Kaygı ve Stres

Posted on 08. Oca, 2009 by admin in YORGUNLUK

Günümüzde sosyal ve ekonomik etkenler, siyasal geliş­meler, birçok kişiyi huzursuz ve mutsuz etmektedir. Çeşitli belirsizlikler nedeniyle beklentiler gerçekleşememektedir, bu durum ise önce bireysel, daha sonra da toplumsal so­runlara yol açmaktadır. Hayatta çeşitli gerilimlerle karşı­laşmaktayız. Genel olarak bu gerilimlere stres denmektedir. Stres, fiziksel, zihinsel veya duygusal yüklenmeler sonucu ortaya çıkan zorlanma veya gerilimlerdir. Stres, zihinsel veya duygusal zorlanmalar, belirsizlikler, kaygılar veya heyecansal durumlar karşısında hissettiklerimiz olabilir. Kaygı ise, gerçek veya hayali tehditler karşısında verdiğimiz tepki­lerdir. Kaygı genel olarak huzursuzluk veya korku şeklinde kendisini gösterebilir.

Stres bir hastalık değildir, hemen herkesin yaşamında ortaya çıkabilen bir durumdur. Stres, iyi ya da kötü olarak isimlendirmek zorunda olduğumuz bir durum da değildir. Herkes kendi stresini yaşar, duyumsar, deneyim kazanır. Stres reaksiyonları kişiden kişiye değişebilir ve bunlardan bazıları istemediğimiz halde belirebilir. Stresin yol açtığı en istenmeyen reaksiyonlardan biri de kaygıdır.

Kaygılı durumlarda çok değişik belirtiler görülür. Bun­lar çoğu kez kas seğirmesi, titreme, gerginlik, baş ağrısı, terleme, hassasiyet artışı, yorgunluk hissi, geceleri kabus görme, bellek bozukluğu, cinsel iktidarsızlık, uykusuzluk, ağızda kuruluk veya yutma güçlüğü şeklinde izlenebilir. Kaygının derecesi, şiddeti çoğu kez yaşanan stresin yoğun­luğuna bağlıdır. Ailedeki diğer bireylerde kaygı bozukluğu sorunu ve nörotik hastalığı olanların bulunması kalıtsal ge­çiş riskini düşündürmelidir. Uykusuzluk ve dikkat bozuk­luğu belirtileri ciddileştirir ve durumun kısır döngü haline gelerek kötüleşmesine yol açabilir. Görülen belirtiler nedenler değil, kaygı durumunun etkileridir. Uykusuzluğu gidermeye çalışmak çözüm getirmeyecektir. Asıl nedenin çözümü gerekmektedir.

Kaygıyı ortaya çıkaran genel nedenler

· Gerçek tehlikeler

· Fiziksel ve duygusal stresler, yüklenmeler

· Büyük üzüntüler, keder (bir yakının ölümü, iş kay­bı ayrılıklar gibi)

· ilaçlar (kafein, soğuk algınlığı için alman bazı ilaç­lar, uyarıcılar, tiroit ilaçları, depresyon ilaçları)

· Bazı ilaçların aniden bırakılması

· Yetersiz beslenme durumları

· Hipertiroidizm

· Hipervantilasyon (aşırı soluk alıp verme)

· Aşırı kan basıncı değişiklikleri (örneğin tansiyon düşmesi)

Psikolojik sorunların çözümü için ilaçlarla davranış ve dü­şünce değişimi beklentileri çoğunlukla zaman kaybına yol açabilir ve bağımlılık yaratabilir. Bu arada uyarıcılardan, alkol ve uyuşturuculardan kesinlikle uzak durmak gerekir. Kahvey­le alınan kafeinin bile azaltılması önerilmektedir. Sakin, rahatlatıcı bir ortam, gevşemeye yardımcı bir çevrede çalışma ve yaşamın sürdürülmesi gerekir. Psikolojik destek için uzman görüşleri yardımcı olacaktır. Sorunların yüksek sesle dile ge­tirilebilmesi bile önemli bir rahatlama sağlayacaktır. Birçok toplumda bu görevi üstlenenler vardır; aile bireyleri, sosyal görevliler, psikolojik rehberlik uzmanları, psikologlar, psikiyatristler, arkadaşlar, komşular gibi. Ayrıca, kassal gerginliği azaltan gevşeme teknikleri ve bio-feedback uygulamaları yar­dımcı yöntemlerdir. Bio-feedback, vücut işlevlerinin kişinin kendisi tarafından izlenmesi esasına dayanır. Örneğin, eğer bir kas grubunda gerginlik varsa gevşeme yöntemiyle elde edi­len yeni durumun farkında olunmakta ve böylece gevşemenin geliştirilmesi sağlanmaktadır. Fiziksel etkinliklerin, sporun ve diğer serbest zaman etkinliklerinin kaygıyı azalttığına ilişkin bir çok araştırma bulunmaktadır.

Besteci Schumann’ın doktoru, anılarında sanatçının ne za­man yeni bir eser yazmaya başlasa çok heyecanlandığını, titre­diğini, bacaklarının tutmadığını, yorgunluk hissettiğini, el ve ayaklarının buz kestiğini belirtmiştir. Bazı sanatçılar sahneye çıkmadan çok büyük bir heyecan ve bitkinlik yaşamaktadırlar. Bu ünlülerin deneyimlerine rağmen bunu duyumsaması moti-vasyonel yorgunluk olarak tanımlanmaktadır. Cesaret ve sabırla içinde bulundukları duruma uyum sağlamak yerine organiz­manın cevaplarının esiri olmaktadırlar. Bu durumun ardında yatan nedenlerden biri de kaygı olabilir. Eseri istediği biçimde seslendirememek, sanatım sahneleyememek kaygısı gereksiz bir enerji kaybına dönüşebilmektedir.

Yukarıda bahsedilenlerin dışında, bunun tam aksi yönde bazı örneklerle de karşılaşılabiliyoruz. içinde bulun­duğumuz koşullar yorgunluk açısından önemli rol oynuyor. Fizyolojik ve psikolojik olarak şöyle bir tablo ile karşılaşıyo­ruz; büyük bir öfke, kızgınlık, korku ve umutsuzluk duru­munda zihinsel olarak ortaya koymak istediğimiz eylem için organik engeller, sınırlamalar, koruyucu mekanizmalar en alt düzeye indirilebiliyor. Normal koşullarda hiçbir zaman cesaret edemeyeceğimiz eylemler için organizmanın tüm yedekleri devreye sokulabiliyor. Inhibisyon olarak bilinen ve organizmayı aşırı zorlanmalardan koruyan engelleme duru­mu normal koşullarda her zaman devrededir. Bu engelleme beynimizin bilinçli çalışan kabuk kısmında gerçekleşmek­tedir. Olağandışı durumlarda ise inhibisyonun ortadan kalk­tığı gözlenmektedir, inhibisyonun ortadan kaldırılışına ait örneği daha önce Seyit Çavuşun davranışında görmüştük.

Leave a reply