİOSKLEROZ.
Daha çok doğuştan başlayarak vücudun her dokusu gibi damarlar da yaşla orantılı olarak, yaşlanma olgusu’na göre değişir.
Herkeste aynı olmamakla beraber, damarın orta tabakası TUNİCA MEDİA kalınlaşır sertleşir. Bu kalınlaşma ve sertleşme damarların içinde fazla bir daralma yapmamışsa, iç çeperinde birikinti yoksa damarlar normal fizyolojik işlemini korur. Koroner damarlar bu haliyle kalbin çalışmasını bozmaz. Yaşa göre uyumlu görevini sürdürür.
Bu genel damar sertleşmesine tıp dilinde ARTERİOSKLEROZ denilir.
Kalbi besleyen koroner damarların normalden fazla sertleşmesi bilinirse ve yaşın gereklerine göre hareket edilirse kalp işlevini sürdürür ama eli tetikte bekler misali, kalbi yoracak durumlara sokulursa işte o zaman kalp hastalanır.
b. Yerel damar sertleşmesi: ATEROSKLEROZ
Kalbi besleyen atar damarların, koroner damarların iç tabakasında (Tunica İntima) kanın geçtiği kanalda çeşitli nedenlerle oluşan pıhtı ve kireçlenme sonucu damarın iç çapı daralır. Damarlardan yeterince kan. geçmediği bu hallerde kalp beslenemez. Derecesine göre ANJİNA PEKTORIS veya INFARKTÜS (KORONER TROMBOZ) denilen ve sık rastlanan kalp hastalıklarına sebep olur. Bu yerel damar sertleşmesine tıp dilinde ATEROSKLEROZ denir.
Genel damar sertleşmesi ile yerel damar sertleşmesini birbirine karıştırmamak gerekir. Genel damar sertleşmesi yaşlanmayla ilgilidir. Yerel damar sertleşmesi her yaşta damar çeperlerinde Kolesterol (bir tür kandaki yağlı madde ile 3öne kanda bulunan Trigliserid denilen maddenin) birikim yapmasından oluşur.
Protein cinsinden fibrin denen madde de eklenince sertleşme olur ve damar oluğunun içi daralır, düzeni bozulur, damar eğri büğrü bir hale gelir.
Her hangi bir damarın içinde oluşan pıhtı kılcal damarların kollarını, çatal başlarım tıkarsa buradaki kaslar beslenemez, bu tıkanma büyük ve küçüklüğüne göre ayak atardamarlarında olursa ayak TROMBOZ’u olur. Beyin merkezini besleyen bir damarı tıkarsa beynin o merkezini çalışamaz duruma sokar, felç olur. Bu olay böbreklerde, karaciğerde olursa böbrek ve karaciğerin hastalanmasını çok ciddi şekilde etkiler.
En önemlisi bu pıhtı, ve sertleşme kalbi besleyen koroner damarlarında olursa aşağıda göreceğimiz kalp hastalıklarına neden olur.
ANGINA PEKTORİS
Kalp kasları da çalışırken yani kasılırken enerji tüketir. Bu sırada besinlerin yanması sonucu zehirli, zararlı maddeler oluşur. Normal dolaşım bu zararlı maddeleri dokudan uzaklaştırır. Oysa kalp kaslarının dolaşımını bozan damar sertliği, kalp yükünün arttığı durumlarda, dolaşımı tümüyle yetersizleştirir. Zehirli maddeler birikir. Bu, kalp kasının o bölgesinde bir ağrıya yol açar. Merdiven ya da yokuş çıkarken ya da ağır bir iş görürken ortaya çıkan bu ağrıya ANGINA PEKTORÎS denir. Angina pektoris ağrısı göğüs kemiğinin ortasında, göğsün sol yanında duyulur. Bazen sırta ya da sol kola da yayılır.
Hafif angina Pektoris ağrısı durmakla, ya da işi bırakmakla kısa sürede geçer. Böyle hastalar yolda yürürken ağrıları geldiğinde sıklıkla hemen bir vitrine yaklaşıp, vitrin seyrediyormuş gibi yaparlar. Böyle ağrılarının geçmesini beklerler. Bu yüzden halk arasında bu hastalığa «vitrin hastalığı» da denir. Ancak daha ağır angina pektorisi olan hastalar soluk güçlüğü, şiddetli ağrı duyarlar. Bu hastalar hemen bir yere oturtulmalı. Yaka düğmeleri açılmalıdır. Rahat ettirilmeli, temiz hava almaları sağlanmalıdır. Böylece kalbin yükünü azaltarak hastalık nöbetinin geçmesi sağlanmalıdır. Nöbet bir kaç saniye ile bir kaç dakika sürer.
Sıklıkla angina pektoris ağrısı gelenler hemen bir hekime başvurmalıdır. Hekimin vereceği damar genişletici ilaçları hep yanında bulundurmalıdır. Böyle ilaçlar çoğunlukla dil altında eriyen tabletler halindedir. Nöbet geldiğinde bir tablet dil altında eritilerek, nöbetin çabuk geçmesi sağlanır.
Angina pektoris ağrısı kalp kasının beslenmesinin bozulduğunun habercisidir. Bu uyarıyı alan hastanın kalp yükünü arttıran işlerden, girişimlerden kaçınması zorunludur. Aşın heyecan da kalp yükünü arttırdığından sakıncalıdır.
KALP ENFARKTÜSÜ (INFARCTUS) KORONER TROMBOZ
Angina Pectoris durumu tekrarlarsa koroner arterlerin dallarının her hangi birinde kan dolaşımı yavaşladığı zaman daralan noktada bir pıhtı teşekkül ederse kalbin o kısmında ki, o yerel bölgesindeki kan dolaşımının tamamıyla tıkayakabilir. Bu tıkanan yer, büyük bir arter dalında ise ciddi neticeler doğurabilir, eğer bu. arter küçük ise fazla endişeye kapılmamalıdır. Koroner arterin veya bir dalının bu suretle tıkanması olayına KORONER TROMBOZU veya. KALP ENFAKTÜSÜ denir. Daha açık bir ifade ile kalbi besleyen damarlardan birinin pıhtı ile tıkânmasıdır. Enfaktüs kelimesi insanı ürkütmemeli, önemli olan tıkanan arterin büyüklüğü, küçüklüğüdür. Artık enfaktüs medeniyet hastalığı haline gelmiş, önleyici tedbirleri belirlenmiş doktorun önerilerine tamamen uymak veya umursamazlık önem kazanmıştır.
Doktorun önlemlerine uyum devamlı sağlanırsa kalp kendi kendini tedavi etmeye hemen başlar. Şöyle ki: Bir koroner arterin, arter dalının tıkanmasından sonra tıkanan artere komşu arter dalcıklardan kılcal damarlar teşekkül etmeye başlar normal olarak bu damarcıklar oluşuncaya kadar beslenmesi gereken kalp kasları oksijensiz kalır, zehirli ve zararlı maddeler birikir ve hastada şiddetli ağrılar başlar.
Kanın getireceği besin maddeleri ve oksijenden mahrum kalan kas kısmı Nekroze olur yani o kas kısımları çalışma kabiliyetlerini yitirir. Bu kısımda zamanla hastalık geçtikten sonra bir NEDBE yani yara izi teşekkül eder.
Bu Nedbe’nin oluştuğu noktanın hemen etrafındaki diğer arter dalcıkları tarafından küçük yeni kılcal damarcıklar oluşmaya başlar. Kalbin bünyesi daha doğrusu koroner arterlerin yapısı bu yeni kılcal arterlerin oluşmasına Kollateral denen damar teşekkülüne elverişlidir. Bu kılcal arterler zamanla büyür gelişerek tıkanan noktadan sonra hayatiyetini yitiren arter dalının zamanla yerini, yükünü almağa yeterli hale gelirler. Bu halde insanlarda kalbin alarm zilidir.
Kalp adalesinin ufakta olsa bir kısmının hayatiyetini yitirmesi yeniden Kollateral denilen yeni kılcal damarlar teşekkül edinceye kadar kalp zayıflamış olacağından ve kudretinden düşeceğinden fazla çalışmaması gerekir. Kalbin her karıncığının pompalayacağı kan miktarı istirahat halindeki kadar olmalı, yani dakikada 4.5 litreyi geçmemelidir. Hasta umumiyetle dört beş hafta kadar, yahut ta tam şifa sağlayıncaya ve kalp cidarı tekrar kuvvetleninceye kadar, yatakta fazla tutmadan yürütmek tavsiye olunmaktadır.
Zarar gören kalp kısmı damar büyüklüğü oranında olup hastanın durumu bu oranın büyüklüğüne göre daha fazla önem ve ciddiyet kazanır. Eğer insan bir kroner arterin tıkanıp kan akışının durduğu zaman bir yelek düğmesi, madeni on liralık yahut ta daha büyük bir kısmının çalışamaz hale geldiğini düşünürse, yeni damarların eskilerinin yerini ve yükünü alıncaya kadar ve eski damar yerinde sağlam sabit bir nedbe teşekkül edinceye kadar hastanın sakin ve tam istirahat halinde tutulması gerektiği ve önemi anlaşılır. Eğer bu safhada kalp bu ölçüler dışında yorulur ve yük altına sokulursa iflas edebilir veya cıvan yırtabilir. Bu durum ve oluşmanın önemini bilmeyenler veya adam sende yine atlattım diyenler yanılır. Bu yanılma da hiç affetmez, çok çok dikkatli olmalı doktorun dediklerine tam uymalıdır.
Çok defa arterioskleroz olayı, yani genel damar sertleşmesi o kadar yavaş olmakta ve o kadar uzun sürmektedir ki bu esnada arada bir ufak koroner dallarından ufak bir kılcal dal tıkanabilir fakat bunun etrafındaki damarlardan beslenme görevini üzerlerine almış bulunurlar. Bu ayarlamalar zamanla olduğundan hastalar damarlarının tıkandığının farkına varmazlar. Bu cins koroner damar tıkanmalarına «sessiz tıkanmalar» sakin enfarktüsler denmektedir. Bu gibi insanları bir bakıma talihli saymak, bir bakıma ise talihsiz saymak icap eder. Talihlidirler, zira gereken tedbirleri alma uyarısından, alarm zilini duymaktan kurtulmuşlardır. Talihsizlik kötü sona yaklaştırması bakımından çok önemlidir. Bunlar gereklidirler almak fırsatını kaçırırlar.
ANGINA PECTORIS ve ENFARKTÜSÜN OLUŞ NEDENLERİ ve KLİNİK GÖZLEMLER
Bu kısımda yapılacak açıklamalar şimdiye kadar verilen bilgileri bazen tekrarlamak ve önemli durumları başka açıdan görmek bakımından ayrıca önem taşır.
Klinik gözlemlerle hastalık hakkında bazı özellikler ortaya çıkarılmıştır. Örneğin, koroner trombozun erkeklerde kadınlara kıyasla dört kez daha sık görüldüğü saptanmıştır. Her yaşta görülmekle beraber daha çok kırk veya kırkbeş yaşlarından sonra görülür. Şeker hastalığı veya yüksek damar basıncı bulunmayan kişilerde kırk yaşından önce çok az görülür. Şeker hastalığı, yüksek damar basıncı ve iyi çalışmayan tiroid bezleri koroner damar hastalığı sıklığını arttıran etkenlerdir. Yüksek eğitim gerektiren mesleklerde ağır bedenî iş yapanlardan daha sık görülmektedir. Bazı aileler enfarktüse kalıtsal bir eğilim gösterirler.
Koroner trombozun yani Enfarktüs’ün teknik açıklamasını kısaca gördükten sonra bazı belirtilerini şöyle sıralayabiliriz : Hastalara çok kere enfarktüs yatakta gelir. Hastalar ağrı yüzünden uyanırlar ve böylece rahatsızlık kendini göstermiş olur. Göğüste ağrı vardır. Bu ağrı sol kol boyunca uzayabilir. Enfarktüsten önce angina pektoris olabilir. Göğüs kemiğinin arkasında kemik boyunca bir sıkıntı olur. Fakat hastalar bu belirtileri küçümserler. Yani bu hastalar ilk haberci olan bu belirtilere karşı meydan okurlar ve belki önlenebilecek hastalıklarını bilerek veya bilmeyerek ağırlaştırırlar. Angina pektoris, koroner trombozun sürekli ve şiddetli olan ağrısından ayırt edilmelidir. Her iki halde de belirtiler aynıdır. Göğüs üzerinde sıkıntı ve basınç, bir veya iki kola birden yayılan ağrı, hazımsızlık hissi veya bulantı, yukarıya, boyuna ve çeneye vuran ve mide üzerinde duyulan ağrı. Bütün bunlar bu hastalığın ayrı ayrı kimselerde kendini gösterdiği şikâyetler olmakla beraber çok defa başka başka sebeplere yorumlanmaktadırlar. Orta yaşlı veya orta yaşın üstünde olan, mide şikâyetleri bulunan veya ağır bir iş esnasında göğsünde ağırlık hisseden bir kimse doktoruna görünmelidir, çünkü kendisinde dikkat etmesi gereken koroner damar hastalığı belirtileri başlamış bulunabilir.
Bu hususta takınılacak davranış önemlidir. Çünkü Angina Pectoris’in ne olduğunu anlarsak, ona neyin neden olduğunu ve ondan nasıl kaçınılacağını biliriz. Ağrı ya da sıkıntı koroner damarların kalp kaslarına yeterince oksijen taşıyamamasından ileri gelmektedir. Durumu önlemek için iki ilke vardır.
1 ) Koroner damarların kalp kaslarına gerekli olan kanı ve oksijeni sağlayacağı derecede kalbin çalışmasını azaltmak.
2 ) Koroner damarların gücünü, kalp kasının gereksinmesini karşılayacak dereceye yükseltmek. Esasta angina pektoris koroner arterlerin taşıdığı kan miktarı ile kalp kasının belli bir iş karşısında ihtiyaç duyduğu kan ve oksijen arasındaki dengesizliğin sonucudur. Koroner yetmezliğin veya angina pektoris’in kontrol edilmesi veya önünün alınması için kan ve oksijen ihtiyacını azaltmak ya da bunların miktarını çoğaltmak gerekmektedir, bu özelliklere dikkat etmek yeter.
Kalbin koroner kan ihtiyacını azaltma yolu kalbin yapması gereken işi azaltmaktan geçer. Hasta telâş etmemeli, gelişi güzel merdiven çıkmamalı, gerektiği hallerde yavaş .yavaş çıkmalıdır. Eğer hasta şişman ise, normal kiloya düşmelidir; hafif ve az yemek yemeli, mideyi fazla yormamalıdır, hatta bir öğün azaltmalıdır. Bu suretle hareketle kalbin işi ve yükü bir hayli azalır. Yemekten hemen sonra ağır işten sakınmalıdır, çünkü bu suretle hazım için gereken çabaya ek olarak ikinci bir iş yapılıyor demektir. Bundan dolayı bir işin rahatlıkla yapılabildiği halde üst üste gelen iki iş rahatsızlığa sebep olabilir. Heyecan ve üzüntü fırtınalarından sakınmalıdır.
Belirli bazı dış koşullar koroner arterlerin çeperlerini etkilerler. Sigara içmenin ince koroner arterler üzerinde spazm yaptığı ve bu damarcıkların taşıdığı kan miktarını azalttığı kabul edilmektedir. Soğuk hava, özellikle soğuk rüzgâra karşı yürümek ağrıyı başlatır. Bu ağrı, koroner damarların bu etki altında daralmasından ileri gelmektedir. Başka bir deyimle, Angina Pectoris’i olan ya da enfarktüs geçirmiş bir kimse soğuk ve esintili havada veya açık bir tepede yokuş yukarı ve aynı zamanda sigara içerek yürümekten kaçınmalıdır. Zararına bir hareket olur. Hele ağır bir yemek üzerine bunu yapmayı aklından geçirmemelidir.
Nitroglycerin Trinitrin tabletleri, amylnitrite kapsülleri, alkol özellikle rakı, viski ve belirli bazı ilâçların koroner arterleri genişlettikleri ve bu suretle onların çeperleri üzerinde bir gevşeme ve genişlemeye yol açtıkları kabul edilmektedir. Angina Pectoris geçiren hastalar, bir işten sonra bu halin doğabileceğini deneme ile bildiklerinden bir işten önce dilleri altına bir nitroglycerin tableti yerleştirmekle böyle bir nöbeti önleyebilmektedirler. Örneğin, bir kimse iş dönüşü, her ahşam evine giderken bir tepe tırmanmak mecburiyetinde ise, ve bu esnada bir iki defa duraklamak ihtiyacında kalıyorsa, tepeyi tırmanmadan önce dilinin altına bir Tirinitrin tableti koymakla bu nöbetleri önleyebilir. Bununla beraber, böyle bir kimsenin evini değiştirip tepe olmayan bir semte yerleşmesi daha uygun bir hareket olur. Angina Pektoris için tek ilaç nitratlar değildir. Günümüzde kısa etkili ve uzun etkili nitratlar yapılmıştır, örneğin İsordil. Bunların 5 mg. lık olanları çabuk etki için dil altında, tıpkı nitrogliserin hapları gibi emilir. 10 mgr. lık olanları ise uzun etkili olup günde üç kez yarımşar ya da birer tablet alınır. Bir de kalbin sinir sistemi üzerine etkili ilaçlar vardır. Bunlara BETA BLOKER denilmektedir. En çok kullanılanı DÎDERAL ise de pek çok çeşidi vardır. Yine tedavi amacıyla kan kolesterini ile triglisetritlerinin seviyesini düşürmek için ATROMİD-S kullanılmıştır. Fakat bu kanama yapabildiğinden kontrollü olarak kullanılması gerekir.
Bu gibi uygulamalarla bir çok kimsenin yaşantıları daha büyük rahatlık ve huzura kavuşturulmuştur. Her gün bir veya iki kadeh rakı, konyak veya viski içmekle damarların genişlemesine yardım edilmiş olur ve eğer hasta bunu istiyorsa kesinlikle engel olmaya çalışmamalıdır. Koroner bir tromboz başladıktan sonra iyileşmeyi çabuklaştırmak için ince kan damarlarını genişleten bu çeşit ilaçlar doktorun tavsiyesine göre verilmelidir.
Koroner yetmezliği hakkında verebileceğimiz en öz ve faydalı öğütleri şöylece sıralayabiliriz : acelecilik, üzüntü, heyecan, vehimler, sabit fikirler, fazla yorulma, şişmanlık, oburluk, fazla sigara tiryakiliği frenlenmelidir; bunların ortalamasını yapmağa çalışmalı, sigarayı tamamıyla bırakmayı tercih etmelidir. Bunlardan başka hastalar doktorlarının gösterdikleri yollardan ayrılmamaya çalışmalıdırlar. Şöyle ki; yemeklerden sonra gereğince dinlenmeli, yemekler az ve sık yenmeli, yemek ağızda tümüyle çiğnenmeli, aşırı sinirlenmemen kısacası her şeyde ılımlı olmaya özenilmelidir.
Koroner damar hastalığı teşhisi konduktan sonra bu demek değildir ki, hasta işten elini çekecektir. Eğer hasta bir ticaret adamı ise hastalığının gereklerini yerine getirerek yine işini yapabilir. Bir serbest meslek sahibinin de bürosunu kapatması gerekmez. Bununla birlikte hastalığının önemini, özelliğini bilmesi ve koronerler-deki bozukluğun derecesine göre gereken yeni koşullara uygun ve koronerlerinin dayanacağı bir yaşantı uygulaması gerekmektedir. Faaliyetini eskisine oranla % 50 azaltmak zorunda kalabilir. Ama bu kendisini büsbütün yetersiz kabul etmesinden elbette çok daha iyidir. Şu nokta da bilinmelidir ki, enfarktüsün ağrısı geçicidir. Sonsuza dek sürmez. Bazen bir ya da iki yıl sürebilirse de çok kez bir kaç ay, bir kaç hafta, hatta bir kaç günde bile geçebilir, durabilir. Enfarktüse, yakalanan kimsenin her yanı ile hasta olmadığını kendi yaşındaki pek çok arkadaşlarının bu hastalıktan tümüyle kurtulduklarını bilmesi ve bunu aklından çıkarmaması da önemlidir. Koroner damarlardaki sertleşme herkeste vücudunun özelliğine, derecesine göre koroner damarlar şebekesindeki dağılımı değişiktir. Benzetme ile bir başkasındaki oluşumla kendi arasında bir bağ kurmamalı doktorunun önerilerine tamamen uymalıdır.
İşte bundan dolayıdır ki belirti veren koroner hastalığı bulunduğunu bilen kimseler çok defa hiç hasta olmayanlardan daha talihlidirler. Çünkü böyle kimseler yeni şartlar altında yaşamayı öğrenmişlerdir. Koronerlerinin karşılayabildiği etkinliklere alışmışlardır. Bu suretle sağlıklarını kıskandıkları sağlıklı ve dinç görünümlü kimselerden daha uzun ve rahat bir yaşam sürebilirler.
Gerekli önlemler alınırsa kalp hastalıklarının oluşum olasılığı belirgin bir düşüş gösterir. Angina Pektoris ya da kalp kası enfarktüsü geçiren hastalar, hastalığın gerektirdiği yiyecekleri yiyerek, etkinliklerini azaltarak rahat uyumlu bir yaşama erişebilirler.
Genel damar sertliği ile yüksek kan basıncı arasında doğrudan bir ilişki olduğu saptanmıştır. Damar sertliği kan basıncını yükseltir. Yükseltir. Yüksek kan basıncı damar sertliğinin oluşması olasılığını arttırır. Ancak, koroner damar sertliği ile yüksek kan basıncı arasında doğrudan bir ilişki bulunmamıştır. Bu nedenle yüksek kan basıncı olan kimseler, hastalığın gereğini yerine getirmelidirler. Ancak, bu kimselerin koroner damar hastalıklarına yakalanmaları korkusu yersizdir.
Koroner damar hastalığına kadınlarda erkeklerden çok daha az rastlanmaktadır. Genellikle kadınlarda yaşlandıktan sonra görülür.
Son zamanlarda kız ve kadınlarda cinsiyet hormonunun çağ değişimine kadar Menopause koruyucu etkisi olduğu da kabul edilmektedir. Bu çağda kadınlık cinsiyet hormonu azaldığı için bu koruyucu etki kalkmakta ve onlarda da 45 – 50 yaştan sonra erkeklerdeki oranda koroner hastalıklara rastlanmaktadır.
Damar sertleşmesinin ikinci ve önemli şekli olarak saydığımız ateroskleroz ve bunun da ileri ve ağır şekillerinde aşağıdaki belirtiler görülebilir : kan basıncı yüksekliği, renkte soluktuk, sindirim bozuklukları, yorgunluk, sık idrar etme, erkeklerde prostat büyümesi, miyokardit, tekrarlayan angina pektoris nöbetleri, aort kapakçığında ikinci seste sertleşme, kronik bronşit, amfi-zem, baş dönmesi, beyinde kansızlık, Başka yerlerde trombus teşekkülü, beyin kanaması, baldır ve bacaklarda kramplar, el ve ayaklarda morarmalar. Bunlar, çok görülen belirtiler değildir. Görülse bile yukarıda korunmak için alınması gereken önlemlere sıkı sıkıya sarıldığı zaman, bu taktirde bile hastalığı düzeltmek, hiç olmazsa durdurmak, ve ilerlemesini önlemek mümkündür.


One Comment
International Online Pharmacy
15. Jul, 2009
International online pharmacy http://MyInternationalPharmacy.com
Leave a reply