Duygusal ve Ruhsal Zekâ
Posted on 21. Ara, 2008 by admin in ÇOCUK GELİŞİMİ
Her insana, az veya çok, doğuştan verilen bir zekâ potansiyeli vardır. Bir bebeğin, bu potansiyeli kullanabilmesi için eğitime ve öğretime ihtiyacı vardır. Bir bebek çok yüksek bir zekâ potansiyeline sahip olsa bile, bir öğretmeni olmadan kendi başına konuşmayı, yazmayı ve okumayı öğrenememektedir.
Potansiyel zekânın kullanılabilmesi için diğer organların ve sistemlerin de normal olması ve görevlerini yerine getirmesi gerekir. Doğuştan sağır olan bir çocuğun zekâ potansiyeli ne kadar yüksek olursa olsun, sesleri duyamadığı için dil becerisini kullanamaz ve konuşmayı öğrenemez. Kimsesizler yurduna terk edilen çocuklar, kavganın, geçimsizliğin, kuralsızlığın bol olduğu ailelerde, parçalanmış ailelerde, cehaletin fakirliğin ve sefaletin hüküm sürdüğü ailelerde yetişen çocuklar ruh sağlığı için gerekli olan sevgiyi almadıkları ve şefkat görmedikleri için Öz güven duygusundan yoksundurlar. Özellikle duygusal ve ruhsal zekâ potansiyelinin işlerlik kazanması için çocuğun sevilmeye, korunmaya, şefkat görmeye ve değer verilmeye ihtiyacı vardır. İnsanı insan yapan, akademik, duygusal ve ruhsal zekâ katsayılarını yükselten sevgi, saygı, yardımlaşma, dostlarına güvenme, düşkünlere acıma gibi duygular ancak aile içinde yaşanarak öğrenilir.
Eğer bir çocuk düşüp ayağı incinen arkadaşına gülüyorsa, sokakta gördüğü yaralı bir kediye acımak şöyle dursun bir tekme atıyorsa, belediye otobüsünde ayakta zor duran yaşlı bir nineye yerini vermiyor, uyuma numarası yapıyorsa; kesinlikle duygusal zekâsı düşük bir çocuktur, Bir insan, aileden ve çevreden aldığı eğitim sonucu Allah’a, yeniden dirilmeye, cennet ve cehenneme inanmıyor olabilir ve inanmadığını söyleyebilir. Neden inanmıyorsun, diye baskı yapılmaz. Ancak bu insan, akademik kariyeri ne olursa olsun, dini inançları saçma bulduğunu söyler, inanan kimselerle açıktan alay ederse sadece duygusal zekâ yönünden değil, ruhsal zekâ yönünden de fakir sayılır.


Leave a reply