Kan Basıncı Bozuklarından Oluşan Kalp Hastalığı

5

a) Normal Kan Basıncı

Kan basıncı ya da tansiyon, kanın damar çe­perine yaptığı basınçtır. Kan basıncını oluşturan etkenler:

1) Kalbin kanı pompalama gücü.,

2) Kanın miktarı.

3) Damarların kan akışına gösterdiği direnç. Kan basıncını oluşturan bu etkenlerdeki düşüş ve yükselişler kan basıncını etkiler. Örne­ğin, kan miktarının azalmasına yol açan aşın su yitimi ya da aşırı kanamalar kan basıncını düşürür. Vücuda aşırı su yükselmesi kan mikta­rını arttırarak kan basıncını yükseltir…

Kan basıncı ölçülürken iki ölçü verilir. Bun­lardan birincisi kalp gevşemiş durumdayken (di­yastol) damardaki kanın oluşturduğu basınç­tır. Buna küçük tansiyon (diyastolik basınç) de­nir. İkincisi ise kalp kanı damarlara pompaladığı dönemde (sistol) ölçülen basınçtır. Buna da bü­yük kan basıncı (sistolik tansiyon) denir.

Kan basıncı 1 mm çapında bir cam boru içinde yükselen cıvanın basıncıyla ölçülerek söy­lenir. Büyük kan basıncı normalde 110 -140 mm cıva basıncı kadardır. Küçük kan basıncı ise 60 -80 mm cıva basıncı arasında normal kabul edilir.

b) Kan Basıncı Yüksekliği

Bu günün olanakları, yüksek kan basınçlı kimselerin bilinçli davranışları, doktorun önerile­rine olumlu uyumları sayesinde yaşantılarını nor­mal sürdürmelerine imkân vermektedir.

Sizde yüksek kan basıncı varsa bunu düzelt­mek ya da zararsız düzeyde tutmak sizin eliniz­dedir.

Kan basıncı yüksekliğinin korkulacak bir ya­nı yoktur. Çünkü kontrolü, anahtarı sizin eliniz­dedir. Bilinçli, soğukkanlı ve disiplinli hareket edilirse zararı dokunmaz.

İşin en önemli yanı kan basıncı yüksek olup da vücudunun isteklerine, doktorunun dedikleri­ne uyum sağlayan bir kişinin yanında, on kişi­nin bu duruma önemsemeyip ilgisiz kalmasıdır, küçümsemesidir. Böyle kimselerin çoğu yüksel­menin heyecandan ya da sinirden ileri geldiğini, geçici, olduğunu sanırlar. Oysa bunların kendi­lerine bir uyarı olduğunu anlamazlar. Dikkat edi­lirse bunlarda arada sırada bir sancı ve yıpratıcı bir yorgunluk, uzun süren baş ağrısı vardır. Bu gibi kimseler doktora gözüküp başlangıç safha­sındaki çok basit önlemlere uyum sağlayacakları yerde, dost sandıkları kimselerin sigarayı azalt, daha az ye, zayıfla, fakat aç kalma gibi öğütleriyle yetinirler. Bazen da yaşadığımız bu günün hareketli ve heyecan dolu ortamında tansiyonu­nun yükselmesini moda sayanlar da vardır.

Hemen hemen herkesin, kan basıncı yüksek olan bir yakını vardır. Önemli olan, onları bilinç­li uyarmak, kendisini de kollamaktır. Bu işin hü­neri durumu bilmek ve zararlı hale gelmesini önlemektir. Bunun için de en iyi çare doktorun önerilerine, dediklerine harfiyen uyum sağlamak­tır.

İnsanın bulunduğu ortamda ilgili olduğu çev­resiyle geçinmek için nasıl ki, iyi ilişkiler kurma­sı gerekiyorsa, aynı şekilde yüksek tansiyonlu insanların da hastalığı ile iyi ilişkiler kurması hastalığını kabul etmesi, iyi arkadaş olması ge­rekir. Kısacası küçük disiplinlere uyanlar, büyük cezalara çarptırılmadıkları gibi; yüksek tansiyon­lu kimse de durumunu kabul edip kendisini disipline sokarak tedavisine önem verirse nor­mal bir hayat sürdürebilir.

Yüksek tansiyonun oluşum nedenleri pek çoktur. Tedavisine başlanmadan önce hastanın yalnız beyin ve vücut muayeneleri ile yetinilmemelidir, aynı zamanda çevresi, işi, arkadaşları ve aile huzuru araştırılmalıdır. Kısacası iç alemi de incelenmelidir.

İyi sonuç alınabilmesi için hastanın doktoru­na yardımcı olması öncelikle her şeyi olduğu gibi kabul edip iç huzurunu sağlamak gereklidir. Çok önemli olan aşama çözümlendikten sonra hasta­lığın tedavisi çok kolaylaşmış olur.

Yüksek Kan Basıncı Türleri

Kan basıncı yüksekliği büyük kan basıncı­nın ve küçük kan basıncının yüksekliği olmak üzere iki türe ayrılır.

Küçük kan basıncı yüksekliği tek başına ola­bileceği gibi, büyük kan basıncıyla birlikte de yükselebilir. Küçük kan basıncı yüksekliğine esansiyel kan basıncı yüksekliği de denir Bu ba­sınçtaki yükseklik daha çok damar direncinin artmasına bağlıdır. Kalıtsal, olarak geçtiği, çev­resel etkenlerden ve sinirsel değişikliklerden et­kilendiği düşünülmektedir. Seyrek rastlanır.

Büyük kan basıncının yüksekliği ise, daha çok etkenin değişikliğinden etkilenir. Kalbin ça­lışmasını etkileyen sinirsel ya da hormonal et­menler, kan hacmini etkileyen’ karaciğer, böb­rek, damar hastalıkları yükselmeye yol açarlar. Esansiyel kan basıncı yüksekliğine oranla tedavi­si daha kolaydır. Toplumda daha sık rastlanır.

Nasıl Karar Verilir?

Tekrar tekrar kontrollü ölçümlerde büyük basınç 160 mm üzerine ve küçük basınç aynı şe­kilde 100 mm. üzerine çıkarsa ve bu düzeyde sü­rekli olursa bu kimselerde yüksek kan basıncı veya hipertansiyon var demektir.

Aynı zamanda, devamlı heyecanlı haller ve ortamlar, sinirlilik yaratan tepkiler tiroitlerin işlevindeki artışlar, diyet sorunları ve bunlara ben­zer faktörler de göz önüne alınmalıdır. Ruhsal ya­pının da yüksek tansiyonda büyük rol oynadığa iyice bilinmelidir.

Hipertansiyon (Yüksek Kan Basıncı) ve Kalp Hastalığı

Uzun süren yüksek kan basıncı (hipertan­siyon) kalbin daha çok çalışmasına neden olur. Bunun sonucu yorulan kalpte kalp hastalığı baş­layabilir.

Yüksek kan basıncı demek kalbin önüne bir yük çıkarmak, yani kalbi yokuşa sürmek gibi bir hal yaratmaktır. Yani kalbin normalden daha fazla çalışmasını gerektirmektedir.

Yüksek tansiyonlu bütün hastalarda kalp hastalığı görülmez. Bu nedenle gerekli önemleri, almak önemlidir. İhmal edilip de tansiyon düzeltilmezse devamlı yüksek tansiyondan sonra kalp er geç zarar görür. Yüksek tansiyon normale dü­şürülmelidir. Yüksek tansiyon daha ziyade 40-50 yaşlarından sonra görülmeye başlar, bu dö­nemlerde daha dikkatli olunmasını gerektirir.

Damar basıncını arttıran hallerde ince atar damarlar daralır, büzülürler. Eğer belli bir süre­de bu damarlardan ayni miktarda kan geçiyorsa yani normaldeki kadar geçiyorsa bu kanı iten damar kuvvetinin artmış olması gerekir. Damarlardaki daralma az olduğu sürece kanın damara basıncı az olur. Eğer damarlardaki daralma çok ise kanın basıncıda bu durumla orantılı olarak yüksek olur.

Diğer bir deyimle kan dolaşımının normal­deki kadar sağlanması için kalpten kanın daha büyük bir kuvvetle pompalanması gerekir. Bu nedenlerle kalp kasları kalınlaşarak büyümeye başlar. Belli bir süre için kalp bu durumda göre­vini normal olarak yapmağa uğraşır. Ama kal­bin bazı kasları o derece büyüktür ki, koroner damarlardaki kan miktarı artık büyüyen kalp kaslarının tümünü beslemeye yetmez olur. Son­ra kalpte bir genişleme başlar, kalp yetmezliği baş gösterir. Bu durumlarda kalp kapakçık­larında da uyumsuzluklar başlar. En çok etkile­nen Mitral, Aaort kapakçıkları olur.

Kalbin genişlemesiyle kapakçıklarda da bo­zukluklar oluşur. Zamanla Aort kapakçıkları kan pompalandıktan sonra iyice kapanamaz hale ge­lir. Kanın bir kısmı diyastol döneminde geri akar, sol karıncıkta birikme olur. Yani vücudun ihti­yacı olan 4-5 litrelik kanı kalbin gönderebilmesi için, geri akış nedeniyle kalp 5-6 litre kan sevk etmek durumunda kalır, bu yüzden çok yorulur.

Kalbin asıl yetersizliği bundan sonra başlar. Bütün bunlar göz önünde tutularak yüksek tansi­yonun çabuk düzeltilmesine çalışılmalıdır. Tansi­yonun normale dönüşmesinde başarı sağlanama­dığı taktirde kalbin yetersiz hale girmemesi için önlemler alınmalı ve gecikmeden doktorun önerilerine uyularak kalbin de tedavisine başlanma­lıdır.

Duruma daha da açıklık kazandırmak için günlük iş hayatından bir örnek verelim: Bahçe­deki havuzdan evin çatı katma su basan pompa bir iki yerinden delik olsa motor çalışıp depoya su basmaya başladığı zaman havuzdan çekilen suyun bir kısmı deliklerden geriye dökülür. Ha­vuzdaki suyun tamamını depoya sevk etmek için motorun daha güçlü olması veya daha fazla ça­lışması gerekir. Buna benzer biçimde devamlı yüksek tansiyon karşısında aort odağında geniş­leme, kapakçığında sertleşme olduğundan diyostolik safhada kanın bir kısmının geri akmasından kalp yorulur.

Organların aynı verimlilik ve aynı düzeyde çalışması için aynı miktarda kana ihtiyacı var­dır. Bu dönemde böyle bir kalbi taşıyan insan kalbine yardım etmezse yani her günkü çalışma­sını frenlemezse, doktorun önerilerine uymazsa vücudun istediği kanı vermeye çalışan kalbin za­manla verimliliği azalır ve sonunda yetersiz hale düşer. Bu nedenlerle yüksek tansiyonlu hastalar durumlarının önemini kavrayıp kalplerine yar­dımcı olmalıdırlar, gecikme ve ihmalkarlık za­rardan başka bir şey getirmez. Bu tür hastalığın tedavisinde dijitalin kullanılır ve tedavi edicidir. Yeter ki bilinçli olarak alınması ve miktarın iyi ayarlanması gerekir. Sürekli olarak kullanılması gerektiği hallerde daha da dikkatli olmak zorunluluğu vardır.

HİPOTANSİYON

Düşük Kan Basıncı

Genellikle Tansiyon denilince akla hep yük­sek kan basıncı gelmektedir. Oysa düşük tansi­yonun da neden olduğu rahatsızlıklar bakımın­dan yüksek tansiyon kadar önemlidir.

Hipotansiyon kan basmanın normalin altına düşmesidir. Nasıl ki, hipertansiyon, yani yüksek kan basıncı bunun tersini, kan basıncının nor­malin üstüne çıkmasını ifade ediyorsa. Normal bir kişide 40-50 yaşlar arasında tansiyonun üst sınırı 120 -140, alt sınırı ise 60 – 70 mm cıva basıncı olarak kabul edilmektedir. Diğer bir deyimle tan­siyonun maksiması 12 -14, miniması 6-7 cm civa sütununa tekabül eder.

Büyük kan basıncının 90 mm. ile 80 mm. nin altına düşmesi halinde kan basıncının düşük ol­duğu kabul edilir. Önceden yüksek veya normal kan basıncı olan bir kimsede böyle bir düşüş kay­dedilirse durum ciddiyet kazanır.

Eğer büyük kan basıncı, küçüğü ile orantılı olarak düşmüş ise ve eğer üst noktası 90 mm. den aşağıya iniyorsa, hasta uyarıcı ilâçlara karşı ya­nıt verir. Yani bu ilâçlardan yararlanıyor de­mektir.

Unutulmaması ve ona.göre hareket edilmesi gereken önemli nokta şudur: Büyük kan basıncı 200 mm. ve daha yüksek olan hastalar gözlem, denetleme ve tedavi için yatakta kalmalıdırlar. Ayni şekilde büyük kan basıncı 90 mm. den da­ha aşağı olan hastalar da aynı şekilde ve aynı amaçla yatakta kalmalıdırlar. Bu tıbbın gereği olduğu gibi hastaların da yararları gereğidir.

Düşük kan basıncı aşağıdaki hallerde görü­lür : Şokta ve kollapsta, kanamalarda, iltihaplar­da, ateşli hallerde, kanserde, kansızlıklarda, nev­rasteni denilen hallerde, Addison hastalığında, diğer zayıf düşürücü, eritici hastalıklarda ve öl­dürücü hallerde.

Düşük kan basıncı toplar damarlarda kan birikimine neden olur ve atardamarlarda kanın dolaşımını yavaşlatır. Vücudun bir çok fonksi­yonlarında olduğu gibi kılcal damarlardaki dola­şım da bozulmuştur. Dokuların beslenmesi ak­samıştır.

Düşük kan basıncı en çok genç erişkinlerde görülür. Erkeklerde 45 yaşa kadar bu oran sürek­li olarak düşer. Bu yaştan sonra görülmesi azalır. Kadınlarda hipotansiyondaki bu azalma daha da belirgindir, yani onlar biraz daha şanslıdırlar. Daha önceki satırlarda hipotansiyonun tarifini yapmış olmakla beraber bu noktaya bir daha de­ğinmekte yarar görüyorum. Hakiki hipotansiyo­nun ne suretle ve ne zaman oluştuğunu kesin­likle söylemek mümkün değildir. Bazı doktorla­ra göre 100 mm., diğerlerine göre 110 mm. sisto-lik üst tansiyonun altındakiler düşük olarak ka­bul edilmektedir. Tabiî bu rakamlar erişkinlere göre olan rakamlardır.

İki cins düşük kan basıncı vardır:

1) Sürekli

2) Geçici olan.

Sürekli olan hipotansiyon nedir?

Bir erişkin­de devamlı olarak tansiyonun üst noktası 110 mm. civa basıncından eksik olursa ve buna bir sebep bulunamıyorsa bu cinsine sürekli veya esansiyel hipotansiyon diyoruz. Kolaylıkla yorgunluk hisseden esansiyel tipteki bu hipotansiyonlularda başka şikâyetler görülmemektedir. Bunlarda böbrek ve kalp hastalıkları çok nadir görülür, bu itibarla daha talihli kişilerdir. Daha ileri gitmedi­ği takdirde, yani daha aşağılara düşmediği tak­dirde, bu bakımdan doktorların bir çoğuna göre esansiyel hipotansiyon «ideal kan basıncı düzeyi­dir.» Önemli bir nokta da bu kişilerde damar sertleşmesi nadir olarak oluşur, zira kitabımızın başka bir bölümünde belirttiğimiz gibi damar sertleşmesi çoğunlukla yüksek tansiyonlularda görülmektedir, yani yüksek tansiyon damar sert­liği yapan öğelerin başında gelmektedir.

Geçici olan hipotansiyon nedir?

Sebebi bilin­meyen esansiyel hipotansiyonun aksine, bunun oluşmasında bazı nedenler vardır ve bu neden­ler gözden kaçmayacak denli belirgindir. Zaten bu nedenler araya girmeden önce, bu kimselerin kan basınçları normaldir. Tansiyonu düşüren bel­li başlı sebepler şöyle sıralanabilir:

a) Hemoraji. – kan kaybı.

b) Darbe şoku – Bir yara veya şoka götüren beklenmedik bir darbe, şiddetli bir heye­can, korku.

c) Anestezi – genel veya yerel.

d) Tüberküloz – ilerlemiş şekli.

e) Kalp damarlarında tıkanıklık veya bunla­ra benzer diğer sebepler.

f) Nörojenik kaynaklı olan hipotansiyon.

Geçici hipotansiyon yüksek ateşli hastalık­larda, kan damarlarında geçici genişleme sonu­cu da görülebilir. Tiroid salgı bezlerinin az çalış­ması hallerinde, kalp kaslarının hastalıklarındaa ve Addison hastalığında da hipotansiyon görülebilir. Bu son hastalık böbreküstü salgı bezlerinin iyi çalışmaması hallerinden ileri gelir ve bunlar­da hipotansiyon ile birlikte ileri derecede halsiz­lik ve deride esmere dönüşen bir renk değişikliği vardır.

Düşük kan basıncının insanda genellikle enerji eksikliği ile vücut direnci düşüklüğü yap­tığı kabul edilmektedir. Hasta ilk bakışta zayıf bünyeli olup ince ve soluktur, göğsü dardır, kalbi damla kalp denilen biçimde, yani uzunca ve kü­çüktür ve kanda kalsiyum ve diğer tuzlar azal­mıştır: Çok defa kilosu eksiktir. Büyük kan basın­cı sürekli olarak 110 mm.’den düşük olanların bir kısmı az çok aynı olan bir grup belirti gösterirler. Yorgunluk, enerji yetersizliği, bezginlik gibi. Bu kişiler çoğunlukla durgundurlar, ve bazıları mide-barsak bozukluklarından şikâyet ederler. Bu kim­seler ince, uzun bünyeli ve fizik bakımdan zayıf olmakla beraber bu bir kural değildir. Genellikle el ve ayakları soğuktur. Daha nadir olmakla be­raber tombul ve şişmanlarda da hipotansiyon gö­rülebilir.

Bununla beraber, 100 mm. civa basıncının çok altına düşmemek şartıyla, normalin altında tansiyonu olan pek çok kişi normal tansiyonlular kadar sıhhatli ve faaldirler: Bu kimseler devamlı olarak 110 mm. civa basıncı altında seyreden tansiyonlarıyla çetin hayat şartlarını normal ve verimli olarak sürdürebilmektedirler.

Orta yaştan sonra, hastalık halinde veya sağ­lık halinde ,düşük damar basınçlı hastalarda ha­yat süresi, yüksek tansiyonlu, hatta normal tan­siyonlu kişilerden daha uzundur. Sizde sürekli damar basıncı düşüklüğü varsa şükretmelisiniz, çünkü daha uzun süre yaşam şansınız artmıştır. Tabiî ki, bu durumda damar basıncı 110 mm. civarında olacaktır. Bu düşük tansiyon noktası hastalığın hemen başladığı noktadır. Daha çok düşecek olursa, bu taktirde kılcal damarlardan iti­len kan yetersiz olmağa başlar, organlarda ve dokularda beslenme bozukluğu görülür. Bu hal halsizlik yaratır. Bu kimseler ince, uzun ve kilo­ca düşüktürler. Genel görünüş ve durumları iyi değildir. Çabuk yorulurlar, sinirlilik ve uykusuz­luk vardır. Dikkatleri dağınıktır ve baş ağrısı çe­kerler. Bazılarının kulaklarında çınlama ve uğul­tu olur. Vücudun çeşitli yerlerinde sinirsel ağrı­lar, bazılarında da karın ağrıları vardır. Bazıla­rında da, vücutlarının çeşitli yerlerinde karınca­lanma, kaşıntı ve uyuşukluk görülebilir. Bu ka­darla da kalmaz. Baş dönmeleri, baygınlık bil­hassa vaziyet değiştirmekle görülür. Parmak uçlarında ve ayaklarda hissizlik ve renk atması, çarpıntı, soğuktan etkilenme ve hazımsızlığa tu­tulma halleri de görülür.

Düşük damar basıncının nedeni araştırılma­lı ve tedavi edilmelidir. Proteinden zengin, tuzlu bir diyet ve yatakta dinlenme gereklidir. Hafif kan basıncı düşüklüğünde temiz hava ve kuv­vetli yiyecekler önerilir. Karına sıkı bir kuşak veya korse tatbik olunabilir, bu suretle karın içindeki kan basıncı arttırılmış olur ve dolayısıyla genel kan dolaşımında da bir düzelme olur.

Kan Basıncı Değişikliklerinin Bireysel ve Toplumsal Özellikleri

1. Yaş: Kan basıncı özellikle erginlik yaşla­rında sinirsel ve ruhsal değişikliklerden etkilenerek düşmeye eğilimlidir. Yaşla birlikte kan basıncı da artar. Yaş artışı, damar sertliği, vü­cudun enerji gereksinmesinin azalması, yağ de­polanmasının artması gibi durumlara yol açarak kan basıncında yükselme eğilimini arttırır. Er­ginlik, kadınlarda adetten kesilme, erkeklerde yaş dönümü gibi yaşla ilgili nedenler kan basın­cını etkiler.

2. Irk: Batılı toplumlarda kan basıncı daha yüksektir. Japonlarda ve Çinlilerde ise kendi yurtlarında düşük, batıya yerleşmiş olanlarda yüksek bulunmuştur. Nedeni bilinmiyor.

3. Cinsiyet: Kan basıncı yüksekliği kadınlar­da ve erkeklerde eşit oranda görülür/Ancak yük­selme kadınlarda daha yavaş gidişlidir. Kötü so­nuçları daha az görülür. Erkeklerde ise hızlı ge­lişir ve hızla başka hastalıklara yol açar.

4. Uyku: Kan basıncı uyku sırasında düşer. Kan basıncı düşük olanlarda uykuya eğilim art­mıştır. Buna karşılık kan basıncı yüksek olanlar uykusuzluk çekerler.