Baş Ağrısı ve Migrenin Nedenleri

0

Bu bölümde, baş ağrılarının yaygın ve na­dir görülen nedenlerinden bazıları ana hatlarıyla ele alınacak. Bu bölümü okumadan önce şunu bilmeniz gerekiyor: Yazının bu bölümü baş ağrınızın sebebi hakkında kendi kendi­nize bir teşhis koymanızı sağlamak amacını gütmez. Bunu yalnızca doktorunuz yapabilir. Alışılmadık belirtilerle karşı karşıyaysanız, şiddetli veya 24 saatten fazla süren ağrılarınız oluyorsa, kesinlikle doktorunuza başvurun. Bu bölümün amacı, sadece bilgi vermektir, teşhis doktorların işidir.

Bir noktaya daha değinmek gerekiyor: Bu bölümü okurken tıp öğrencisi sendromu denilen durumu gözden kaçırmayın. Bu, birtakım hastalıklar hakkında bir şeyler okuyan veya araştırma yapan kişilerin, söz konusu rahatsızlıkların kendilerinde de bulunduğuna inanmaya başla­maları şeklinde tezahür eden psikolojik bir durumdur. Yal­nızca kaygılı ya da hastalık hastası olan kişileri değil, her­kesi etkileyebilir. İnsanlar bir konu hakkında daha fazla bilgi edindikleri zaman, hayal güçlerinin etkisine daha açık hale gelirler. (Bu, insanların korku filmi izledikten sonra çoğu kez içine girdikleri ruh haline benzer: Yukarı katta ya da dolabın içinde davetsiz bir misafir bulunduğuna dair en­dişeye kapılırlar!)

Tıp öğrencileri yukarıda tarif ettiğimiz olguyu sık sık yaşarlar. Şeker hastalığının aşırı susuzluk hissi yarattığını öğrenince çok susamaya başlayan, kireçlenme gibi hastalıkları inceledikten sonra eklemlerinden ses geldiğini du­yan tıp öğrencileri vardır. Bir konuyu öğrenmek, o husus­ta daha bilinçli olmamızı sağlar, fakat bazen de aşırı bilinç­li hale geliriz. Bundan kaçınmanın en iyi yolu, bundan sonra yazdıklarımı okumadan önce, yaşadığınız bütün be­lirtileri bir yere not etmenizdir. Lütfen bunu şimdi, okuma­ya devam etmeden önce yapın. Yeniden okumaya döndü­ğünüzde, listenizde olmayan bazı belirtilere rastlamak sizi rahatlatacaktır.

Baş ağrılarının nedenlerine gelince; hemen hemen her şey baş ağrısına yol açabilir (buna karşın migrenin neden­leri biraz daha sınırlıdır). Beden veya baş bölgesiyle ilgili herhangi bir problemin dışında, bazı gıdaları tüketmek bazılarınıysa yeterince alamamak, uyku düzensizliği, stres, gürültü, ışıklandırma, çevre kirliliği, aşırı çalışma,, yorgun­luk ve daha pek çok başka etken baş ağrısına yol açabilir.

Birincil Tetikleyiciler

Alkol Almak

Bazı toplumlarda, baş ağrılarının çoğunun “bir önceki gece” yüzünden meydana geldiği iddia edilir. Alkol tüketi­mi vücudu zehirler ve çoğu kimse için bunun sonucu erte­si gün çekilen baş ağrısı olur. Akşamdan kalma olmaktan dolayı çekilen baş ağrısı, beyni çevreleyen zarların iltihap­lanmasına yol açar. Beyin ağrımaz, çünkü bu imkânsızdır. Ama beyni çevreleyen zar kesesi, zehirlenmeye tepki ve­rebilecek çok sayıda sinir hücresine sahiptir.

Akşamdan kalma halinden sakınmanın en iyi yolu, alkol almamak ve bol bol su içmektir. Ancak su içerken acele etmemek gere­kir, zira bir buçuk litre su içtikten hemen sonra uykuya dalmak da tavsiye edilmez. Henüz alkolü bırakamayanlar için en iyisi, alınan alkole eşit miktarda su içmektir. Bu ay­nı zamanda alkol tüketimim de azaltacaktır. Ne de olsa, iki misli sıvı almak daha zor olacaktır! Şunu unutmayın ki, iç­meniz gereken şey sudur; kola, kahve vs. değil. Çünkü bunlarda bulunan kafein, daha fazla idrara çıkmanıza yol açar. Alkol de aynı etkiyi gösterir, böylece gece boyunca yavaş yavaş sıvı kaybedersiniz. Bunun sonucunda gide­rek daha fazla dehidrasyon2 meydana gelir ve bunun be­lirtilerinden biri de baş ağrısıdır.

Uyku Bozuklukları

İnsana “gereken” uyku miktarı, hassas bir denge üze­rindedir ve kişiden kişiye değişir. Şunu biliyoruz ki çok fazla veya çok az uyumak sağlık için son derece zararlı olabilir. Çoğu kimse günde yedi-sekiz saat civarında uyur, fakat yaş ilerledikçe uyku alışkanlıkları da değişir. Çoğu insanın zaman zaman “uykusunu alamadığı” olur ancak düzenli olarak çok fazla ya da çok az uyuyanlar, hemen hemen her sabah baş ağrısıyla uyanırlar.

Böyle bir durumda, düşünülecek ilk ihtimal, depresyon­dur. Çünkü ruhsal çöküntü, uyku düzenini bozduğu gibi, baş ağrısına da neden olabilir. Olağandışı uyku seyri, bil­hassa fazla uyumak, depresyon belirtilerinden biridir. Ken­dinizi çok mutsuz hissediyorsanız, çok fazla uyuyorsanız ve giderek başak insanlarla daha az zaman geçirmeye başladıysanız, doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Uyku düzensizliğinin nedenlerinden biri de uyku apnesidir. Bu rahatsızlık, uyuyan kişinin solunumunun durmasıyla kendini gösterir. Uyku apnesi olan kişi, gece boyun­ca birçok defa uyanır ve sabah kendini yorgun hisseder. Kendisi bunun farkında olmasa da, gece boyunca oksijen açlığı çektiği için sabahlan yorgun kalkar. Sabahları sık sık yorgun uyanıyorsanız ve başınız da ağrıyorsa, küçük bir olasılık da olsa uyku apnesi ihtimali üzerinde durmakta fayda vardır.

Uykuyla ilgili bir diğer baş ağrısı nedeni de, uyku sıra­sında dişleri gıcırdatmak ve çeneyi kenetlemektir. Uyku­nuzda dişlerinizi sıkıp gıcırdatıyorsanız yalnızca dişlerinizi aşındırmakla kalmaz, aynı zamanda çene kaslarınızı da haddinden fazla çalıştırmış olursunuz. Bu da gün içinde baş ağrısına yol açabilir.

Stres

Stres, günümüzde hemen herkesin hayatında kendini hissettiren bir olgu. Bazı toplumlarda kişilerarası çatışmalar (tartışma ve uyuşmazlıklar) ve iş hayatı, strese sebep olur­ken; bazılarında ise stresin sebebi, kişinin hayatından endi­şe duyması bile olabilir (siyasi anlamda tehlikeli bir ortam­da veya yaşamı tehdit eden olaylarla karşılaşma riski taşı­yan yerlerde bulunmak gibi). Günlük hayatta yaşanan kü­çük zorluklar ve huzursuzluklar dahi strese neden olur. Banka önünde kuyruğa girmek veya sıkışan trafiğin açıl­masını beklemek, komşularımızla gereksiz tartışmalara gir­mek, arabamızda tamir gerektiren küçük bir arızanın olma­sı, lokantada sipariş ettiğimiz yemeğin yanlış gelmesi… Bütün bunlar, gün içinde biriken küçük stres etmenleridir. Stres, endişe ve üzüntü ile bağlantılıdır. Bunların üçü de, baş ağrısının ortaya çıkmasına neden olur. Nitekim, boyun­daki kasların gerilmesi sonucunda oluşan gerilim tipi baş ağrılarına “stres baş ağrıları” da denir. Stresli olduğumuzda genellikle kaslarımız da gerilir, kasları gevşetme amacıyla yapılan masajın iyileştirici etki göstermesi bundandır.

Sağlık psikologları uzun yıllar boyunca stres olgusunu incelediler, çünkü stres hem bedene hem de zihne önemli ölçüde zarar veren ve çok yaygın görülen bir baş ağrısı tetikleyicisidir. Bir benzetme yapmak gerekirse, bir tıp dok­toru için kanser ve kalp hastalıkları neyse, bir sağlık psi­kologu için de stres odur. Uzun vadede stres, bağışıklık sistemini zayıflatıcı bir etki gösterebilir. Nitekim, sağlık psikolojisinin sikonöroimmünoloji3 adı verilen bir dalı bu türden etkileri inceler. Çünkü stresli bir kişi hastalanmaya, özellikle de nezle, grip gibi hastalıklara yakalanmaya çok daha meyillidir. Tabii bu bir kısır döngüye de dönüşebilir: Stres hastalığa neden olur, hastalık strese… Ve bu böyle devam edip gider.

Hayatınızdaki stres kaynaklarını teşhis etmeniz ve stre­sinizi azaltmak için gevşeme egzersizleri yapmanız yerin­de olacaktır. Baş ağalarınıza stresin yol açtığını veya şid­detlendirdiğini düşünüyorsanız, daha fazla gevşeyip ra­hatlamaya çalışın. Çok yoğun çalışıyorsanız, temponuzu biraz yavaşlatmaya ve çalışma saatlerinizi azaltıp dinlen­me zamanınızı arttırmaya gayret edin. Bazen bunu unut-sak bile, sağlığımız işten daha önemlidir.

YARARLI NOTLAR:

Bir uyanda bulunalım: Rahatlamak için alkol veya bağımlılık yapan maddelerden medet umanlar başlarına gelecek yeni sorunlara zemin hazırlarlar. Stres­ten kurtulmak için başka yöntemler bulmak şarttır.

Araştırma Özeti: Hafta Sonu Baş Ağrısı : Psikologlar ve doktorlar “hafta sonu baş ağrısı” de­nilen durumla özellikle ilgilenirler. Adından da anla­şılacağı gibi bu. hafta sonlarında o ilaya çıkan bir baş ağrısıdır, Çoğu insan çalışmaya ara verip dinle­nip eğlenebileceği narla sonunun gelişini iple çe­ker. Dolasıyla bu zaman dilimini bas ağrısı çekerek geçirmek insanın bütün keyfini kaçırır, Peki, bu ağrının nedeni nedir?

Torelli, Cologno ve Manzoni (1999) adlı üç uzman hafta sonu baş ağrısı sendromunu araştırdı. Uzmanlar bu olguyu açıklamak üzere, iki grup insanın yaşam biçimini ve çalışma hayatını mercek altına aldı­lar, hafta sonu baş ağrısı çeken 31 kişilik bir grupla, farklı türden baş ağrıları olan 19 kişilik başka bir grubu karşılaştırdılar. Hayat tarzı ve çalışma alanları açısından bu iki grup arasında farklılıklar olabileceği hesaba katıldı ve katılımcı gruplara, sekiz haftalık bir süre boyunca günlük tutturuldu. Araştırmacılar, hafta sonu baş ağrısından şikâyet edenlerin, hafta boyunca diğer zamanlarda da baş ağrısı çektikleri­ni, takas hafta sonu ağrıları onlardan boş vakitlerini çaldığı için bunu daha kötü, şiddetli veya moral bo­zucu olarak değerlendirdiklerini gördüler. Araştırmadan çıkan bir sonuç da, kimi alışkanlıkların beş ağrısını tetiklediği idi. Bireyler, cuma akşam; bu­lun işlerinin bitirip işyerinden çıkmak yerine, yoğun­lukları ötürü hafta sonuna iş bırakıyor, dolayısıyla ta­til günlerini endişeyle karşılıyorlardı. İşleri yakalarını hiç bırakmadığı için sıkıntı duyuyorlardı. Kendilerini bol bol dinlenip eğlenebilecekleri bir hafta sonu ha­yaline kaptırmışken, son anda plan değişiyor ve haf­ta sonu çalışmak zorunda kalıyorlardı.

Bir şeyin gerçekleşmesini aşırı derecede istemek, za­ten kendiliğinden endişe verici ve şiddetli bir stresördür. Bu da baş ağrısına yol açabilir. Söz konusu du­rum, bir davranış kalıbı haline gelirse, kişi, her hafta sonunda baş ağrısı çekeceğinden endişelenmeye başlar. Tabii, ağrı konusunda endişelenmek de ağrı­ya neden olabilir. Son olarak araştırmacılar, hafta sonlarında artan baş ağrılarının daha çok erkekler­de görüldüğünü ortaya koydular. Bu da, erkeklerin işlerini yürütme yöntemlerinin ve işe verdikleri tepki­lerin, hafta sonu baş ağrılarına yol açtığını gösterdi.

Göz Yorgunluğu

İhtiyacınız olduğu halde gözlük kullanmıyorsanız ya da kullandığınız gözlüğün numarası size uygun değilse baş ağrıları çekebilirsiniz. Yeterince sağlıklı olmadıkları ve göz­lük gibi takviye güçlerinden yoksun kaldıkları halde, size dünyayı daha net göstermeye çalışan göz kaslarınız, geri­lip zorlandığı için baş ağrısına yol açabilir. Ayrıca baş ağ­rısı, gözünüz dışında yüzünüzdeki ve kafanızdaki başka kasların gerilmesi sonucunda da ortaya çıkabilir. Bir şeyi görmek için zorlanan birini düşünün; gösterdiği çaba bü­tün yüzüne yansır. Kişi bunu günler, haftalar, aylar, hatta birçok vakada olduğu gibi yıllar boyunca yaparsa, kaslara binen yük, kronik baş ağrısına yol açabilir. Bu ağrı, şakak­larda veya alında da hissedilebilir. Baş ağrısında göz yor­gunluğu ihtimalini ortadan kaldırmak için, düzenli olarak gözlerinizi kontrol ettirmelisiniz.

YARARLI NOTLAR:

Optisyenler genellikle iki yılda bir göz kontrolü yapıl­masını tavsiye ederler, fakat görme gücünüzde bir değişiklik olduğunu fark ederseniz, gözlerinize bir hafta önce bakılmış olsa bile göz doktorunuza başvurun.

Çoğu kişi görüş alanında “yüzen cisimcikler” görür. Mouches volontes de denilen bu cisimcikler, görüş alanı­mızı boydan boya kat eden küçük karanlık lekelerdir. Bu lekeler, özellikle parlak gökyüzüne, beyaz badana yapıl­mış bir duvara baktığımızda veya kitap okuduğumuzda görülebilir. Birçoğumuz bunları hiç fark etmeyiz. Ara sıra ortaya çıkıp dikkatimizi dağıtan bu lekeler, bazılarımız için, sürekli kendini gösteren ve can sıkan bir olaya dönü­şür. Bu yüzen cisimciklerin farkında olan kişiler genellikle bunların ilerleyişini izlemek için gözlerini kırpıştırıp durur­lar. Bu da göz yorgunluğuna ve baş ağrısına yol açabilir. Maalesef, yüzen cisimciklerin bir tedavisi yoktur. Ama renkli gözlük camı kullanarak parlak tonların etkisini azal­tabilirsiniz. Böylece yüzen cisimciklerin gözünüze daha az çarpmasını sağlarsınız.

Hatalı İlaç Kullanımı

Doktorlar giderek daha fazla oranda hatalı ilaç kullanı­mından kaynaklanan baş ağrısı teşhis ediyorlar. Bu aslın­da epeyce ironik bir baş ağrısı türü, çünkü insanların baş ağrılarına karşı ilaç alması sonucunda ortaya çıkıyor! Bü­tün ilaçların yan etkilere sahip olduğunu, dolayısıyla sağ­lık sorunlarına yol açabileceklerini unutmamamız gereki­yor. Baş ağrılarınız için düzenli olarak ilaç kullanıyorsanız, bu ilaç tedavisinin kendisi daha fazla baş ağrısına neden olabilir. Bu durum çoğu kez, migreni için ilaç alan insan­larda görülür. Migrenliler, düzenli ilaç kullandıkları zaman, migren ataklarına ek olarak, her gün veya gün aşırı, baş­ka türden baş ağrıları çekebilirler. İlacı kesince genellikle bu gündelik baş ağrılarından kurtulurlar ama migren nö­betlerinin sıklığı, yeniden doktorun ilaç vermesinden önce­ki düzeye döner. Şüphesiz ki hiçbir doktor, hayatınızı ağrı kesiciler yoluyla zorlaştırmak istemez. Dolayısıyla baş ağ­rılarınızın böyle bir seyir izlediğini fark ederseniz lütfen doktorunuza bildirin. Muhtemelen doktorunuz ilaç tedavi­sini kesecek ve size en uygun tedavi yöntemi bulunana kadar farklı tedavi biçimleri, başka ilaçlar veya dozajlar de­neyecektir.

Dikkate alınması gereken başka bir şey de, bazı ağrı kesicilerin bağımlılık yarattığıdır. Düzenli olarak aldığınız bir ağrı kesici varsa, bir süre sonra bunu bırakmanız gere­kebilir. Ancak ilaç bırakma sonrası görülen semptomlar­dan biri de, baş ağrısıdır. Bu nedenle, ilacı bıraktığınız bir­kaç saat veya gün boyunca baş ağrısı çekebilirsiniz. Tabi-i, başka bir ağrı kesici almak ağrınızı dindirir, ama bu ama­ca ters düşen bir davranıştır. Uzun süredir düzenli olarak ağrı kesici kullanıyorsanız, özellikle de kodein içeren ilaçlar alıyorsanız ve bu konuda endişeleriniz varsa, mutlaka doktorunuzla konuşun.

Yüksek Tansiyon

Kan basıncı yüksek olan kişiler sık sık baş ağrısı çeker­ler. Aslında bu, yüksek tansiyon hastası olduğunuzun az sayıdaki belirtilerinden biridir. Geçmek bilmeyen bütün baş ağrıları için doktora başvurmak gerekir. Doktorunuz, baş ağrılarından bahsettiğinizde muhtemelen tansiyonunuzu ölçecektir.

Çoğu kimsenin başından birkaç kez postural yüksek tansiyon vakası geçmiştir. Bu, temel olarak, eğildiğiniz za­man kafanızdaki basıncın geçici olarak artmasıdır. Aynı zamanda, görüş alanında parıldayan ışıklar şeklinde ken­dini gösteren görsel bir bozukluk da meydana gelebilir. Ge­nellikle vücudun duruş şekli değiştirildiğinde tansiyon da düşer. Fakat bu durum sürekli başınıza geliyorsa doktoru­nuza danışmanızda fayda vardır.

Dişlerle İlgili Sorunlar

Dişlerle ilgili problemler de baş ağrısına neden olabilir. Çürüyen veya kökünde apse oluşan dişlerden kaynakla­nan ağrılar olabilir. Bazı durumlarda da düzgün çıkmayan dişler birbirinin üzerine binerek baskı yapar ve ağrıya yol açar. Çoğu kez diş ağrısıyla baş ağrısını ayırt edebiliriz, ama bazen bu ikisi birbirine karışır. “Yansıyan ağrı” deni­len ağrı türü, bir yerdeki problemin başka bir yerde ağrıya neden olmasıyla ortaya çıkar.

Kronik baş ağrılarının çok seyrek görülen ve bazı kişi­lerce tartışılır bulunan bir sebebi de cıva zehirlenmesi ola­bilir. Bilindiği gibi, diş tedavisinde dolgu malzemesi olarak kullanılan maddelerden biri cıvadır. Yemek yerken dolgu­nun aşınması sonucunda, her ısırışta çok küçük bir mik­tarda da olsa cıva salınır, bu da soluma yoluyla vücuda ge­çebilir. Alınan cıvanın tamamı vücudu terk etmez. Bir kıs­mı vücutta kalır ve zamanla birikebilir. Bu da, özellikle cı­vaya hassasiyeti olan kişilerde baş ağrısına yol açabilir. Dişlerinizin hemen hemen hepsinde cıvalı dolgu bulunu­yorsa, (bu, şekerli gıdalar tüketen ve dişlerine gereken özeni göstermeyen yaşlı kimselerde sık görülen bir durum­dur) böyle bir sorunun ortaya çıkma ihtimali artar. Bu, da­ha önce de bahsedildiği gibi, çok seyrek rastlanan bir sağ­lık sorunudur ve bütün diğer olasılıklar elendikten sonra incelenmelidir. Şunu da belirtmek gerekir ki, birçok ülkede diş dolgularından kaynaklanan cıva zehirlenmesi, resmi kurumlar tarafından ciddi bir sağlık riski olarak değerlen­dirilmemektedir.

YARARLI NOTLAR: Baş ağrılarının dişle ilgili sorunlardan kaynaklanabi­leceğini unutmayın ve düzenli olarak diş doktoru­nuza görünün.

Kulak İltihaplanması

Kulak ağrısı da baş ağrısıyla karıştırılabilir. Kulak ağrısı genellikle enfeksiyon nedeniyle ortaya çıkar. Enfeksi­yon, antibiyotikler veya kolayca uygulanabilen başka te­davilerle nispeten sorunsuz bir biçimde iyileştirilir. Bazı durumlarda doktor, baş ağrısı olan bir hastayı, kulak bu­run boğaz uzmanına sevk edebilir. Geçmeyen inatçı baş ağrılarınız varsa, doktora görünmeyi ihmal etmeyin.

Sinüzit

Sinüzit, burun ve alındaki kemiklerin içinde bulunan si­nüs denilen boşluklarda meydana gelen bir enfeksiyondur. Bu da, baş ağrısına benzeyen bir ağrıya neden olur ve migrenle karıştırılabilir. Sinüziti olan hastalarda, hapşırma, burun akıntısı, yüzün üst bölümünde kızarıklık ve hassa­siyet, yüksek ateş gibi başka belirtilerin de görülmesi muh­temeldir. Baş eğildiğinde, örneğin yerden bir şey almak için eğilindiğinde ağrının şiddeti artacaktır. Sinüzitin en et­kin tedavisi antibiyotiktir, fakat bu maalesef migrenin et­kisini azaltmaz.

Endişe

Kaygı strese, stres de baş ağrısına yol açar. Ayrıca, baş ağrınızın neden kaynaklandığı düşünüp endişelenmeniz bir kısır döngüye dönüşerek daha fazla ve daha şiddetli baş ağrılarını tetikleyebilir. İşte bu nedenle, baş ağrılarınız ve nedenleri üzerine düşünüp durmak yerine, vakit, kay­betmeden doktora başvurun. Bu kitabı okuyor olmanız gerçeği bile, şimdiden sorunu çözmek adına olumlu adım­lar attığınızı gösteriyor. Ümit ediyorum ki okuduklarınız, yaşadığınız endişeyi azaltır.

Fazla Güç Harcama

Fazla güç harcayıp vücudu zorlamak, baş ağrısına ne­den olabilir. Arada sırada yoğun enerji harcamaktan kay­naklanan baş ağrıları çekmek oldukça normaldir. Ancak bu sık sık başınıza geliyorsa, ağrı şiddetliyse veya parıldayan ışıklar, görüşün bulanıklaşması, garip tatlar almak gi­bi başka belirtiler de ağrıya eşlik ediyorsa bir sorun haline gelir. Hapşırmak, öksürmek, ağır yük kaldırmak vs. hep vücudu zorlar ve kafadaki basıncı arttırır, dolayıyla baş ağrısı ortaya çıkar. Kabızlık gibi bağırsak problemleri yaşa­yanların bazen tuvaletteyken her zamankinden daha faz­la gayret sarf etmeleri gerekir, bu da kafadaki kan damar­larına fazladan basınç yapar.

Hapşırık veya öksürüğü engelleyemezsiniz, ama egzer­siz yaparken veya ağırlık kaldırırken daha dikkatli olmak elinizdedir. Tuvalette dışarı çıkma konusunda güçlük çeki­yorsanız da, doktorunuz müshil gibi laksatif etkili ilaçlar kullanmanızı tavsiye edebilir. Geçmeyen kabızlık durum­larında doktora danışmayı ihmal etmeyin. Bu türden so­runlar, çoğunlukla sağlıksız beslenmenin sonucudur. Dok­torunuz beslenme biçiminizi değiştirip sindirim sisteminizi (dolayısıyla tüm vücudunuzu) daha sağlıklı hale getirecek önerilerde bulunacaktır.,

Gürültü Kirliliği

Eğer bir pop konserinde veya aşırı gürültülü bir mekân­da bulunduysanız ve hoparlörlere haddinden fazla yaklaştıysanız, orayı kulaklarınızda çınlama ve baş ağrısıyla terk etmiş olmanız mümkündür. Aşırı gürültü, baş ağrısına se­bep olabilir.

Günümüzde, birçok farklı kaynaktan gelen gürültülere maruz kalmaktayız. Belki müzik dinlerken sesini fazla açı­yorsunuz. Belki gürültülü makinelerle çalışıyor ya da çok işlek bir caddede oturuyorsunuz. Belki çocuklarınız evde çok gürültü yapıyor. Belki eşiniz çok yüksek sesle konu­şuyor… Bu ihtimallerin, bazıları size saçma görünebilir, ama unutmayın ki bunlar kısa ya da uzun vadede baş ağ­rısına yol açabilir. Eşinize biraz daha sessiz konuşmasını söylemek belki size zor gelebilir ama işyerinizde gürültülü makinelerle çalışıyorsanız kesinlikle işvereninizden koru­yucu önlemler almasını talep etmelisiniz. Kulaklık kullan­mak bile, sorunu bir ölçüde bertaraf edebilir.

Işık Kirliliği

Herhangi bir ışık türü, baş ağrısı nedeni olabilir. Çok uzun süre maruz kalırsanız, doğal güneş ışığı bile ağrıyı tetikleyebilir. Bununla birlikte, yapay ışığın baş ağrısını da­ha çok arttırdığı bilinmektedir.

Bizleri yapay ışığa uzun süreli olarak maruz bırakan iki ana kaynak vardır: Televizyon ve bilgisayar ekranı ile flüoresan ışığı. Çok televizyon seyretmek, bilgisayarla fazla haşır neşir olmak veya çok çalışmak, işte ya da evde ya­pay ışıklara, dışarıda neon lambalarına maruz kalmak ışık kirliliğinden kaynaklanan baş ağrılarına yol açabilir, mig­ren atağını tetikleyebilir. Çalışan insanlar, günün büyük bir bölümünü bilgisayar başında ve flüoresan lambalarının altında geçirmektedirler. Bu şartlarda, sorun çıkma potan­siyeli daha büyüktür. Titreşen ışıklar ise daha büyük bir problemdir. Titreşen ışıkların, sara teşhisi konmamış kişi­lerde bile sara nöbetine yol açtığına dair bilgiler vardır. Bu nedenle titremeye başlayan bir flüoresan lambasını kesin­likle kullanmamak gerekir. Böylesi bir durum işyerinizde karşınıza çıkarsa, hemen ilgililere bildirin. Titreşen ışıktan kaynaklanan sara nöbeti oldukça nadir rastlanan bir du­rumdur, ama ihtimal dahilindedir.

Nevralji

Nevralji, yüzdeki özel bir sinirden kaynaklanan bir ağ­rıdır; tam anlamıyla baş ağrısıyla aynı biçimde seyretmese de, bazı kişiler bunun bir baş ağrısı olduğunu düşünebilir. Bazıları da diş ağrısıyla karıştırabilir. Çok şiddetlidir ve çoğunlukla yüze rüzgâr çarpması veya başı yastığa koymak gibi durumlar tarafından tetiklenir. Nevraljisi olan kişiler genellikle yüzlerinin bir kenarında, çoğunlukla da yanak­larının üst kısmında “şimşek gibi” bir acı hissederler. Nev­ralji, küme baş ağrısıyla da karıştırılabilir.

İkincil Tetikleyiciler:

Rakım Değişikliği

Dağlık bölgelerde yaşamayanlar ya da sürekli olarak yüksek rakımlı yerlere seyahat etmeyenler için, baş ağrıları üzerinde rakım değişikliği etkeni çok ender ortaya çıka­cak bir neden olarak görülebilir. Oysa dağlık bölgelerde ya­şayan birçok insan, ayrıca turistler ve dağ sporcuları yük­sek irtifadan kaynaklanan problemler yaşarlar. Birçok kişi yüksek rakımın rahatsız edici etkilerinden haberdardır, fa­kat irtifa değişikliği nedeniyle ortaya çıkan yoğun baş ağrısı ya da migren size tandık gelmeyebilir. Aşağıdaki hikâye, yüksek rakımda neler olabileceğini en iyi şekilde gösteriyor:

“Yüksek irtifa hastalığını, şiddetli baş ağrısı şeklin­de, Peru’da And Dağları’nda yaşadım. Daha ön­ce hiç yüksek rakımda bulunmamış biri olduğum halde, yüksek irtifa hastalığından etkilenip etkilen­meyeceğimi, ya da ne şekilde etkileneceğimi bil­meksizin, bol su içmek, şeker emmek gibi tavsiye edilen önlemleri almıştım. Ancak irtifa değişikliğin­den daha az etkilenmenin en iyi yöntemi, kade­meli olarak yeni ortama alışmak, başka bir deyiş­le birkaç gün süresince yavaş yavaş yükseğe çık­maktır. Ne yazık ki bunu yapma olanağım yoktu.

4800 metreye ulaştığımızda hafifçe başım dön­meye başladı ki bu, oksijen azlığı hesaba katılınca zaten olması beklenen bir şeydi. Yüksek irtifa has­talığını yaşamayacağımdan emindim artık. Fakat öğleyin şehre ulaştıktan kısa bir süre sonra, inatçı bir ağrı saplandı kafama. Öğleden sonra ve bütün akşam boyunca giderek şiddetini arttırdı. Baş ağrısına karşı genellikle hangi ilacı kullanıyorsam ondan almam tavsiye edildi; ben de ibuprofen aldım fakat hiçbir etkisi olmadı. Akşam yemeği sı­rasında başımın zonklaması öyle bir hale geldi ki midem de bulanmaya başladı. Aynı zamanda başım son derece hassaslaşmıştı. Kafamı hareket ettirmek ya da attığım her adımda başım zonkladığı için yürümek rahatsızlık veriyordu. Sabah ağ­rının geçmiş olacağını umarak erkenden yattım.

Uyandığımda başım daha da çok ağrıyordu. Ka­famı hafifçe bile hareket ettiremiyordum. Keskin bir acı ve hemen ardından uzun süren zonklama­lar hissediyordum. Sanki kafam tamamen çürü­müş de, birisi çürüklere bastırıyor gibiydi. Doğal ışık da yapay ışık da büyük bir acı veriyordu, bu yüz­den kısa bir süre için bile aydınlığa tahammül edemiyordum. En korkuncu da, cisimlerin içbü­key ya da dışbükey olarak hafifçe çarpılmış gibi görmeye başlamamdı, bir çeşit görme bozukluğu baş göstermişti. Ağrı kesiciler hâlâ işe yaramıyor­du. Yavaşça ve acı içinde ayağa kalkmayı ba­şardım, ama kahvaltı edemedim, çünkü ağzıma attıklarımı çiğnemek ve yutmak kafamda çok şid­detli bir acıya yol açıyordu. Ayrıca o kadarlık bir hareket bile ani ve keskin ağrıyı başlatabileceği için konuşmakta zorlanıyordum.

İşin en can sıkıcı tarafı, daha ne kadar kötüleşeceğimi kestirememekti. Soroche denilen hafif yükseklik hastalığında belirtilerin oldukça kısa sü­rede kaybolması gerektiğini biliyordum. Ancak belirtilerin ortadan kalkmaması ya da ağırlaşması durumunda, mümkün olan en kısa sürede daha alçak bir irtifaya inmem gerekiyordu. “Normal” sı­nırda sayılabilecek ağrının ne kadar şiddetli olabi­leceği veya ne kadar sürede geçeceği konusun­da bir fikrim de yoktu.

Tur otobüsüne biner binmez uykuya dalmaya ça­lıştım, fakat yol asfalt değildi; derin çukurlara giri­yor, tıngırtılar arasında ilerliyorduk. Sanki beynim kafatasımın içinde şangırdayıp duruyordu. Mola için durduğumuzda otobüsten inemedim, hatta parlak ışıktan dolayı gözlerimi bile açamadım. Ar­tık rehberimiz ve otobüsün şoförü de endişelen­meye başlamıştı, yöre yerlilerinin soroche ile mü­cadele etmek için kullandıkları bir bitkinin yapra­ğını çiğnememi önerdiler. Bana, yanağımın içine koyup .belirli aralıklarla çiğnemem için küçük bir reçine parçasına sarılı bir tomar yaprak verdiler. Yaprağın tadı son derece kötüydü ama gerçek­ten de hiç beklemediğim şekilde ağrıyı azalttı Ta­mamen dinmiş olmasa da ağrım gerçekten azal­mış gibiydi. Ayrıca görüşüm netleşmişti, ışığa karşı hassasiyetim de azalmıştı.

Yolculuk boyunca yaprakları çiğneyip durdum. Ağrı her halükarda kendiliğinden geçer miydi bi­lemiyorum, ama bu bitkinin hatırı sayılır bir etkisi ol­duğunu düşünüyorum. O gece 2300 metreye in­dik. Bu yükseklikte birkaç saat geçirdikten sonra ağrı tamamen yok oldu. Neyse ki tur boyunca tekrar yüksek rakıma döndüğümüz halde, ağrı bir daha kendini göstermedi. Yine de her ihtimale karşı yanımda o yapraklardan bulundurdum.”Amelia, 33

Böyle durumlarda yapılması gereken en önemli şey, kendinize dikkat etmek ve uygun tavsiyeleri dinlemektir. Yüksek irtifa hastalığını tamamıyla engellemenin yolu yoktur, ancak dikkatli ve tedbirli hareket ederseniz etkile­rini azaltabilirsiniz. Eğer migreniniz varsa, lütfen, yüksek irtifada yolculuk yapmanın migren atağım tetiklemesinin kuvvetle muhtemel olduğunu unutmayın. Dünyayı gezip görmek isteseniz bile, sağlık nedenlerinden dolayı bazı yerlerin sizin sınırlarınızın dışında kalabileceğini kabul et­melisiniz.

Beslenme İle İlgili Nedenler:

Bazı gıdaları tüketmek, bazılarını da tüketmemek baş ağrısına yol açabilir. Bununla birlikte, yiyeceklerden kaynak­lanan baş ağrıları daha seyrek görülen durumlar arasında sayılır. Yiyecekler kimyasal maddelerden oluşur tıpkı bizim vücudumuzda da çeşitli kimyasallar olduğu gibi. Ve kimi in­sanlar bazı kimyasal maddelere karşı hassasiyet gösterirler. Bazıları da alerjiktir. Hassasiyet göstermekle alerjik olmak aynı şey değildir, ama aradaki farkların inceliklerini burada açıklamaya gerek yok. Alerjinin bağışıklık sisteminin verdi­ği bir tepki olduğunu, buna karşılık bir şeye karşı hassasiye­tin alerji olmayabileceğini söylemekle yerinelim.

Baş ağrısına yol açan yiyecekler içinde en yaygın olan­lardan ikisi,, çikolata ve peynirdir. Peynir, tiramin adıyla bilinen ve baş ağrısına yol açtığı düşünülen bir madde içerir. Tiramin, kan damarlarına etki eden ve damarların ça­pının değişmesine neden olan bir kimyasal maddedir ve özellikle migrene doğrudan etki eder. Eğer peynir yemenin migren ataklarınızı tetiklediğini düşünüyorsanız, tiramin içermeyen süzme peyniri deneyin.

Not : Tiramin içeren gıdalardan biri olan peynir, ağrıyı tetikleyebilir.

Peynirde bulunan tiramin, aminler olarak bilinen kim­yasal maddeler grubuna dâhildir. Aminler, birçok gıdada bulunan doğal maddelerdir, ancak bazı kişiler, özellikle fazla miktarda tükettikleri zaman, amin içeren gıdalara karşı hassasiyet gösterebilirler. Örneğin çikolata birkaç amin içerir. Gerçi çikolata migreni tetikleyebilirse de, kimi zaman, daha zor teşhis edilebilen başka nedenler için bir günah keçisi haline getirilmektedir. Bir psikolog olarak, insanların algılarının gerçeklerden epeyce bağımsız oldu­ğunu biliyorum. Nitekim migren atağından çikolatayı so­rumlu tutan kişilere de sık sık rastlarız. Oysa migren nöbetinden hemen önce genellikle insanın canı çikolata ister, çünkü o sırada vücuttaki kan şekeri düzeyi normalden daha düşüktür. Birçok insanda, ilk akla gelen şeker kaynaklarından biri olan çikolataya yönelir. Daha sonra migren etkisini gösterir ve insanlar çikolatanın migrene neden olduğunu varsayarlar. Aslında bu gibi durumlarda “rastlantı faktörü” dediğimiz şeyin devreye girmiş olması da mümkündür.

Şimdi kafa karışıklığına yol açan bir örnek daha vere­lim: Kadınlar âdet döngüleriyle bağlantılı migren nöbetleri geçirebilirler. Bildiğiniz gibi, çikolata türü şekerli gıdaları şiddetle arzu etmek, âdet öncesinde çok sık görülen bir be­lirtidir ve bu da kan şekeri düzeyinin düşüşüyle ilgilidir. Bu durumda bir kadının, çikolatayı, aslında âdet dönemi ile ilişkili bir ağrı yaşadığı halde, migrene yol açan bir etken olarak tanımlaması mümkündür.

Baş ağrıları ve migren için diğer bir potansiyel tetikleyici de kafeindir. Çay, kahve, kolalı içecekler, çikolata gibi yaygın olarak tüketilen ürünlerde bulunduğundan ötürü, fazla miktarda kafein almamız mümkündür. Gün boyu çay veya kahve tüketirsek, akşam da bir şişe kafeinli meşrubat içip biraz çikolata yersek günlük kafein dozunu aşmış ol­mamız muhtemeldir. Böyle bir beslenme düzeni, bize baş ağrısının yanı sıra sindirim sistemiyle ilgili sorunlar da çı­karabilir. Yapılacak en iyi şey, bunlardan tamamen uzak durmaktır. Kimileri, kafeini alınmış içecekleri tercih etme­mizi önerseler de, bu, sorunu tamamen ortadan kaldırmaz. Kafein, kahve ve benzeri içeceklerde bulunan bir grup maddeden yalnızca biridir. Üreticiler kahvenin içinden ka­feini çıkarsalar bile, kafeinin “kuzenleri” yine ürünün için­de kalmış olacak ve aynı etkiyi gösterebilecektir. Bununla birlikte, “kuzenler” dediğimiz maddeler kafeine nispeten daha zayıftır. Eğer başınızın ağrısı bu maddelerden kay­naklanıyorsa, kafeini alınmış içeceklere geçtiğinizde, so­run tamamen ortadan kalkmasa da, belirtilerde bir azalma olduğunu fark etmeniz muhtemeldir.

Yine bu konunun da kafa karıştırıcı şöyle bir sonucu vardır: Bir anda kafein ve “kuzenlerinden uzaklaşmak da baş ağrısı ve migrene neden olabilir. Bunlar, oldukça etki­li ve alışkanlık yapan maddelerdir; birden bıraktığınız tak­dirde kendinizi sinirli ve dolayısıyla stres içinde hissedebi­lirsiniz. Bildiğiniz gibi, bu da baş ağrılarınızı tetikleyebilir. Kafeini aniden kesmek yorgunluk hissine de yol açabilir. Çünkü kafein bir uyarıcıdır -bünyenizi uyanık tutarak te­tikte olmanızı sağlar. Bu arada, aldığınız kafein miktarını azalttığınız takdirde fazla uyumamaya özen gösterin, çün­kü alışılandan fazla uyumak da baş ağrısına neden olabilir.

Nasıl ki bazı maddelerin tüketilmesi migreni tetikleyebiliyorsa, gıdasızlığın da ataklar üzerinde etkili olabileceğini unutmayın. Düzenli yemek, yemiyorsanız veya uzun süre­ler boyunca aç kalıyorsanız, kan şekerinizin düşmesi ve migren atağına yakalanmanız muhtemeldir. Migrenli bir kişinin öğün atlamamak konusunda hassas davranması önemlidir.

YARARLI NOTLAR:

  • Çikolatanın migrene sebep olduğundan şüpheleni­yorsanız, tatlı ihtiyacınızı şekerlemelerle gidermeye çalışın. Yine de migren ataklarınız ortaya çıkıyorsa, bunun sorumlusu çikolata değil, başka bir şeydir. Doktora görünmeyi ihmal etmeyin.
  • Kafeini birden değil; zaman içinde, azaltarak bı­rakmalısınız. Kafein uyarıcı bir maddedir. Yeni duru­ma alışması için bedeninize (ve zihninize) zaman tanıyın.

Şeker Hastalığı

Şeker hastalığı, çoğunlukla yüksek tansiyonla birlikte görüldüğü için baş ağrısına neden olabilir. Önceki konular­da gördüğümüz gibi, yüksek tansiyon da baş ağrısıyla iliş­kili olabilir. Bununla birlikte, migrenliler çoğu zaman şeker hastalığına yakalandıktan sonra baş ağrılarının şiddetinin azaldığını bildirirler. Bunun, değişen kan şekeri düzeyine bağlı olması muhtemeldir. Yine, kilo alan kişilerin de mig­reni genellikle hafifler veya ortadan kalkar; bu da kan şekerindeki yükselmeden kaynaklanabilir. Ne de olsa insa­nın kilo almasının nedeni, daha fazla yemek yemesidir. Daha fazla yemek de kan şekeri seviyesini yükseltir. Gör­düğünüz gibi, insan bünyesi oldukça karmaşıktır!

Diyabet hastalan aynı zamanda migrenden mustariplerse, şeker hastalığının gerektiği gibi gözetim ve denetim altında yaşamaları migrenleri üzerinde de olumlu etkide bulunur. Aksi halde, migreni en şiddetli haliyle yaşarlar. Şeker hastalığınız varsa doktorunuzun öğütlerini dinleme­niz, yazdığı ilaçlara ve önerdiği hayat tarzına bağlı kalma­nız önemlidir.

 Hipertiroid

Tiroid bezi aşın çalışan kişilerin migren ataklarında da artış görülebilir. Şeker hastalığında olduğu gibi, tiroid fonksiyonlarını denetim altında tutmak, migrenin etkileri­ni azaltmada işe yarayabilir. Eğer size hipertiroid teşhisi konduysa, doktorunuza, geçirdiğiniz bütün migren krizle­rinden bahsetmeniz gerekir.

 Temporal Arterit (Dev Hücreli Arterit/Toplardamar İltihabı)

Bu nispeten yaygın bir baş ağrısı nedenidir, ama sade­ce 60 yaş üstü kişiler için söz konusudur. Arteritten kay­naklanan baş ağrıları gerilim tipi baş ağrısıyla karıştırılabilir. Temporal arteritte, şakaklardaki atardamarlar gözle gö­rülebilir ve dokunuşa duyarlı hale gelir. Çoğunlukla gözün ve şakağın üzerinde zonklayıcı bir ağrı kendini gösterir. Ağrı, boyunda veya başın arkasında da hissedilebilir. Ka­fa derisi de hassaslaşabilir; bazen yemeği çiğnemek bile acı verir ve kilo kaybı gerçekleşebilir. Çoğu kimse steroid içe­ren ilaçlar kullandığı zaman iyileşirse de nadiren tedaviye cevap vermeyen vakalar olabilir. Bu hastalığa yakalanan­ların ilaçlarını düzenli almaları gerekir- tedavi olmamak ciddi sonuçlara yol açabilir. Bunlardan biri, görme kaybıdır ve birdenbire gerçekleşebilir. Yine de vurgulamak gerekir ki, tedavide başarı oranı oldukça yüksektir.

 Nadir Görülen Tetikleyiciler

İnsanlar baş ağrısı çektiklerinde, hele de ağrı kesicilerin fayda etmediği ağrıları olduğunda, beyin tümörü, felç ya da bunlar gibi son derece ciddi başka bir durumla karşı karşıya olduklarını düşünerek endişeye kapılırlar, Baş ağ­rısının beyin tümörünün belirtilerinden biri olduğu doğru olsa da, tümörden kaynaklanan baş ağrıları son derece nadir görülür. Bu bölümü okurken bunu aklınızda tutma­nız gerekir.

 Karbon Monoksit Zehirlenmesi

Evinizde veya işyerinizdeki gazla çalışan cihazlar (ısıt­ma sistemleri ve ocaklar), son derece zehirli ama kokusuz bir madde olan karbon monoksit salarlar. Düzenli olarak yüksek düzeyde karbon monoksite maruz kalmak öldürü­cüdür. Normalde bu cihazların dumanını ortamdan uzak­laştıran hava borusu tehlikeyi ortadan kaldırır. Ancak ki­mi durumlarda arızalı ocaklardan, ısıtma aygıtlarından ve şofbenlerden büyük miktarlarda karbon monoksit yayıla­bilir. Fazla miktarda karbon monoksite maruz kalırsanız, grip belirtilerine benzer şekilde, geçmeyen baş ağrıları ve uykusuzluk çekmeniz ve vücudunuzda ağrılar hissetmeniz muhtemeldir. Bunu önlemek için, cihazlarınızı düzenli ola­rak kontrol ettirmeli ve evinize karbon monoksit detektör­leri taktırmaksınız.

Kurşun ve Cıva Zehirlenmeleri

Kimyagerlerin adlandırdığı şekliyle bu “ağır metallerin her ikisi de son derece zehirlidir ve zamanla vücutta biri­kir. Hepimizin vücudunda eser miktarda kurşun ve cıva vardır, ama insanlar bu maddelere düzenli olarak maruz kalırlarsa kendilerini çok hasta hissetmeye başlarlar. Hat­ta aşırı miktarda kurşun ya da cıvaya maruz kalmak ölü­me bile yol açabilir.

İşyerinizde bu maddelerle haşır neşir oluyorsanız mut­laka çok iyi korunuyor olmanız gerekir. Alınan önlemlere dair herhangi bir şüpheniz varsa, mutlaka çalıştığınız ku­rumun ilgililerinin dikkatini bu konuya çekmelisiniz.

Kurşun veya cıvayla ilgili bir işiniz yoksa bu türden bir baş ağrısına yakalanmanız son derece olasılık dışıdır. Bu­nunla birlikte, bazı eski madenî kalıpların kurşundan ya­pıldığını ve eski boyaların kurşun ihtiva ettiğini aklınızda bulundurun. Günümüzde üretilen boyalar bu açıdan çok daha güvenli olsa da, evinizin geçmişte kurşun bazlı boyalarla boyanmış olabileceğini unutmayın. Çocuklarınızın in­ce tabakalar halinde pencere denizlik ve pervazlarından, kapılardan vs. dökülen kurumuş boya kırıntılarını yememesine dikkat edin.

YARARLI NOTLAR:

Eski boyaları kazırken ve zımparalarken önlem alın, zira ortaya çıkacak toz yüksek derecede zehirli olabilir.

Bakteriyel ve Viral Enfeksiyon

Menenjite hem bakteriyel, hem de viral enfeksiyon se­bep olabilir, ancak daha zararlı olanı bakteriyel menenjit­tir. En kötü vakalar, çok hızlı ilerleyip ölüme neden olur.

Not : Ateşli hastalıklarla birlikte görülen uzun sürelibaş ağrısının üzerinde durmak gerekir.

Fakat bu nadir görülen bir durumdur ve genelde iyileşme oranı oldukça yüksektir. Menenjit hastalığı çok seyrek gö­rülse de, belirli dönemlerde “salgınların ortaya çıkması, özellikle de basında bunun sansasyon konusu yapılması, insanlarda endişe uyandırabilir. Belirtiler arasında baş ağ­rısının yanısıra, yüksek,ateş, boyun tutulması, kusma,,ışı­ğa aşın duyarlılık ve üzerine bastırıldığında kaybolmayan pembe veya mor renkli döküntüler görülür. Menenjit ge­nellikle çocukları ve gençleri etkilese de herkesin başına gelebilir. Tekrar belirtelim, menenjit son derece nadir görü­len bir hastalıktır, ancak yine de yukarıda saydığımız be­lirtileri gösterenlerin derhal doktora başvurması gerekir. Ayrıca unutmayın M, migrenin önemli belirtilerinden biri fotofobidir (ışığa tahammülsüzlük). Yalnızca.şiddetli baş ağrıları çekiyor ve karanlıkta kalmak istiyorsanız, çok bü­yük bir ihtimalle bunun menenjitle bir ilgisi yoktur; migren nöbeti geçiriyorsunuzdur.

İyi Huylu Tümörler

Bunlar, beyinde yer alan ve yayılmayacak olan doku kitleleridir. Büyüme ihtimalleri yok gibidir. İyi huylu tü­mörleri temizlemek için cerrahi müdahaleye başvurulabilir. Ancak bazen doktorlar, hasta için önemli bir sorun teşkil etmeyeceğine ikna olmuşlarsa, tümöre müdahale etmeye­bilirler de.

Habis Tümörler

Bunlar da beyindeki kitlelerdir, ancak büyüyüp yayıl­maları muhtemeldir. Çoğu kimse bütün tümörlere kanser dese de, aslında bilimsel olarak, bunların bir kısım iyi huy­ludur. Kötü huylu tümörler, hızla çoğalıp başka hücrelere yayılırlar. Uç durumlarda vücudun başka bölgelerine doğ­ru yol alıp orada da yayılmaya devam ederler.

Çektiğiniz baş ağrısının beyin tümörüne bağlı olma ihti­mali oldukça düşüktür. Özellikle de gösterdiğiniz tek belirti sadece baş ağrısı ise. Beyninde tümör bulunan hastaların çoğu daha başka belirtilerle doktora giderler. Körlük, diğer görsel bozukluklar, uyuşukluk veya felç, sözcükleri unut­ma veya düzgün telâffuz edememe, kusma, bayılma, ger­çeklik algısında bozulmalar bunların arasındadır. Çok nadi­ren baş ağrısı tek belirti olarak kendini gösterir. Diğer semp­tomlardan bazılarına sahip olsanız bile, sadece migren olma olasılığınız vardır. Unutmayın ki migren de görmeyi ve ko­nuşmayı etkileyebilir, sindirimle ilgili rahatsızlıklar yarata­bilir, hatta halüsinasyonlara yol açabilir. Dolayısıyla, bu bölümü okurken en kötü ihtimalleri aklınıza getirmeyin. Bu arada, habis beyin tümörü görülen kişiler, çoğunlukla ço­cuklar veya yaşlılardır. Bu kitabı okuyan sizlerin, eri düşük risk grubunda yer alma ihtimaliniz kuvvetlidir.

Beyin tümörü belirtileriyle migren belirtileri arasındaki farkı bilmek istiyorsanız şunları aklınızda bulundurmalısı­nız: Birincisi, tümöre bağlı baş ağrıları, yukarıda sayılan belirtilerinden bazıları gerçekleştikten sonra ortaya çıkar. İkincisi, migrende, konuşma problemleri veya görme bo­zuklukları gibi durumlar baş ağrısıyla aynı zaman dilimin­de gerçekleşir. Beyin tümöründe ise, görsel bir bozukluk tamamen tek başına yaşanabilir veya kişi görünüşte belli bir neden yokken kusabilir. Yine de, lütfen unutmayın ki, insanlar birçok nedenden dolayı istifra ederler ve bunların büyük çoğunluğu beyin tümörüyle bağlantılı değildir.

Habis tümörlerin söz konusu olduğu nadir durumlarda, tümör ilk safhalarındaysa ve yayılmadıysa doktorlar cerrahi müdahaleye başvurabilirler. Eğer tümör yayıldıysa {metastaz) radyoterapi ve kemoterapi olası tedavi yön­temleridir.

Travma ve Kanama

Öncelikle travma kelimesini açıklamak gerekir. Doktor­lar bu terimi, meydana gelen bedensel bir kaza anlamında kullanırlar. Kafanızı bir yere çarpmanız veya ayak parma­ğınızı taşa vurmanız travma örnekleridir. Ekmek dilimler­ken parmağınızı keserseniz, bu da bir travmadır. Bu anla­mıyla travma, “yaralanma” nın tıp dilindeki karşılığıdır. (Doktorlar bu terimi, “psikolojik yaralanma” anlamında da kullanırlar).

Kafa yaralanmaları oldukça sık yaşansa da, bunların sadece bir kısmı ciddi durumlardır. Çoğumuz otomobile bi­nerken ya da inerken veya buna benzer bir hareket sıra­sında kafamızı bir yere çarpıp incitmişizdir, hatta belki sonrasında baş ağrısı çektiğimiz de olmuştur. Bu beklen­medik bir şey değildir, ama ağrı şiddetliyse, alışılmamış be­lirtilere sahipse veya bir günden fazla sürerse doktora baş­vurmak gerekir. Kafaya alınan darbe, kişinin bilincini kay­betmesine neden olduysa mutlaka bir doktora gösterilme­lidir. Çoğu kez önemli bir durum oluşmaz, ama yine de in­celemekte fayda vardır.

Başa alman her darbe, ciddi sonuçlara yol açmaz. An­cak, çarpmanın sonucunda başka yaralanmalar ortaya çı­kabilir. Kafatası çatlayabilir veya kırılabilir. Bu da iç kana­maya yol açabilir veya kafadaki basıncın artmasına neden olabilir. Bunların her ikisi de beyne kalıcı zarar verebilece­ği için, kafadaki kanama ve basınç artışı derhal incelenme­lidir. İki durumun da kısa vadede baş ağrısına neden olması muhtemeldir, ancak genellikle ışık çakmaları, bulanık veya çift görme, baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, uyuşma, konuşma güçlüğü gibi nörolojik belirtilerle birlik­te görülür. Kanamanın, dıştaki kemiğe herhangi bir zarar gelmeden gerçekleşmesi de mümkündür. Bu nedenle, bit­mek bilmeyen bir baş ağrısının eşlik ettiği bütün önemli darbeler tetkik edilmelidir.

Doktorların hemoraj diye andığı kanamaları ortaya çı­karan nedenlerden başta geleni yüksek tansiyondur. Yük­sek tansiyonu olan bir kişinin damarlarındaki ince veya zayıf noktalar yüksek basınç anında patlayabilir. Subaraknoid kanama durumunda olan da budur. Yaşlandıkça da­ha çok rastlanan bir durum olmakla beraber, yine de sey­rek görülür. En uç durumda, insanın başına çok ani ve şid­detli bir ağrı girer. Sanki top güllesi isabet etmiş gibi olur. Boyunda sertleşme de hemen görülen bir başka belirtidir. Kişi bilincini bile kaybedebilir. Daha sonraki sonuçlan in­me ile benzerlik gösterir; kişi konuşamayabilir, felç geçire­bilir vs.

Elbette ki, herhangi bir kaza beyin kanamasına yol açabilir, hatta kardiyovasküler sisteminde zafiyet bulun­mayan tamamen sağlıklı kimselerde bile. Bu nedenle, bü­tün büyük ve alışılmamış türden kazalar bir doktor tarafın­dan incelenmelidir.

Kaynağı Tanımlanamayan Baş Ağrıları

Bazen doktorlar, hastalarının baş ağrısının nedenini bir türlü bulamaz. Bunun nedeni ya bütün olasılıkların göz­den geçirilmemiş olmasıdır ki bu uzak bir ihtimaldir. Ya da ağrı, psikolojik kökenlidir. Doktorlar gerçekçi davrana­rak sorunun yalnızca olası nedenlerini araştırırlar. Doktorunuzun, bütün tehlikeli ya da hayati risk arz eden durumları eledikten sonra muayeneyi kesmesi sizi şaşırtmasın. Ondan sonra artık kendi başınızasınızdır. Birçok kişi için özellikle baş ağrısı ya da migreni gerçekten psikolojik olan kişiler için doktora görünmek, genellikle sıkıntıyı hafifle­tir, hatta bazen kalıcı bir şekilde ortadan kaldırır.

Unutmayın ki baş ağrılarının binlerce nedenleri vardır. Bu yazıda bunların en çok rastlanılanlarını ele aldık. Ağrıların çok büyük bir bölümü zararsızdır. Yine de, olağandı­şı belirtileri, inatçı veya şiddetli baş ağrılarını tetkik ettir­mekte fayda vardır.

Özet

  • Migren ve baş ağrısının yüzlerce nedeni vardır.
  • Baş ağrılarının çoğu, tehlikeli veya ciddi bir tıbbi soru­nun alameti değildir.
  • Geçmek bilmeyen şiddetli ağrılar için her zaman dok­tora danışmak gerekir.

Eklemek İstedikleriniz

1 Yorum

  1. Posted by ilker mylife, at Reply

    Nedenini bilmediğim ve araştirmak istediğim çok fazla konuyu bu yazıda fazlasıyla buldum.. Paylaşımınız için çok teşekkürler,bunların hepsini dikkate alacağım sağlık her şeyden önemli… Allah razi olsun hazırlayanlardan…