Duygusal ve Ruhsal Zekâ

1

Her insana, az veya çok, doğuştan verilen bir zekâ potan­siyeli vardır. Bir bebeğin, bu potansiyeli kullanabilmesi için eğitime ve öğretime ihtiyacı vardır. Bir bebek çok yüksek bir zekâ potansiyeline sahip olsa bile, bir öğretmeni olmadan kendi başına konuşmayı, yazmayı ve okumayı öğreneme­mektedir.

Potansiyel zekânın kullanılabilmesi için diğer organların ve sistemlerin de normal olması ve görevlerini yerine getirme­si gerekir. Doğuştan sağır olan bir çocuğun zekâ potansiyeli ne kadar yüksek olursa olsun, sesleri duyamadığı için dil be­cerisini kullanamaz ve konuşmayı öğrenemez. Kimsesizler yurduna terk edilen çocuklar, kavganın, geçimsizliğin, kural­sızlığın bol olduğu ailelerde, parçalanmış ailelerde, cehaletin fakirliğin ve sefaletin hüküm sürdüğü ailelerde yetişen çocuklar ruh sağlığı için gerekli olan sevgiyi almadıkları ve şef­kat görmedikleri için Öz güven duygusundan yoksundurlar. Özellikle duygusal ve ruhsal zekâ potansiyelinin işlerlik kazanması için çocuğun sevilmeye, korunmaya, şefkat görmeye ve değer verilmeye ihtiyacı vardır. İnsanı insan yapan, akade­mik, duygusal ve ruhsal zekâ katsayılarını yükselten sevgi, saygı, yardımlaşma, dostlarına güvenme, düşkünlere acıma gibi duygular ancak aile içinde yaşanarak öğrenilir.

Eğer bir çocuk düşüp ayağı incinen arkadaşına gülüyorsa, sokakta gördüğü yaralı bir kediye acımak şöyle dursun bir tekme atıyorsa, belediye otobüsünde ayakta zor duran yaşlı bir nineye yerini vermiyor, uyuma numarası yapıyorsa; ke­sinlikle duygusal zekâsı düşük bir çocuktur, Bir insan, aile­den ve çevreden aldığı eğitim sonucu Allah’a, yeniden diril­meye, cennet ve cehenneme inanmıyor olabilir ve inanmadı­ğını söyleyebilir. Neden inanmıyorsun, diye baskı yapılmaz. Ancak bu insan, akademik kariyeri ne olursa olsun, dini inançları saçma bulduğunu söyler, inanan kimselerle açıktan alay ederse sadece duygusal zekâ yönünden değil, ruhsal ze­kâ yönünden de fakir sayılır.

Eklemek İstedikleriniz