Hangi Başağrısı Ne Şekilde Hissedilir?

Posted on 07. Mar, 2009 by admin in BAŞ AĞRILARI VE MİGREN

Bu bölüm büyük ölçüde gerçek hasta öy­külerine ayrılmıştır, Çünkü baş ağrısı ve mig­renin ne olduğunu en iyi bilenler onlardır,

İşaret edilmesi gereken en önemli şey, baş ağrısı keli­mesinin bile bir yanlış adlandırma olduğudur. Baş ağrısı çeken birçok insan aslında ağrı hissetmez. Hissettiği şey, yakıcı bir acı, ani veya keskin bir acı veya buna benzer başka bir histir. Her şeye baştan başlayıp yeni sözcükler üretme şansımız olsaydı, baş ağrısı yerine “baş acısı” de­mek daha iyi olabilirdi, ama tarihi değiştiremeyiz. Uzman­lar, çeşitli insanların acıyla ilgili tecrübelerini aynı kefeye koyup hepimizin kullanabileceği ve kabul edebileceği or­tak kelimeler türetmek için ellerinden geleni yapmaktadır­lar, fakat bu kolay bir iş değildir. Hepimizin bir şeyleri ifa­de etmek için seçtiğimiz kendimize özgü kelimeler vardır ve hiç kimse bir başkasıyla tamamen aynı değildir. Dola­yısıyla, bu bölümde yer verilen baş ağrısı ve migren öykü­lerini okurken her zaman bu kişilerle aynı fikirde olmayacağınızı unutmayın. Elbette sizin kendi tecrübeleriniz başkalarınınkinden biraz daha farklı olacaktır.

Bu bölümde, farklı türden baş ağrılarının genellikle ne şekilde görüldüğünü ve kişiye ne hissettirdiğini göreceksi­niz. Her konuda olduğu gibi, baş ağrıları hususunda da is­tisnai durumlar vardır. Biz bu bölümde ağırlıklı olarak en yaygın baş ağrısı türlerini ele aldık. Teşhis edilen en yay­gın üç baş ağrısı türü; gerilim tipi ağrı, migren ve küme ağ­rılardır. Bunların arasında da ilk ikisi daha sık görülen baş ağrısı türleridir.

Gerilim Tipi Baş Ağrıları

Aşağıdaki hikâye, normal baş ağrısı olarak görülen gerilim tipi baş ağrısının migrenle karıştırılmasının ne ka­dar kolay olduğunu gösteriyor. İkisi arasındaki temel farklılık, nitelikten çok yoğunlukla ilgilidir. Migrenin ne kadar korkunç olabildiğini anlatan hikâyelerden sonra, gerilim tipi baş ağrılarının neden olabileceği ıstırabı unut­mak mümkündür.

“Gerilim tipi baş ağrılarının en kötü tarafı, insan­ların yalnızca günlük, normal bir baş ağrısı çektiğimi düşünüp bana her zaman anlayış ve şefkatle yaklaşmamaları. Oysa benim ağrılarım herkesinki gibi değil. Ağrıların düzenli ve sürekli olması beni çok etkiliyor.

Ağrılarımın sıklığı ayda 10 ile 20 arasında değişiyor. Daha da endişe verici olan, yıllardır bu sıklıkta devam ediyor olması. Hissettiğim, tekdüze ve bir türlü geçmek bilmeyen bir ağrı. Başımı oynattı­ğımda şiddetleniyor. Her zaman olmamakla birlikte, bazen midem de bulanıyor. Bir kere de görü­şüm bulanıklaştı. Başlangıçta migrenim olduğunu sandım ama doktorum bunun migren olmadığını söyledi. Ağrılarım, başladığında iki ya da üç gün sürdüğü ve bir türlü geçmek bilmediği için mora­lim bozuluyor, başka bir şeye konsantre alamıyo­rum. Doktorum, son zamanlarda depresyonda ol­duğumu söylüyor. Aslında bakılırsa haklı da, ama olay o kadar basit değil. Çünkü bence bu kadar uzun zamandır bu ağrıları çeken herkes bir biçim­de depresyona girerdi. Söylemek istediğim şu; depresif insanlar sabah kalkmaktan nefret eder­ler. Ben de sabahları kalkmak istemiyorum. Ama bunun nedeni, gece baş ağrısıyla yatmış olmam, uyandığımda da başımın ağrımaya devam et­mesi ve ağrı kesiciler işe yaramadığında (ki çoğu zaman işe yaramaz) bütün gün, başımın ağrıya­cağını biliyor olmam.

Bu ağrıyla baş etmek için birçok farklı şey dene­dim. Bunların içinde en iyisi, ağrı kesici kullanmak gibi görünüyor fakat o da zaman zaman işe ya­ramadığı gibi, çok sık alındığında uzun vadede sağlığa zararlı olabiliyor. Omuzlarıma masaj yapı­lırsa bir süreliğine ağrım diniyor, ama masaj bittik­ten bir saat kadar sonra yeniden başlıyor. Hint masajını da denedim, o da işe yarıyor. Ama sa­bahın üçünde bir türlü uyuyamıyorken ve kafam bir mengene ile sıkılıyormuş gibiyken bunu yaptı­racak birini bulmam mümkün değil.

Benimki gibi baş ağrısı çekenlerin işi gerçekten zor. Bazen, keşke migrenim olsaydı diyorum. Biliyorum migren ağrısı, çok daha şiddetli ama duy­duğum kadarıyla migren atağı bu kadar sık orta­ya çıkmıyormuş. Kronik baş ağrılarının en kötü ta­rafı, hayatınızın yarısını baş ağrısıyla geçirmek zo­runda kalmak ve bu sırada başka bir şeyle uğraşabilmenin zor olması.” Sue,55

Auralı Migren

Bazı insanlar, ağır bir soğuk algınlığı geçirdikleri zaman grip olduklarını sanırlar. Yine, sadece ağır bir baş ağrısı çektikleri halde migreni olduğunu iddia eden kişiler de var­dır. Çoğunlukla bu kişiler hiçbir zaman gerçek bir migren tecrübesi yaşamamışlardır. Aşağıdaki hikâyelerde görüle­ceği gibi, migrene birçok başka belirti de eşlik eder. Bun­lar, migrenin normal bir baş ağrısından çok daha kötü ol­duğunu gösterir.

Walter’ın hikâyesi, nispeten ılımlı bir migren vakasını tarif ediyor. Göreceğiniz gibi, ataklar oldukça seyrek orta­ya çıkıyor ve kontrol altına alınabiliyor. Walter, bu ba­kımdan şanslı. Tabii bunda psikolog olmasının ve duru­munu anlayıp olan biteni yerli yerine koymasına yardım­cı kitapların elinin altında bulunmasının da etkisi var. Ta­bii, bu kitabı okumak da size bu türden bir güven ve iç ra­hatlığı verebilir. Bakacağınız yeri bilirseniz, birçok bilgiye ulaşabilirsiniz.

“Çocukluğumdan beri migrenim vardı. Yaklaşık 14 yaşındayken, okulda akşam yemeği kuyru­ğunda beklediğim bir an, renkli, yılan gibi kıvrılan bir ışığın yavaş ama emin bir biçimde görüş alanımın ortasına doğru yay gibi bir kavis çizdiğini ve görüş alanımın yarısını tamamen kapladığını net bir biçimde hatırlıyorum. Gördüğüm bu ışık tuhaf gelmişti ama hiç korkmamıştım, çünkü daha ön­ce de defalarca bu tür şeyler başıma gelmişti. Bu ışığı görmemle şiddetli bir baş ağrısının başlangı­cı arasında yaklaşık 30 dakikalık bir süre olurdu. 22 yaşıma gelene kadar, bunun klasik bir migren atağı olduğunu anlayamamıştım. Bilgisayarda yazı yazarken, birdenbire bazı kelimeler yok olu­yordu’. Bir anlamda kısmi körlük olan bu durum yavaş yavaş kötüleşti; anlaşılan yılan gibi kıvrılan ışık bunun nedeniydi. Oxford Companion to the Mind (Oxford Üniversitesi Yayınlarından çıkan Zi­hin Terimleri Katalogu) adlı kitabı buldum ve mig­ren maddesine baktım. Yıllar boyunca başımdan geçen olayların şahane bir tasviriyle karşılaştım. Orada da, baş ağrısının genellikle görsel bozuk­luktan yaklaşık 30 dakika sonra başladığına dik­kat çekiliyordu. Bunun üzerine hemen iki parase-tamol aldım ve baş ağrısının en kötü kısmını atlat­mayı başardım. Artık böyle yaparak baş ağrımı büyük ölçüde kontrol altında tutabiliyorum. Ayrı­ca migren atağı esnasında nefes alıp vermemin de biraz ‘garipleştiğini’ fark ettim; soluklarım biraz daha hızlanıyor. Daha yavaş nefes almak, işe ya­rıyor gibi görünüyor. Migren benim için sık sık ken­dini gösteren bir şey değil; belki yılda iki ya da üç kez” Walter,31

Not: “Çok rastlanan bir migren aurası, “titreyerek parıldayan bir ışık yayının” görüş alanı boyunca hareket etmesi şeklinde görülür.”

Migrenin birçok nedeni ve tedavisi olabilir. Hannah, kendi hikâyesini anlatırken bunu en iyi şekilde gözler önü­ne seriyor. Dikkat edilirse, migren ataklan ile âdet dönem­leri arasında bağlantı kuruyor. Dolayısıyla, çikolatanın migrenini hafifletebildiğim gözlemlemesi tesadüf değil. Çünkü birçok kadın, âdet döneminde her zaman olduğun­dan daha çok çikolata ve tatlı tüketir.

“Onlu yaşlarımın başında neredeyse, her pazar sabahı uyandığımda migrene benzer belirtilerle karşı karşıya kalmaya başladım. Şiddetli baş ağrı­ları yoktu ama midem çok bulanıyordu. Uzun bir süre, bu belirtileri migrenle bağdaştırmadım. Onlu yaşlarımın ortasında, part time çalışmaya başla­dım. Kötü ışıklandırılmış bir ofiste, titreşen flüoresan ışıkları altında çalışırken migren benzeri baş ağrıla­rı çektim.

Yirmili yaşlarımın başında, ilk kez tam anlamıyla migren olduğunu düşündüğüm bir tecrübe yaşa­dım. Giderek kötüleşen bir baş ağrısı ve mide bu­lantısı şeklinde başladı. Sonra kustum ve şiddetli biçimde titremeye başladım, aynı zamanda ışığa tahammül edemez hale geldim.

O günden beri, migren benim için özellikle de âdet dönemlerinde oldukça sıradan bir olay ha­line geldi. Atak geldiğinde Aspirin ve parasetamol alırdım. (Gerçi bunların çok da yararlı oldu­ğunu sanmıyorum,) Ağrı bazen birkaç saat sürüp geçerdi, fakat günlerce geçmediği de olurdu. En uzun atağım, on gün sürmüştü. Bu ağrının nedeni­ni ortaya çıkarmaya çalışmak, o zaman henüz aklıma gelmemişti.

Otuzlu yaşlarımda, bana huzursuz bağırsak sendromu teşhisi kondu. Anlaşılan bu da, tıpkı migren gibi stresten dolayı ortaya çıkmıştı. Birkaç yıl bo­yunca belirli aralıklarla sakinleştirici ve beta-bloker türü ilaçlarla tedavi edildim. Bu, hem migrenimin hem de bağırsak sendromundan kaynaklanan mide kramplarımın sıklığını ve şiddetini azalttıysa da, yan etkilerinden çok rahatsız olduğum için, kullandığım ilaçları kısa bir süre sonra bıraktım.

Migren ataklarımı nelerin tetiklediğini saptamak konusundaki en önemli gelişme, bundan üç bu­çuk yıl önce, kırklı yaşlarımın ortasında, ağır bir gı­da zehirlenmesi geçirdiğim sırada gerçekleşti, İki haftayı aşkın bir süre boyunca, ne yesem zehirlen­me belirtilen ortaya çıktı, bir ara sanki hiç iyileşmeyecekmişim gibi geldi. Çaresizlik içinde, alerji testi yaptırmak üzere bir kliniğe gittim. Bu olay, gerçek­ten de hayatımın dönüm noktası oldu. Her biri yıl­lardır çektiğim birçok rahatsızlığın sorumlusu olan çok sayıda farklı gıdaya karşı alerjim olduğu orta­ya çıktı. Bu gıdaları tamamen terk eden bir bes­lenme biçimini benimsedikten sonra, yalnızca migrenden ve huzursuz bağırsak sendromundan kurtulmakla kalmadım, aynı zamanda sdman nezlesi ve astım nöbetlerim de kesildi. Gerçi bu kadar özel bir perhizi uzun süre boyunca uygula­mak, benim için bir hayli zahmetli ve kısıtlayıcı, Bazen sakıncalı yiyecekleri fazla kaçırıyorum; işte o zaman aynı belirtileri yine yaşıyorum, fakat ge­nel olarak eskisine göre çok daha iyiyim.

Zaman içinde migrenimi tetikleyen faktörleri keş­fettim: Suni ışık, süt ürünleri, yoğun güneş ışığı, uy­kusuzluk, su kaybı, alkol, âdet görmek, uzun süre bilgisayar ekranına bakmak, gıda boyaları (özel­likle tartrazin) ve kahve.

Çikolatanın ise faydalı olduğunu keşfettim! Bu belki de çareler arasında en tartışmalı olanıdır, çünkü genellikle çikolatanın migreni tetiklediği düşünülür, Bazen migrenin i|k belirtileri ortaya çık­tığında, canım çok çikolata istiyor. Küçük bir par­ça çikolata yedikten sonra söz konusu belirtiler yok oluveriyor; bunun tesadüf olduğuna inanmıyorum.” Hannah,49

Aşağıdaki vakada migrenin kalıtım yoluyla aileden ge­çebileceğini ve fazla uyumanın da migrenle ilişkili olabile­ceğini görüyoruz. Charlotte’un durumunda nedenlerin ve tetikleyici unsurların yıllar geçtikçe değiştiğine dikkat edin. Bugün migrene neden olduğu anlaşılan bir şey, yarın da muhakkak aynı etkiyi gösterecek diye bir şey yoktur. Siz de kendiniz için, migreninizi nelerin tetiklediğinin kaydını tutun. Tespit edebildiğiniz bütün değişiklikleri yazın, bun­ları gerektiğinde doktorunuzla da paylaşın.

“Bana henüz çocukken migren teşhisi kondu. An­nem bir migren hastasıydı ve ilk belirtileri fark edip beni doktora götürmüştü. Kendimi nispeten şanslı addediyorum, çünkü son yıllarda eskisine göre çok daha az baş ağrısı çekiyorum. Migrenimin ço­cukluğumda nasıl seyrettiğini pek hatırlamıyorum, ama onlu yaşlarım en fazla ıstırap çektiğim yıllardı. O yıllara dair anılarım çok daha canlı.

11 ile 16 yaşları arasında, neredeyse her pazar sa­bahı migrenle uyanacağım garanti gibiydi. Bu­nun, pazar günü haftanın diğer günlerine göre çok daha fazla uyumamdan kaynaklandığını dü­şünürdüm. Kalkar kalkmaz ağrı kesici almama rağmen, başımın ağrısı gün boyunca kesilmez; gi­derek artardı. Oturur pozisyondayken ayağa kalkmak, muazzam bir baş dönmesine neden olurdu. Mecburen yeniden oturmak zorunda ka­lırdım. Bu sırada, duyduğum acı da birdenbire ar­tardı, öyle ki her an başım patlayacakmış gibi ge­lirdi. Gece yatıp uykuya dalmaya çalışırken, ba­şım küt küt atardı.

Pazartesi sabahı uyandığımda, ilk iş, çaresizlik içinde başımın ağrısının geçip geçmediğine ba­kardım, fakat elbette ki geçmemiş olurdu. Bütün günü ağır aksak bir tempoda, herhangi bir şeye tam anlamıyla konsantre olamadan geçirirdim. Genellikle göz yorgunluğu da baş gösterirdi, duy­duğum acı bütün gün sürerdi. Bazen bu duruma mide bulantısı da eşlik ederdi. Salı sabahı basım­daki ağrı büyük ölçüde azalmış olurdu. Gün ilerle­dikçe, artık işe yaramaya başlar gibi görünen ağ­rı kesicilerin etkisiyle migren atağı yok olurdu.

Yaşım ilerledikçe, ataklar daha seyrek gelir oldu. Anladığım kadarıyla migrenim, pazar günleri da­ha çok uyumamla ilgili değildi, Artık gelen ataklar 24 ila 72 saat kadar sürebiliyor ama her zaman aynı özelliklere sahip oluyordu: Baş dönmesi, baş­ta zonklama, mide bulantısı ve artan göz yorgun­luğu. Birçok insanın aksine ben, hiçbir zaman ka­famı duvarlara vurma isteği duymadım. Buna kar­şılık, mümkün olmadığını bildiğim halde, basınç­tan patlamasın diye bazen başımı sıkıca tutmam gerektiği hissine kapılıyorum. O kadar basıncın, kafatasımın içinde nasıl zapt edilebildiğini anla­yamıyorum. Neredeyse piyasadaki bütün ağrı ke­sicileri denedim, ama hiçbiri atağın üzerinden belli bir zaman geçene kadar etkisini göstermiyor; bu da zaten genellikle acının azalmaya başladı­ğı zamana denk geliyor.

Birçok kişinin, migrenin çikolata, stres veya kadın­larda âdet görme gibi etkenler tarafından tetiklendiğini keşfettiğini biliyorum, fakat bunlar hiçbir zaman benim için migreni harekete geçiren un­surlar olmadı. Söylediğim gibi, eskiden ağrılarımın fazla uyumaktan kaynaklandığını düşünüyordum, fakat artık benim için esas tetikleyicinin ışık oldu­ğuna inanıyorum. Gözlerim hep ışığa fazlasıyla duyarlıydı; hemen her zaman, kışın, şafakta, hat­ta alacakaranlıkta bile güneş gözlüğü takarım. Göz doktoruma bundan bahsettiğimde, ışığa du­yarlı olduğumu ve bunun baş ağrısına yol açabi­leceğini doğruladı.” Charlotte, 23

Bazı migrenler de, duyularda değişikliğe neden olarak, geçici bir süreyle konuşma veya görme bozukluğuna yol açabilir. Neler olduğunu anlayamadığınız zaman, bu ol­dukça korkutucu olabilir. Aşağıdaki hikâyede okuyacağı­nız gibi, görüş gücünde beklenmedik kayıplar gerçekleşti­ğinde paniğe kapılmak oldukça doğaldır.

“Genellikle migrenin gelirken verdiği ilk işaret, herhangi bir şeyi okurken harflerin gözlerimin önünde titreşerek parıldaması ve okuma güçlü­ğüne yol açması. Bu durum kısa sürebilir ama okumaya devam etmemem gerektiği konusun­da bir uyarı işaretidir.

Bazen görüş alanımın kenarında hafif bozukluklar oluşuyor, fakat bu ara sıra tarifi yapılan ‘aura’ de­ğil. Daha kendine özgü bir biçimde, görüşüm ha­fifçe ‘buğulanıyor’ ve sönük nesnelerin görüş alanım boyunca süzüldüğü izlenimi oluşuyor. O za­man, kafamı hareket ettirerek nesneleri izlemek şeklinde tuhaf bir dürtüye kapılıyorum.

Ataklar sırasında bazen konuşma güçlüğü de çe­kebiliyorum, anlamlı ve tutarlı bir biçimde konuş­mam mümkün olmuyor. Neyse ki bunun şiddeti zamanla azaldı, artık büyük ölçüde geçti. Bazen de sağ elimde bir uyuşukluk meydana geliyor. Hiç migren çekmemiş birine bunların ne kadar acı verici olduğunu anlatmak zor, “Kötü bir baş ağrı­sından çok “başımda şiddetli bir acı” hissediyo­rum. Acı sabit, zonklama şeklinde ve mide bulantısıyla birlikte ortaya çıkıyor. Ama söylediğim gibi bu, yıllar geçtikçe büyük ölçüde azaldı.

Migren atağı sırasında yapılacak tek şey, ağrı ke­sici alıp çok karanlık ve sessiz bir yerde yatıp hiçbir şey düşünmemektir. Baş ağrısı birkaç saat sürebilir ve kimi zaman bu sırada uyumak mümkün olmaz. Eğer bu süreyi uyuyarak geçirmek mümkün olsay­dı migrene dayanmak çok daha kolay olurdu.

Migren atağı sonrasında birkaç gün boyunca kendimi “yorgunluktan bitmiş tükenmiş” gibi his­sediyorum. Bazen de atağın arkasından aşırı derecede mutlu ve coşkulu olduğum bir dönem geliyor. Bunun nedenini bilmiyorum; endorfin veya buna benzer bir maddenin salgılanması olabilir. Sanırım beynimde garip bir şeyler oldu­ğunda, ortaya çıkan etkiler her ne olursa olsun, buna pek şaşırmamam gerekiyor. Çünkü etkile­rini tarif etmek için migren hakkında düşünmek, yeni bir atağa yol açabilir. Dolayısıyla burada kesiyorum.” Barnaby, 33

Not : Migren esnasında ortaya çıkan görsel bozukluklardan biri de, okurken yok olan veya bulanıklaşan metinler olabilir.

Aşağıdaki hikâye bir migren atağı sırasında görüşte ne gibi değişiklikler olduğunu anlatıyor. Bu şüphesiz, hikâye­de görüldüğü gibi, özelikle de bir çocuk için korku verici olabilir. Dikkat edilirse, bu hikâyede işitme duyusu da mig­renden etkilenmektedir.

“İlk migren krizim, yaşadıklarım içinde en kötü ve en tuhaf olanıydı. 6 yaşındaydım. Atak başladı­ğında okuldaydım. Başta sabit, boğuk bir güm­bürtü gibi geldi, sonra buna mide bulantısı da ek­lendi, ama eve gidene kadar çok kötü değildi. En kötü kısmı, annem beni okuldan almaya geldik­ten sonra başladı. Görüş alanımın yarısı yok oldu ve yüzler dahil hiçbir şeyin sol tarafını göremez ol­dum, Ayrıca denge duyumu da kaybettim, özel­likle de vücudumun sol tarafında. Aslında vücu­dumun o tarafına ait hemen hemen hiçbir şey hissetmez hale geldim. Uzaklıkları ve yükseklikleri doğru biçimde tayin edemiyordum. Sesler de da­ha gürültülü geliyordu. Sonunda kendimi hasta­nede buldum. Kendime gelmem iki günü buldu.

Sonraki atakların hiçbiri bu kadar dayanılmaz ol­madı. Her ay olmasa da çoğunlukla âdet öncesi sendromuyla birlikte ortaya çıkan ataklar yaşa­dım. Ancak artık eskisinden daha seyrek başıma geliyor. Genellikle de başlamadan önce tahmin edip, ağrının şiddetlenmesine fırsat vermeden önlemimi alıyorum. Fakat bu duruma gelmek epey zamanımı aldı ve hâlâ arada bir geç kaldı­ğım veya herhangi bir şey yapacak durumda ol­madığım oluyor.

Ataklarımın çoğu uyanıkken rüyaya görmeye benzer bir hisle başlıyor. Hiçbir şey gerçek gibi gelmiyor; sesler bozuk, ışık kaynakları bulanık hale bürünüyor. Zamanında fark edip önlemimi alır­sam (yani bir ilaç alıp yatarsam) krizi tam anla­mıyla kendisini göstermeden atlatıyorum, Bunun­la beraber, ertesi gün yine de kendimi biraz zayıf hissediyorum. Kuvvetli ışığa, kokulara ve gürültüye karşı aşırı derecede hassas oluyorum” Lila, 23

Not : Migren sırasında, çiçeğe benzeyen koyu renkli lekeler gibi, gerçekte var olmayan şeyler görülebilir.

Şimdiki hikâye, migrenin bir bütün olarak beden ve zi­hin üzerindeki etkilerinin ne kadar korkutucu olabileceğini gösteriyor. Nitekim, böyle daha uç örneklerde, kişi felç ge­çirdiğini bile düşünebilir.

“Sol bacağımda tuhaf bir ‘karıncalanma’ ile başlayıp uyuşukluk ve hâkimiyeti bütünüyle kay­betme hissiyle sonuçlanan ilk krizimden önce, üç hafta boyunca oldukça şiddetli baş ağrıları çek­miştim. Bacağımı artık istediğim gibi hareket ettiremiyordum; nerede olduğunu anlamamın tek yolu ona bakmaktı. Aynı his, sol kolumda da orta­ya çıktı. Sol kolumu ancak gözümle kontrol ede­rek hareket ettirebiliyordum. Çoğu kez de yüksek­liği doğru kestiremeyip gereğinden fazla kaldırı­yordum; kolumu 10 santimetre kadar kaldırmak is­terken, kafamın üzerine getiriyordum. Aynı hissizlik ağzımda da belirdi; ağzım o kadar uyuştu ki ko­nuşmak imkânsız hale geldi. Harfleri bir araya ge­tirme becerimi kaybettim. Bu deneyimi, şiddetli bir baş ağrısı ve kusma takip etti.

Bu durum, iki hafta içinde dört kere başıma geldi. İlk iki atak sol taraftaydı, sonraki ikisi sağ tarafta ol­du. Üçüncü atak sırasında olayların hangi sırayla gelişeceğini ve migreni engellemek için yapabi­leceğim herhangi bir şeyin olmadığını gayet iyi bi­liyordum. Vücudum yaklaşık 45 dakika boyunca uyuşukluğa teslim olacaktı, bunun ardından da kusma gelecekti. Uyuşukluk esnasında birtakım halüsinasyonlar da gördüm. Yanıp sönen ışıklar ya da rengârenk şekiller değildi bunlar. Yeşil bitki­lerle dekore edilmiş ispanyol tipi bir villaya bakar­ken parlak yeşil bir kaplumbağa gördüm. Ayrıca 30 dakika sonra kusacağımın da farkındaydım, bu nedenle durumu biraz daha katlanılır kılmak için(i), hafif bir şeyler yemeye karar verdim. Kanepeden kalkıp mutfağa gidene kadar atacağım adımların hepsini planlamak zorunda kaldım. Derken kendimi bir patatesi mikrodalga fırın yeri­ne ekmek kızartıcıya koymaya çalışırken buldum; mekân ve yön duyularımı tamamen yitirmiştim.

Üçüncü krizden sonra, doktorum günlük dozu 80 mg olmak üzere propranolol verdi. Ondan beri sadece bir kere migren nöbetine tutuldum.” Catherine, 20

Bu vakada migren, halüsinasyonların da etkisiyle kor­kutucu bir hal almış olsa da çözüm çok zor olmadı. Cathe­rine yaşadığı deneyimden dolayı ürkmüştü ama sonu iyi oldu. Eğer siz de bu türden belirtilerle karşılaşırsanız lütfen paniğe kapılmayın. Ancak her ihtimale karşı mutlaka bir doktora görünün.

Küme Baş Ağrıları

Küme baş ağrıları, ağırlıklı olarak erkeklerin yaşadığı bir sıkıntıdır ve kişiye çok büyük acı verir. Gözlerden biri­nin çevresinde, genellikle başın bir tarafında odaklanmış, ani ve keskin bir ağrıdır. Baş ağrısından önce, başın bir ya­nında kendini gösteren “uyan” niteliğinde bir ağrı hissi du­yulur ve çoğunlukla uykuda başlar. Küme baş ağrıları bir saatten az sürebildiği gibi, üç dört saati de aşabilir. Hasta­lar haftalar, hatta aylar süren bir dönem boyunca her gün defalarca bu ağrıyı çekebilirler. Ardından, genellikle uzun bir süreliğine ağrı kesilir. Bir daha hiç ortaya çıkmayacağı­nı düşünürsünüz. Derken belki de on yıllık bir aradan sonra yeniden kendini gösterir. Ağrı esnasında gözde yaşarma ve burunda tıkanıklık meydana gelebilir; bu da saman nezlesi ya da başka bir alerji türü gibi yanlış teşhisler ko­nulmasına yol açabilir. İlkbahar ya da sonbaharda görül­mesi daha muhtemel olduğu için, mevsimsel alerjik reak­siyonlarla karıştırılabilir. Ayrıca, bir gözün etrafında odak­lanmış olması doktorları yanıltıp, sorunun nedenini gözün kendisinde ya da ense ve kafadaki sinirlerde aramaya sevk edebilir.

Bu baş ağrısı türünün en önemli özelliği, acının şiddeti­dir. Bu çoğunlukla, insanın o ana kadar yaşadığı veya ya­şayacağı en şiddetli acıdır. O kadar kuvvetlidir ki, ağrı de­vam ederken insan dikkatini başka bir şeye yöneltemez. Hatta acıyı unutmak için hareket etmeye, kafasına vurma­ya çalışır. Hatta kafasını duvara veya kapının kenarına de­falarca vuranlar dahi vardır. Tabii ki bu, tavsiye edilecek bir davranış değildir. Acının şiddetinden dolayı, küme baş ağrısı çeken insanlarda intihar oranı nüfusun genelinden de, migren hastalarından da daha yüksektir.

Samuel kendi hikâyesini anlatıyor:

“Ağrılar yirmili yaşlarımda başladı, nedenin alkol olduğunu fark eder etmez içkiyi bıraktım.

Ağrı her zaman yüzümün sol tarafında oluyor ve tarifsiz bir acı veriyor. Sanki birisi yüzümün içine bir şey yerleştirmiş, örneğin asit enjekte etmiş gibi ge­liyor. Birisi gözümü çıkartsa, bundan daha fazla acımazdı. Genellikle gözümden yaşlar akıyor, ama öyle bir iki damla değil, sanki ağlıyormuşum gibi. Acıyı dindirmek için yapabileceğim herhan­gi bir şey yokmuş gibi geliyor, ne yapacağımı veya nereye gideceğimi bilemiyorum. Duyduğum acı her şeye egemen oluyor. Beni etkisiz hale ge­tiriyor. Nereye gideceğimi bilmeden yürüyüp du­ruyorum; adeta acıdan kaçmaya çalışıyorum. Çareyi kendime vurmakta bulduğum da oluyor, çünkü bazen bu şekilde en azından dikkatimi da­ğıtabiliyorum.

Aslında esas mesele bu; dikkati başka yöne çevi­recek bir şeyler bulabilmek. Ağrılarım genellikle kı­şın ortaya çıkıyor. Bu da doktorun ilk olarak nev­ralji ihtimali üzerinde durmasına yol açtı, fakat ben daha önceden nevralji geçirmiştim, aradaki farkı biliyorum. Doktor, daha sonra bunun sinüzit olduğunu düşündü, ama bu da doğru değildi. Sonunda durum teşhis edildi.

Artık doktorumun tavsiyesiyle saf oksijen alıyorum. Ne zaman atağın gelmekte olduğunu hissetsem oksijen soluyorum. Çoğunlukla işe yarıyor. Ağrıları kontrol altına almak için birçok başka şey de de­nedim ama oksijen bana hepsinden iyi geldi. Ga­rip bulabilirsiniz ama birçok insana da su içmenin iyi geldiğini duydum. Suyun organizmayı temizle­diğini söylüyorlar. Bir zararı olmadığı için elimden geldiğince çok maden suyu içiyorum.

Ağrılarım genellikle her seferinde üç ay kadar sü­rüyor ve sıklığı günde beş atağa kadar çıkabiliyor. Bazen on dakikada geçiyor, bazen de saatlerce sürüyor. Başladığında, durması için dua etmek dı­şında bir şey gelmiyor elimden.” Samuel, 42

Bu bölümde, baş ağrılarının insanlara ne tür hisler ya­şattığını, acının onlar için ne anlama geldiğini,-hayatlarını nasıl etkilediğini gördük. Bu hikâyeler, baş ağrısı ve mig­renle yaşayan insanları neden ciddiye almamız gerektiğini gösteriyor. Zaman zaman hepimizin başı hafifçe ağırır ama bazı insanlar bu ıstırabı sık sık çekerler. Bu nedenle ailele­rinin, arkadaşlarının ve işverenlerinin azami desteğine ih­tiyaç duyarlar.

Özet

Aynı türden baş ağrıları farklı insanlar tarafından farklı biçimlerde duyumsanabilir.

Baş ağrıları herkesi değişik şekillerde etkileyebilir.

Migrenin belirtileri korkutucu olabilir, fakat teşhis konul­duktan sonra korku genellikle büyük ölçüde azalır.

Leave a reply