Kan Basıncı Bozuklarından Oluşan Kalp Hastalığı
Posted on 26. Şub, 2009 by admin in KALP HASTALIKLARI
a) Normal Kan Basıncı
Kan basıncı ya da tansiyon, kanın damar çeperine yaptığı basınçtır. Kan basıncını oluşturan etkenler:
1) Kalbin kanı pompalama gücü.,
2) Kanın miktarı.
3) Damarların kan akışına gösterdiği direnç. Kan basıncını oluşturan bu etkenlerdeki düşüş ve yükselişler kan basıncını etkiler. Örneğin, kan miktarının azalmasına yol açan aşın su yitimi ya da aşırı kanamalar kan basıncını düşürür. Vücuda aşırı su yükselmesi kan miktarını arttırarak kan basıncını yükseltir…
Kan basıncı ölçülürken iki ölçü verilir. Bunlardan birincisi kalp gevşemiş durumdayken (diyastol) damardaki kanın oluşturduğu basınçtır. Buna küçük tansiyon (diyastolik basınç) denir. İkincisi ise kalp kanı damarlara pompaladığı dönemde (sistol) ölçülen basınçtır. Buna da büyük kan basıncı (sistolik tansiyon) denir.
Kan basıncı 1 mm çapında bir cam boru içinde yükselen cıvanın basıncıyla ölçülerek söylenir. Büyük kan basıncı normalde 110 -140 mm cıva basıncı kadardır. Küçük kan basıncı ise 60 -80 mm cıva basıncı arasında normal kabul edilir.
b) Kan Basıncı Yüksekliği
Bu günün olanakları, yüksek kan basınçlı kimselerin bilinçli davranışları, doktorun önerilerine olumlu uyumları sayesinde yaşantılarını normal sürdürmelerine imkân vermektedir.
Sizde yüksek kan basıncı varsa bunu düzeltmek ya da zararsız düzeyde tutmak sizin elinizdedir.
Kan basıncı yüksekliğinin korkulacak bir yanı yoktur. Çünkü kontrolü, anahtarı sizin elinizdedir. Bilinçli, soğukkanlı ve disiplinli hareket edilirse zararı dokunmaz.
İşin en önemli yanı kan basıncı yüksek olup da vücudunun isteklerine, doktorunun dediklerine uyum sağlayan bir kişinin yanında, on kişinin bu duruma önemsemeyip ilgisiz kalmasıdır, küçümsemesidir. Böyle kimselerin çoğu yükselmenin heyecandan ya da sinirden ileri geldiğini, geçici, olduğunu sanırlar. Oysa bunların kendilerine bir uyarı olduğunu anlamazlar. Dikkat edilirse bunlarda arada sırada bir sancı ve yıpratıcı bir yorgunluk, uzun süren baş ağrısı vardır. Bu gibi kimseler doktora gözüküp başlangıç safhasındaki çok basit önlemlere uyum sağlayacakları yerde, dost sandıkları kimselerin sigarayı azalt, daha az ye, zayıfla, fakat aç kalma gibi öğütleriyle yetinirler. Bazen da yaşadığımız bu günün hareketli ve heyecan dolu ortamında tansiyonunun yükselmesini moda sayanlar da vardır.
Hemen hemen herkesin, kan basıncı yüksek olan bir yakını vardır. Önemli olan, onları bilinçli uyarmak, kendisini de kollamaktır. Bu işin hüneri durumu bilmek ve zararlı hale gelmesini önlemektir. Bunun için de en iyi çare doktorun önerilerine, dediklerine harfiyen uyum sağlamaktır.
İnsanın bulunduğu ortamda ilgili olduğu çevresiyle geçinmek için nasıl ki, iyi ilişkiler kurması gerekiyorsa, aynı şekilde yüksek tansiyonlu insanların da hastalığı ile iyi ilişkiler kurması hastalığını kabul etmesi, iyi arkadaş olması gerekir. Kısacası küçük disiplinlere uyanlar, büyük cezalara çarptırılmadıkları gibi; yüksek tansiyonlu kimse de durumunu kabul edip kendisini disipline sokarak tedavisine önem verirse normal bir hayat sürdürebilir.
Yüksek tansiyonun oluşum nedenleri pek çoktur. Tedavisine başlanmadan önce hastanın yalnız beyin ve vücut muayeneleri ile yetinilmemelidir, aynı zamanda çevresi, işi, arkadaşları ve aile huzuru araştırılmalıdır. Kısacası iç alemi de incelenmelidir.
İyi sonuç alınabilmesi için hastanın doktoruna yardımcı olması öncelikle her şeyi olduğu gibi kabul edip iç huzurunu sağlamak gereklidir. Çok önemli olan aşama çözümlendikten sonra hastalığın tedavisi çok kolaylaşmış olur.
Yüksek Kan Basıncı Türleri
Kan basıncı yüksekliği büyük kan basıncının ve küçük kan basıncının yüksekliği olmak üzere iki türe ayrılır.
Küçük kan basıncı yüksekliği tek başına olabileceği gibi, büyük kan basıncıyla birlikte de yükselebilir. Küçük kan basıncı yüksekliğine esansiyel kan basıncı yüksekliği de denir Bu basınçtaki yükseklik daha çok damar direncinin artmasına bağlıdır. Kalıtsal, olarak geçtiği, çevresel etkenlerden ve sinirsel değişikliklerden etkilendiği düşünülmektedir. Seyrek rastlanır.
Büyük kan basıncının yüksekliği ise, daha çok etkenin değişikliğinden etkilenir. Kalbin çalışmasını etkileyen sinirsel ya da hormonal etmenler, kan hacmini etkileyen’ karaciğer, böbrek, damar hastalıkları yükselmeye yol açarlar. Esansiyel kan basıncı yüksekliğine oranla tedavisi daha kolaydır. Toplumda daha sık rastlanır.
Nasıl Karar Verilir?
Tekrar tekrar kontrollü ölçümlerde büyük basınç 160 mm üzerine ve küçük basınç aynı şekilde 100 mm. üzerine çıkarsa ve bu düzeyde sürekli olursa bu kimselerde yüksek kan basıncı veya hipertansiyon var demektir.
Aynı zamanda, devamlı heyecanlı haller ve ortamlar, sinirlilik yaratan tepkiler tiroitlerin işlevindeki artışlar, diyet sorunları ve bunlara benzer faktörler de göz önüne alınmalıdır. Ruhsal yapının da yüksek tansiyonda büyük rol oynadığa iyice bilinmelidir.
Hipertansiyon (Yüksek Kan Basıncı) ve Kalp Hastalığı
Uzun süren yüksek kan basıncı (hipertansiyon) kalbin daha çok çalışmasına neden olur. Bunun sonucu yorulan kalpte kalp hastalığı başlayabilir.
Yüksek kan basıncı demek kalbin önüne bir yük çıkarmak, yani kalbi yokuşa sürmek gibi bir hal yaratmaktır. Yani kalbin normalden daha fazla çalışmasını gerektirmektedir.
Yüksek tansiyonlu bütün hastalarda kalp hastalığı görülmez. Bu nedenle gerekli önemleri, almak önemlidir. İhmal edilip de tansiyon düzeltilmezse devamlı yüksek tansiyondan sonra kalp er geç zarar görür. Yüksek tansiyon normale düşürülmelidir. Yüksek tansiyon daha ziyade 40-50 yaşlarından sonra görülmeye başlar, bu dönemlerde daha dikkatli olunmasını gerektirir.
Damar basıncını arttıran hallerde ince atar damarlar daralır, büzülürler. Eğer belli bir sürede bu damarlardan ayni miktarda kan geçiyorsa yani normaldeki kadar geçiyorsa bu kanı iten damar kuvvetinin artmış olması gerekir. Damarlardaki daralma az olduğu sürece kanın damara basıncı az olur. Eğer damarlardaki daralma çok ise kanın basıncıda bu durumla orantılı olarak yüksek olur.
Diğer bir deyimle kan dolaşımının normaldeki kadar sağlanması için kalpten kanın daha büyük bir kuvvetle pompalanması gerekir. Bu nedenlerle kalp kasları kalınlaşarak büyümeye başlar. Belli bir süre için kalp bu durumda görevini normal olarak yapmağa uğraşır. Ama kalbin bazı kasları o derece büyüktür ki, koroner damarlardaki kan miktarı artık büyüyen kalp kaslarının tümünü beslemeye yetmez olur. Sonra kalpte bir genişleme başlar, kalp yetmezliği baş gösterir. Bu durumlarda kalp kapakçıklarında da uyumsuzluklar başlar. En çok etkilenen Mitral, Aaort kapakçıkları olur.
Kalbin genişlemesiyle kapakçıklarda da bozukluklar oluşur. Zamanla Aort kapakçıkları kan pompalandıktan sonra iyice kapanamaz hale gelir. Kanın bir kısmı diyastol döneminde geri akar, sol karıncıkta birikme olur. Yani vücudun ihtiyacı olan 4-5 litrelik kanı kalbin gönderebilmesi için, geri akış nedeniyle kalp 5-6 litre kan sevk etmek durumunda kalır, bu yüzden çok yorulur.
Kalbin asıl yetersizliği bundan sonra başlar. Bütün bunlar göz önünde tutularak yüksek tansiyonun çabuk düzeltilmesine çalışılmalıdır. Tansiyonun normale dönüşmesinde başarı sağlanamadığı taktirde kalbin yetersiz hale girmemesi için önlemler alınmalı ve gecikmeden doktorun önerilerine uyularak kalbin de tedavisine başlanmalıdır.
Duruma daha da açıklık kazandırmak için günlük iş hayatından bir örnek verelim: Bahçedeki havuzdan evin çatı katma su basan pompa bir iki yerinden delik olsa motor çalışıp depoya su basmaya başladığı zaman havuzdan çekilen suyun bir kısmı deliklerden geriye dökülür. Havuzdaki suyun tamamını depoya sevk etmek için motorun daha güçlü olması veya daha fazla çalışması gerekir. Buna benzer biçimde devamlı yüksek tansiyon karşısında aort odağında genişleme, kapakçığında sertleşme olduğundan diyostolik safhada kanın bir kısmının geri akmasından kalp yorulur.
Organların aynı verimlilik ve aynı düzeyde çalışması için aynı miktarda kana ihtiyacı vardır. Bu dönemde böyle bir kalbi taşıyan insan kalbine yardım etmezse yani her günkü çalışmasını frenlemezse, doktorun önerilerine uymazsa vücudun istediği kanı vermeye çalışan kalbin zamanla verimliliği azalır ve sonunda yetersiz hale düşer. Bu nedenlerle yüksek tansiyonlu hastalar durumlarının önemini kavrayıp kalplerine yardımcı olmalıdırlar, gecikme ve ihmalkarlık zarardan başka bir şey getirmez. Bu tür hastalığın tedavisinde dijitalin kullanılır ve tedavi edicidir. Yeter ki bilinçli olarak alınması ve miktarın iyi ayarlanması gerekir. Sürekli olarak kullanılması gerektiği hallerde daha da dikkatli olmak zorunluluğu vardır.
HİPOTANSİYON
Düşük Kan Basıncı
Genellikle Tansiyon denilince akla hep yüksek kan basıncı gelmektedir. Oysa düşük tansiyonun da neden olduğu rahatsızlıklar bakımından yüksek tansiyon kadar önemlidir.
Hipotansiyon kan basmanın normalin altına düşmesidir. Nasıl ki, hipertansiyon, yani yüksek kan basıncı bunun tersini, kan basıncının normalin üstüne çıkmasını ifade ediyorsa. Normal bir kişide 40-50 yaşlar arasında tansiyonun üst sınırı 120 -140, alt sınırı ise 60 – 70 mm cıva basıncı olarak kabul edilmektedir. Diğer bir deyimle tansiyonun maksiması 12 -14, miniması 6-7 cm civa sütununa tekabül eder.
Büyük kan basıncının 90 mm. ile 80 mm. nin altına düşmesi halinde kan basıncının düşük olduğu kabul edilir. Önceden yüksek veya normal kan basıncı olan bir kimsede böyle bir düşüş kaydedilirse durum ciddiyet kazanır.
Eğer büyük kan basıncı, küçüğü ile orantılı olarak düşmüş ise ve eğer üst noktası 90 mm. den aşağıya iniyorsa, hasta uyarıcı ilâçlara karşı yanıt verir. Yani bu ilâçlardan yararlanıyor demektir.
Unutulmaması ve ona.göre hareket edilmesi gereken önemli nokta şudur: Büyük kan basıncı 200 mm. ve daha yüksek olan hastalar gözlem, denetleme ve tedavi için yatakta kalmalıdırlar. Ayni şekilde büyük kan basıncı 90 mm. den daha aşağı olan hastalar da aynı şekilde ve aynı amaçla yatakta kalmalıdırlar. Bu tıbbın gereği olduğu gibi hastaların da yararları gereğidir.
Düşük kan basıncı aşağıdaki hallerde görülür : Şokta ve kollapsta, kanamalarda, iltihaplarda, ateşli hallerde, kanserde, kansızlıklarda, nevrasteni denilen hallerde, Addison hastalığında, diğer zayıf düşürücü, eritici hastalıklarda ve öldürücü hallerde.
Düşük kan basıncı toplar damarlarda kan birikimine neden olur ve atardamarlarda kanın dolaşımını yavaşlatır. Vücudun bir çok fonksiyonlarında olduğu gibi kılcal damarlardaki dolaşım da bozulmuştur. Dokuların beslenmesi aksamıştır.
Düşük kan basıncı en çok genç erişkinlerde görülür. Erkeklerde 45 yaşa kadar bu oran sürekli olarak düşer. Bu yaştan sonra görülmesi azalır. Kadınlarda hipotansiyondaki bu azalma daha da belirgindir, yani onlar biraz daha şanslıdırlar. Daha önceki satırlarda hipotansiyonun tarifini yapmış olmakla beraber bu noktaya bir daha değinmekte yarar görüyorum. Hakiki hipotansiyonun ne suretle ve ne zaman oluştuğunu kesinlikle söylemek mümkün değildir. Bazı doktorlara göre 100 mm., diğerlerine göre 110 mm. sisto-lik üst tansiyonun altındakiler düşük olarak kabul edilmektedir. Tabiî bu rakamlar erişkinlere göre olan rakamlardır.
İki cins düşük kan basıncı vardır:
1) Sürekli
2) Geçici olan.
Sürekli olan hipotansiyon nedir?
Bir erişkinde devamlı olarak tansiyonun üst noktası 110 mm. civa basıncından eksik olursa ve buna bir sebep bulunamıyorsa bu cinsine sürekli veya esansiyel hipotansiyon diyoruz. Kolaylıkla yorgunluk hisseden esansiyel tipteki bu hipotansiyonlularda başka şikâyetler görülmemektedir. Bunlarda böbrek ve kalp hastalıkları çok nadir görülür, bu itibarla daha talihli kişilerdir. Daha ileri gitmediği takdirde, yani daha aşağılara düşmediği takdirde, bu bakımdan doktorların bir çoğuna göre esansiyel hipotansiyon «ideal kan basıncı düzeyidir.» Önemli bir nokta da bu kişilerde damar sertleşmesi nadir olarak oluşur, zira kitabımızın başka bir bölümünde belirttiğimiz gibi damar sertleşmesi çoğunlukla yüksek tansiyonlularda görülmektedir, yani yüksek tansiyon damar sertliği yapan öğelerin başında gelmektedir.
Geçici olan hipotansiyon nedir?
Sebebi bilinmeyen esansiyel hipotansiyonun aksine, bunun oluşmasında bazı nedenler vardır ve bu nedenler gözden kaçmayacak denli belirgindir. Zaten bu nedenler araya girmeden önce, bu kimselerin kan basınçları normaldir. Tansiyonu düşüren belli başlı sebepler şöyle sıralanabilir:
a) Hemoraji. – kan kaybı.
b) Darbe şoku – Bir yara veya şoka götüren beklenmedik bir darbe, şiddetli bir heyecan, korku.
c) Anestezi – genel veya yerel.
d) Tüberküloz – ilerlemiş şekli.
e) Kalp damarlarında tıkanıklık veya bunlara benzer diğer sebepler.
f) Nörojenik kaynaklı olan hipotansiyon.
Geçici hipotansiyon yüksek ateşli hastalıklarda, kan damarlarında geçici genişleme sonucu da görülebilir. Tiroid salgı bezlerinin az çalışması hallerinde, kalp kaslarının hastalıklarındaa ve Addison hastalığında da hipotansiyon görülebilir. Bu son hastalık böbreküstü salgı bezlerinin iyi çalışmaması hallerinden ileri gelir ve bunlarda hipotansiyon ile birlikte ileri derecede halsizlik ve deride esmere dönüşen bir renk değişikliği vardır.
Düşük kan basıncının insanda genellikle enerji eksikliği ile vücut direnci düşüklüğü yaptığı kabul edilmektedir. Hasta ilk bakışta zayıf bünyeli olup ince ve soluktur, göğsü dardır, kalbi damla kalp denilen biçimde, yani uzunca ve küçüktür ve kanda kalsiyum ve diğer tuzlar azalmıştır: Çok defa kilosu eksiktir. Büyük kan basıncı sürekli olarak 110 mm.’den düşük olanların bir kısmı az çok aynı olan bir grup belirti gösterirler. Yorgunluk, enerji yetersizliği, bezginlik gibi. Bu kişiler çoğunlukla durgundurlar, ve bazıları mide-barsak bozukluklarından şikâyet ederler. Bu kimseler ince, uzun bünyeli ve fizik bakımdan zayıf olmakla beraber bu bir kural değildir. Genellikle el ve ayakları soğuktur. Daha nadir olmakla beraber tombul ve şişmanlarda da hipotansiyon görülebilir.
Bununla beraber, 100 mm. civa basıncının çok altına düşmemek şartıyla, normalin altında tansiyonu olan pek çok kişi normal tansiyonlular kadar sıhhatli ve faaldirler: Bu kimseler devamlı olarak 110 mm. civa basıncı altında seyreden tansiyonlarıyla çetin hayat şartlarını normal ve verimli olarak sürdürebilmektedirler.
Orta yaştan sonra, hastalık halinde veya sağlık halinde ,düşük damar basınçlı hastalarda hayat süresi, yüksek tansiyonlu, hatta normal tansiyonlu kişilerden daha uzundur. Sizde sürekli damar basıncı düşüklüğü varsa şükretmelisiniz, çünkü daha uzun süre yaşam şansınız artmıştır. Tabiî ki, bu durumda damar basıncı 110 mm. civarında olacaktır. Bu düşük tansiyon noktası hastalığın hemen başladığı noktadır. Daha çok düşecek olursa, bu taktirde kılcal damarlardan itilen kan yetersiz olmağa başlar, organlarda ve dokularda beslenme bozukluğu görülür. Bu hal halsizlik yaratır. Bu kimseler ince, uzun ve kiloca düşüktürler. Genel görünüş ve durumları iyi değildir. Çabuk yorulurlar, sinirlilik ve uykusuzluk vardır. Dikkatleri dağınıktır ve baş ağrısı çekerler. Bazılarının kulaklarında çınlama ve uğultu olur. Vücudun çeşitli yerlerinde sinirsel ağrılar, bazılarında da karın ağrıları vardır. Bazılarında da, vücutlarının çeşitli yerlerinde karıncalanma, kaşıntı ve uyuşukluk görülebilir. Bu kadarla da kalmaz. Baş dönmeleri, baygınlık bilhassa vaziyet değiştirmekle görülür. Parmak uçlarında ve ayaklarda hissizlik ve renk atması, çarpıntı, soğuktan etkilenme ve hazımsızlığa tutulma halleri de görülür.
Düşük damar basıncının nedeni araştırılmalı ve tedavi edilmelidir. Proteinden zengin, tuzlu bir diyet ve yatakta dinlenme gereklidir. Hafif kan basıncı düşüklüğünde temiz hava ve kuvvetli yiyecekler önerilir. Karına sıkı bir kuşak veya korse tatbik olunabilir, bu suretle karın içindeki kan basıncı arttırılmış olur ve dolayısıyla genel kan dolaşımında da bir düzelme olur.
Kan Basıncı Değişikliklerinin Bireysel ve Toplumsal Özellikleri
1. Yaş: Kan basıncı özellikle erginlik yaşlarında sinirsel ve ruhsal değişikliklerden etkilenerek düşmeye eğilimlidir. Yaşla birlikte kan basıncı da artar. Yaş artışı, damar sertliği, vücudun enerji gereksinmesinin azalması, yağ depolanmasının artması gibi durumlara yol açarak kan basıncında yükselme eğilimini arttırır. Erginlik, kadınlarda adetten kesilme, erkeklerde yaş dönümü gibi yaşla ilgili nedenler kan basıncını etkiler.
2. Irk: Batılı toplumlarda kan basıncı daha yüksektir. Japonlarda ve Çinlilerde ise kendi yurtlarında düşük, batıya yerleşmiş olanlarda yüksek bulunmuştur. Nedeni bilinmiyor.
3. Cinsiyet: Kan basıncı yüksekliği kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda görülür/Ancak yükselme kadınlarda daha yavaş gidişlidir. Kötü sonuçları daha az görülür. Erkeklerde ise hızlı gelişir ve hızla başka hastalıklara yol açar.
4. Uyku: Kan basıncı uyku sırasında düşer. Kan basıncı düşük olanlarda uykuya eğilim artmıştır. Buna karşılık kan basıncı yüksek olanlar uykusuzluk çekerler.


Leave a reply