Baş Ağrısı ve Migren Tedavisinde Kullanılan Yöntemler Nelerdir?

1

Bu bölüm, baş ağrıları ve migren tedavisin­de yaygın olarak kullanılan yöntemlere ay­rılmıştır. Baş ağrısı veya migreni olan kişiler, bu tedavi yöntemlerinden önemli ölçüde fayda görürler.

Tıbbi ve Fiziksel Yaklaşımlar

Baş ağrısı ve migren tedavilerinin çoğu oldukça basittir; yan etkileri de ya yoktur ya da azdır. Nitekim, tedavide en yaygın kullanılan yöntem, ağrı kesici haplardır. Bazı du­rumlarda reçeteli ilaçlara başvurmak gerekebilir. Nadir ol­makla birlikte, bazı vakalarda beyin damalanndaki tıkanık­lıkları ortadan kaldırmak için ameliyat gündeme gelebilir.

Modern Tıp

Baş ağrılarının tıbbi tedavisi içinde en bilinen yöntem analjezi, yani acı veya ağrı hissinin ortadan kaldırılması­dır. Doktor, önce dikkatini acıyı dindirmeye yöneltir, daha sonra acı veya ağrının nedenlerini ele alır.

Etken maddesine ve etkisini gösterme biçimine göre de­ğişiklik gösteren birçok ağrı kesici ilaç bulunur. Reçetesiz olarak yaygın biçimde satılan üç temel ilaç, aspirin, parasetamol ve ibuprofendir. Bu ilaçlar kısa vadede çok etkili ola­bilir, ancak ağrılarınız birkaç günden fazla sürüyorsa, ilaç almayı bırakıp doktora görünmelisiniz. Bu önemle üzerinde durulması gereken bir husustur. Çünkü vücudunuz zaman­la bu ilaçlara öyle bir alışabilir ki, bıraktığınız zaman başı­nız ağrıyabilir. Tıpkı her gün çay veya kahve içen birinin bunları kestiği vakit başının ağrıması gibi.

Alerjik bir reaksiyon nedeniyle -saman nezlesi gibi- baş ağrısı çekiyorsanız, doktorunuz antihistaminik ilaçlar al­manızı tavsiye edebilir. Bu ilaçlar, bağışıklık sistemini bas­tırıp vücudunuzun alerji yapan maddeye güçlü bir reaksi­yon göstermesini, engellerler (Saman nezlesinde alerjen madde havada uçuşan polenlerdir). Bazı antihistaminikler uyku hali yapabilir, dolayısıyla bu ilaçları aldıktan sonra araç veya makine kullanmamanız gerekir; Herhangi bir ilacı almadan önce prospektüsünü dikkatlice okuyun.

Araştırma Özeti: Doktor-Hasta İlişkileri

Psikologlar hasta ile doktor arasında iletişim eksikliği olabileceğinin farkındadırlar. Yaşam biçimi, yetiştiril­me tarzı, kültürel farklılık gibi etkenler doktor ve hasta arasında tanı anlamıyla ortak bir dil yakalanma­sını engelleyebilir. Benzer nedenlerin etkisiyle dokto­runuzla konuşmaya kalktığınızda siz de bazı kritik bil­gilerin hedefe ulaşmadığını düşünebilirsiniz Dokto­runuzun size yeterli açıklamalarda bulunmadığından ya de sizi dinlemeyecek kadar meşgul oldu­ğundan şikâyet edebinsiniz,

Psikologlar olarak bizler, hasta doktor ilişkisinin, teda­vinin başarısını veya verilen tavsiyelerin uygulanma derecesini etkileyeceğini biliriz. Anne MacGregor (1997) da, Neurology dergisinde, doktorların mig­renle ilgili gündeminin hastalardan farklı olabilece­ğine dikkat çekiyor. Pazı doktorlar hastalığı tedavi etmede çok başarılı olsalar da, hastanın kendisini daha İyi hissetmesini sağlama konusunda o denli etkili olamayabilirler MacGreor da, dergide, doktorlara migrenli hastalarına kulak vermek için vakit ayırmalarını, hastanın migrenini nelerin tetiklediğini an­lamalarını ve uyguladıklar; tedaviyi hastanın özellik­lerini göz önüne alarak seçmelerini tavsiye ediyor. MacGregor’un doktorlara yaptığı tavsiyelerden ya­rarlanarak, siz de doktorunuzdan yapmasını isteye­ceğini şeylerin üstesini çıkarabilirsiniz:

  •  Doktorunuz, baş ağrılarınız hakkındaki bilgi ve dene­yimlerinize kulak vermeli.
  •  Farkına vardığınız bütün tetikleyici faktörleri sizden öğrenmeli.
  •  Bütün tavsiyelerinin gerekçelerini net bir şekilde açıklamalı ve size, söylediklerinin anlaşılır olup olma­dığını sormalı.
  •  Size teklif ettiği her tedavi yöntemi hakkında açıkla­malar yapmalı, basit bir dille bunların nasıl işe yara­dığını izah etmeli.
  •  Tedavinin sonuçlarını takip etmek adına, sizi tedavi­nin seyri boyunca düzenli aralıklarla görmeye de­vam etmeli.    

Tamamlayıcı Tedaviler

Baş ağrıları ve migreni iyileştirdiği iddia edilen çok çe­şitli tamamlayıcı tedavi yöntemleri vardır. Bu tedavi yön­temleri hakkında bilgilenirken, amacın onları modern tıb­bın yerine geçirmek değil, onu tamamlamak olduğunu lüt­fen aklınızda bulundurun. Tam da bu nedenle, artık “alter­natif tıp” terimi yerine “tamamlayıcı tıp” terimini yeğliyo­ruz. Tamamlayıcı tedavilerden yararlanmaya karar verir­seniz, öncelikle doktorunuza danışıp onu durumdan ha­berdar edin. Ne de olsa, tamamlayıcı tedavileri uygulayan kimselerin büyük bir bölümü tıp eğitimi almamıştır. Ta­mamlayıcı tedaviler bazı kişiler için son derece yararlı ola­bilir, ama çare olamayacakları durumlar da vardır. Örne­ğin, kulak zarınızın delinmesi nedeniyle baş ağrısı çekiyor­sanız, fiziksel bir nedene dayalı olan bu rahatsızlığı ta­mamlayıcı tedavi ile ortadan kaldıramazsınız. Bazen ta­mamlayıcı tedaviler yalnızca “ağrıyı giderip, temelde yatan nedene dokunmaksızın rahatsızlığın ortadan kalktığı izlenimini verebilirler. Bundan dolayı, başvurduğunuz di­ğer tedavilerin yanı sıra, doktorunuzun gözetiminde kal­manız doğru olacaktır.

Akupunktur

Giderek daha fazla sayıda doktor hastalarına akupunk­turu tavsiye ediyor ve akupunkturun plasebo etkisininçok ötesinde gerçek bir fayda sağladığını gösteren kanıtlar bulunuyor. Akupunktur, Çin tıbbının bir parçasıdır ama bağımsız bir tedavi yöntemi olarak da kullanılabilir. Çok ince iğnelerin deriye, yaklaşık üç ile altı milimetre arası bir derinliğe batırılmasıyla uygulanır. Misk otları ile, seçilmiş akupunktur noktalarını ısıtarak veya yakarak tedavi etme anlamına gelen ve moxibustion denilen bir işlem de uygu­lanabilir. Birçok insan akupunkturun aeı vereceğinden en­dişe duyar, bazı insanlar için öyle de olabilir. Ancak çeki­len acı hafiftir ve hastaların çoğu bunun, yararlan göz önüne alındığında ödenen küçük bir bedel olduğunu söy­leyecektir. Akupunktur konusunda eğitim veren ciddi ku­ruluşlar vardır ve bu yöntem artık tıp çevreleri tarafından da ciddiye alınmaktadır.

İğneden tedirgin oluyorsanız, akupresür denilen daha az korkutucu bir alternatif de mevcuttur. Akupresür, aku­punkturla aynı temele dayanır, ancak iğne batırmak yeri­ne vücuttaki bazı noktalara masaj yapmak şeklinde uygu­lanır.

Bir migren atağından hemen önce akupunktur veya akupresür yaptırırsanız bir miktar ferahlamanız muhtemel­dir, hatta krizi tamamen atlatmanız bile söz konusu olabi­lir. Tabii bunu yapmak pek kolay değildir, ne de olsa ha­yatımızda her an göreve hazır “acil durum akupunkturcuları” diye bir şey yoktur. Acil durumların dışında, aku­punkturun genel olarak baş ağrısı ve migren tedavisinde işe yaradığı ispatlanmıştır. Fakat mutlak surette sorunu kalıcı olarak ortadan kaldıracağı iddia edilemez.

Gümüşdüğme, Diğer Otlar ve Bitkiler

Bilimsel adı tanacetum parthenium olan gümüşdüğme bitkisi, migren hastalarının ağrılarını dindirmek için kullandıkları doğal bir ilaç gibidir. Ayçiçeği familyasının üye­si olan gümüşdüğme bitkisi ve yapraklan Eski Yunanlılar tarafından yalnızca migrene değil, aynı zamanda arterit gi­bi iltihaplı eklem hastalıklarına karşı da ilaç olarak kullanılmıştır. Bu bitki, migrenle ilişkili olan, serotonin denilen maddenin faaliyetini engeller. Kullanılmasının bir sakınca­sı yoktur; ancak mide bulantısına yol açabilir. Kullanımı kesildiğinde, bir tür geri çekilme etkisi olarak migren ve eklem ağrıları ortaya çıkabilir. Tamamlayıcı tıpta kullanı­lan ilaçların çoğunda olduğu gibi, gümüşdüğme bitkisi de bazı insanlarda işe yaramaktadır. Tespit edilmiş bir zararlı etkisi olmayan bu bitkiyi baş ağrılarınızı dindirmek için de­neyebilirsiniz, ancak yukarıda bahsedilen geri çekilme et­kilerinin gerçekleşme olasılığından dolayı birdenbire değil, yavaş yavaş bırakmalısınız.

Baş ağrısı veya migrene iyi gelebilecek başka otlar ve bitki özleri de vardır. Bunlarla ilgileniyorsanız en iyisi bir miktar araştırma yapmaktır, fakat unutmayın ki internet sitelerinin, kitapların ve terapistlerin tavsiyeleri arasında boğulabilirsiniz. Sonuçta neyi deneyeceğinize dair seçimi kendiniz yapmalısınız, ancak bitkilerin içerdiği farklı kimyasal maddeler olabileceği için, yüksek tansiyon ve hami­lelik gibi durumlarda veya başka ilaçlar kullanırken bu bit­kileri kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Şi­falı bitkilerin ne kadar rağbet gördüğü konusunda bir fikir vermek için, baş ağrıları konusunda işe yaradığı iddia edi­len bitkilerin küçük bir bölümünü sıralayalım: Arnavutbiberi, erkeçsakalı, nane, biberiye, kava biberi, şakayık, pa­muk, ekinezya, yüksükotu, çuhaçiçeği, fesleğen, passiflora bitkisi, adaçayı, keklik üzümü, mercanköşk, kekik ve nane familyasından birkaç çeşit bitki.

Bir tavsiyede daha bulunalım: Aynı anda birden fazla tedavi yöntemini denemeyin. Bilim adamları (ister psiko­log olsun, ister kimyager, ister doktor) bir ilacın veya baş­ka bir tedavinin etkilerini incelemek istedikleri zaman sis­tematik hareket ederler. Her seferinde tek bir ilacı veya te­daviyi sınar ve her birinden sonra bir “toparlanma süresi” verirler. Aynı anda birden fazla tedaviyi denerseniz, arzu edilen etkinin hangisinden kaynaklandığını anlamanız mümkün olmaz.

Araştırma Özeti: Sistematik Derleme

“Sistematik derleme” adı verilen özel bir araştırma türü vardır. Bu yöntemde, araştırmacılar belli bir ko­nuda başarılı bir şekilde yürütülmüş çalışmaları dik­katle gözden geçirir ve sonuçları bir araya toplaya­rak karara varırlar. Bir bakıma “rakamların gücü”nden yararlanırlar. Vogler, Pirtler ve Ernst (1998) gümüşdüğme otunun migren; önlemedeki etkisi üzerine yapılmış en titiz çalışmaları incelediler, ilaç denemelerinden bahsederken”titiz”likle yapılmış araştırmaların özel bir anlamı vardır.

Bu çalışmalarda bir grup denek, etkisi ölçülen ilacı alır, diğer grup yani “kontrol grubu” almaz. Vogler ve arkadaşlarının araştırmasında bu şekilde yürütül­müş beş çalışma teşhis edildi, Sonuçları inceleyen araştırmacılar, gümüşdüğmenin gerçekten de mig­ren belirtilerini azalttığını kaydettiler. Gümüşdüğme otu kullanan gruptaki kişilerin geçirdikleri nöbet sayı­sı da, çektikleri acının şiddeti de azalmıştı Ayrıca, mideleri daha az bulanmış ve dona az istifra etmiş­lerdi Unutmayın ki, bu araştırmaya dahil edilen çalışmalarda bir grup insana gümüşdüğme yerine plasebo verilmişti. Plasebo, vücuda herhangi bit etkisi olamayacak bir maddedir, insanlara tedavi edildik­lerini düşündürmek, yani psikolojik bir etki oluşturmak için kullanılır. Böylece psikolojik etkileri, denenen ila­cın kendi etkisinden ayırmamızı sağlar Çalışmalar­da yer alan hastalar gerçek ilaç mı plasebo mu aldıklarını bilmiyorlardı. Gümüşdüğmeye karşı plasebo örneğinde sonuç, genel olarak gümüşdüğmenin et­kili olduğunu göstermiştir. Sonuç şu bakımdan önemlidir; gümüşdüğmenin faydasının yalnızca psi­kolojik olabileceği, yani yalnızca öyle olacağına inandığınız için işe yaradığı yönündeki iddiayı çürüt­mektedir. Öyle olsaydı, plasebo verilen gruplarda da ayni etkinin görülmesi gerekirdi.

Refleksoloji

Esas olarak refleksoloji, ayaklara, bazen de ellere masaj uygulanmasıdır. Refleksoloji, ayakların genel olarak beden sağlığını yansıttığı düşüncesini temel alır. Refleksoloji uy­gulayan kişiler, ayaktaki hangi bölgenin vücudun hangi bölgesine tekabül ettiğini gösteren bir “ayak haritası” ile çalışırlar. Ayağı, vücudun geri kalan kısmına bağlayan yollar olduğu, sağlığa zararlı zehirli maddelerin ayaklarda birikebileceği, bunun da başka bir yerdeki aksaklığa işaret ettiği düşünülür. Uygun yerlere masaj yapmanın, kristal­leri parçalayıp sağlığın düzelmesini sağlayabildiği iddia edilir. Bunda gerçeklik payı olabilir de, olmayabilir de. An­cak hiçbir doktor, kişiye ayak masajının iyi gelmeyeceğini, ağrıyı dindirmeye, dolayısıyla stresi azaltmaya katkıda bu­lunmayacağını iddia etmez. Tamamlayıcı tedaviler konu­sunda gayet şüpheci olan bazı kimseler dahi, rahatlatıcı bir deneyim olduğu için refleksolojiye para harcarlar. Ayrıca “acil durum” refleksolojisi baş ağrısının önüne geçebilir.

Kişinin kendi ayaklarına masaj yapması veya bir arka­daşına yaptırması mümkündür. Belki bunu binlerce kere yapmış birinin-becerisine sahip olamayabilirsiniz, ama yi­ne de masajdan zarar görmeyeceğiniz gibi kendinizi rahat­lamış hissedersiniz. Masajın etkisiyle ağrınızın kötüleşme­si olasılık dışıdır. İşte olsanız bile, çalışma düzeniniz ve or­tamınız elveriyorsa, kısa bir ara verip kendi kendinize ma­saj yapmanız mümkün olabilir.

Psikolojik Yaklaşımlar

Psikologlar baş ağrısı çeken insanların sağlığına birkaç yolla katkıda bulunabilirler. Psikolojinin baş ağrısı ve mig­rene yaptığı temel katkılardan biri, hastanın ağrı kesiciler ve alışılmış tıbbi tekniklerden yarar görmemesi durumun­da ortaya çıkar. Bazen insanın ağrıyla başa çıkabilmesinin tek yolu, psikolojik destekten geçer. Psikologlar, kişinin ağrılarını yeniden ve farklı biçimde değerlendirmesine yar­dımcı olarak ağrının yaşanma şeklini değiştirebilirler. Bil­diğiniz gibi, ağrı endişe yaratır, endişe de ağrı algısını art­tırır. Böylece bir fasit daire oluşur ve bunu kırmak için psi­kologlardan yardım alınabilir.

Ağrıyı Yeniden Tanımlamak

Psikologların ağrılar konusunda insanlara yardımcı ol­ma yollarından biri, “ağrıyı yeniden tanımlama”, denilen bir yöntemdir. Basite indirgemek gerekirse, bu yöntemle kişinin ağrıya karşı farklı bir tutum geliştirmesi sağlanır. Bazı insanların acıya dayanıklılığı çok düşüktür, en hafif kesiklere veya çarpmalara bile aşırı tepki verirler. Ağrının yeniden tanımlanmasından en fazla istifade edecek olanlar da bu kişilerdir. Ağrı eşiği düşük olan kişiler, bir psikolog­la görüşerek ağrılarına daha normal tepkiler vermeyi öğre­nebilir, belki bundan da Önemlisi, “ağrı” konusunda daha ölçülü,ve sakin düşünceler geliştirebilirler. Paniğe kapıl­mak yerine, ağrıyla başa çıkmayı öğrenip bunu hayatlarının bir parçası olarak kabul ederler.

Ağrıyı yeniden tanımlamak, düşünce ve davranışları değiştirmeyi temel alan bilişsel-davranışçı terapinin bir par­çasıdır. Bilişsel terapi, yaşam biçiminiz ve ağrılarınıza karşı tutumunuz üzerindeki değişimlerle ağrılarınızı azaltmaya ya da ağrıya bakışınızı değiştirmeye yarar. Bu nedenle, baş ağrınızın tedavisi sırasında doktorunuz, sürecin bir parçası olarak bir psikologla görüşmenizi önerebilir. Hayat tarzınız­da değişiklik yapmanız gerekiyorsa bir klinik psikolog ya da bir sağlık psikologu size yardım edebilir.

Bazen psikolog, baş ağrılarınızın sürüp gitmesinin baş­ka nedenleri olduğunu tespit eder. Baş ağrılarınız, hayatı­nızdaki sorunlar yüzünden ortaya çıkan iç sıkıntısı ve stre­se bağlıysa bir danışman psikolog da faydalı olabilir. Hepi­miz bazı problemler yaşarız; bunları itiraf etmenin utanıla­cak bir tarafı yoktur. Kimi zaman, özellikle erkekler, so­runlarım kabullenmekte zorlanırlar, çünkü çoğunlukla ka­ya gibi sarsılmaz oldukları yönünde bir izlenim vermek is­terler. Gelgelelim, hiç kimse kaya değildir. Bazen yanılabileceğinizi ve ancak başka birinin yardımıyla çözülecek so­runlarınız olabileceğini kabul etmek cesaret gerektirir.

Baş ağrılarınıza zihninizi kurcalayan bir şeyin neden olduğundan şüpheleniyorsanız, bunu biriyle, özellikle de sizi dinleyip sorunlarınızı kabullenmenize yardımcı olabile­cek bir profesyonelle etraflıca konuşmaya çalışmalısınız.

Bazı kimseler psikolojik danışmanın içeriği konusunda endişe taşırlar. Aslında bu, pek alışılmadık bir şey değildir. Güvenilir bir ortamda biriyle oturur ve hazır olduğunuz za­man yavaş yavaş sorunlarınızdan bahsedersiniz. Konuş­mak istemediğiniz herhangi bir şeyi anlatmaya zorlanma­nız söz konusu değildir. Üstelik danışman, sizi rahatlatıp sorunlarınız hakkında çekinmeden konuşmanızı sağlamak konusunda eğitim almış bir kişidir. İçini döküp rahatla­mak, yalnızca insana kendini daha iyi hissettirmez, aynı zamanda çözüme giden yolun yansı kat edilmiş olur. Ca­nınızı sıkan şeyler hakkında konuşarak neticede onları başka şekilde görmeyi, belki de yerli yerine koymayı öğre­nirsiniz. Bunun baş ağrılarınızla pek alakasının olmadığını düşünebilirsiniz, ancak bir sorunun üstesinden gelmek ço­ğunlukla bir diğerini çözmenizi de kolaylaştırır. Çünkü zi­hin ve beden birbirinden ayrılabilir şeyler değildir. Zihinsel ve bedensel yapınız beraberce “sizi” oluşturur.

Gevşeme Terapisi

Gevşeme terapisinin gizemli bir tarafı yoktur ama bir in­sana gevşemeyi öğretmek pek kolay değildir; ancak bu işin eğitimini alan profesyoneller size bu konuda yardım edebi­lirler. Hiç gevşeyip rahatlamayı isteyip de bunu becereme­diğiniz oldu mu? Gerginseniz, gevşemeniz pek kolay değil­dir. Nitekim bazı insanlar yalnızca uykudayken kendilerini gerçekten gevşemiş hissettiklerini söylerler. Elbette bizzat sizin kendinizi dinlendirmek için yapabileceğiniz şeyler vardır, ama bazen dışarıdan yardım almak da gerekir.

Araştırmalar göstermiştir ki, düzenli olarak gevşeyip ra­hatlamak, her türlü hastalıkla, ayrıca migren ve diğer baş ağrısı türleri de dâhil olmak üzere ağrı ve acıyla mücadele etmede kişiye yardımcı olmaktadır. Gerilim tipi baş ağrıla­rınız varsa, tam ve doğru biçimde gevşemek baş ağrılarınızı büyük ölçüde azaltacaktır. Çünkü baş ağrılarınızın asıl nedeni, stres ve gevşeyememektir.

Kendi başınıza gevşemek isterseniz, bu konuda yazıl­mış kitaplardan istifade edebilir, bazı basit egzersizleri evi­nizde uygulayabilirsiniz. Gevşemeye çalışmanın bir zararı olmaz; olabilecek en kötü şey, bunu başaramamanızdır! Yine de sizi uyarmış olayım, gevşeyip rahatlamayı başar­dığınız zaman uykuya dalabilirsiz.

Çok sessiz ve rahat bir yere oturun. Yumuşak bir mü­zik dinlemek işe yarayabilir (Piyasada doğada kaydedilmiş sesleri içeren birçok gevşeme CD’si bulunmaktadır). Gözle­rinizi kapayıp soluk alıp verişinize konsantre olun. Yavaş ve derin bir biçimde nefes alın. Olmayı çok isteyeceğiniz sakin bir yerde olduğunuzu hayal edin. Birçok insan için bu, bir kumsal ya da balık tutabileceği huzur veren bir ne­hir kıyısı olabilir. Kuşların veya etrafınızdaki suyun sesini hayal edin. Nefes alıp verişinize konsantre olmaya devam edin. Zihninizden sizi kaygılandıran bir şey geçmeye kal­karsa, örneğin işiniz hakkında düşünceler gelirse, çevreni­zi, saran doğa seslerini hayal edin. Belki gökyüzünde ya­vaşça ilerleyen bulutları veya ağır ağır kumsala uzanan dalgaları görebilirsiniz. Buna her gün 10-15 dakika kadar zaman ayırın. Bu yöntemle gevşemeyi öğrenebilirseniz hem psikolojik, hem de fiziksel sağlığınız açısından aşama kaydedersiniz.

Hipnoz

Hipnoz, esas olarak, özel bir gevşeme türüdür. Hipno-terapist farklı bir bilinç durumuna geçmenize yardımcı olur. Ancak hipnotize olduğunuzda olanları hatırlamayabi­leceğiniz için, güvenebileceğiniz bir hipnoterapistle çalış­manız gerekir. Çoğu kişi hipnotize edilebilir, ancak bu yön­tem yalnızca hipnotize edilmeyi isteyenlerde işe yarar. Te­levizyonda görebileceğiniz türden şov amaçlı hipnotizma seansları sizi yanıltmasın, hipnoz ciddi bir iştir. Baş ağrıla­rı ve migren söz konusu olduğunda, hipnoterapi en çok, kaynağı teşhis edilemeyen’ ağrılarda kullanılan bir yön­temdir. Baş ağrılarınız bir nedene bağlanamıyorsa, stres, kaygı gibi etkenlerden kaynaklanma olasılığı yüksektir. Nedenlerin psikolojik olduğu bu gibi durumlarda psikolojik tedavinin sonuç vermesi beklenebilir.

Tipik bir hipnoz seansında, bir sandalyede oturup te­rapistin size söylediklerini duyabileceğiniz ve ona cevap verebileceğiniz türden bir uykuya dalarsınız. Terapist, bi­linçaltı düzeyinde işe yarayacak birtakım başa çıkma stratejileri sunarak baş ağrılarınızı yenmenize yardımcı olur. Bir konuda ikazda bulunmak isterim: Sorunlarınızı yalnızca bir hipnoterapi seansında çözüp sizi iyileştirebileceğini iddia eden reklam ve ilanlara karşı temkinli olun. Doktorunuzdan size iyi bir hipnoterapist önermesini iste­yebilirsiniz.

Araştırma Özeti: Hipnozun Değeri

Bu araştırma, migreni azaltmada hipnozun etkisini ölçmek üzere yapılmıştır. Emmerson ve Trexler (1999) grup hipnozunun (bütün bir hasta grubunun aynı zamanda hipnotize edilmesi) ve hipnotik gev­şemenin, migrenin şiddeti, sûresi ve sıklığı ile birlikte ilaç ihtiyacı üzerinde yaradı bir etkisi olup olmadığını incelediler. Hipnozdan önce yaşadıkları migren ağ­rılarının şiddetini denetlemek amacıyla 12 hafta bo­yunca izledikleri migren hastası 25 gönüllüyü incele-diler. Hipnozdan sonra da. deneklerin gösterdiği be­lirtileri takip ettiler. Hipnoz, deneye katılanlarda yal­nızca migrenin verdiği ıstırabı ve sıklığını azaltmakla kalmadı, aynı zamanda alınan ilaç miktarını da ne­redeyse yarı yarıya azalttı. İncelemeye katılan orta­lama bir kişinin, hipnozdan önce migreni 54 saat sü­rerken, 26 saate indi, Buna ek olarak, gönüllüler ön­ceden iki haftada ortalama 3,8 migren krizi geçirir­ken, bu takam 2,3 oldu. Bu rakamları bir yıla yayar­sak, hipnozun migrenlilerin hayatında oldukça bü­yük bir erki gösterdiğin; görürüz. Normalde her biri, yılda ortalama 5335 saat migren ağrısı çekiyordu.

Bu hesapla söz konusu sürenin yılda 1893 saate düşebileceği düşünülüce, çektikleri ıstırabın yılda 3442 saat, başka bir deyişle 57 gün azalması anlamı­na gelen bir değişiklikti bu. Tabii, çalışmada yer alan hastalar 12 aylık takibe tabi tutulmadıkları için hip­nozun yararlı etkilerinin devam edip etmediğinden emin olamıyoruz. Yine de, en azından tedavinin olma potansiyeli taşıdığını biliyoruz.

Kombinasyon Tedavileri

Ağrılar söz konusu olduğunda en iyi sonuç, tıbbi, ta­mamlayıcı ve psikolojik tedavilerin bir arada kullanılma­sıyla elde edilir. Farklı tedavi yöntemlerinin bir araya gel­mesi hem beden hem de zihin üzerinde iyileştirici etki gös­terir. Kimi zaman en korkunç migrenlerden mustarip kişi­ler bile, oldukça kolay bir biçimde “iyileştirilebilir.” Dokto­runuz, ağrılarınızın nedenlerini tespit etmek üzere sizinle beraber çalışırken, tamamlayıcı kaynaklardan yardım ara­manız ve bir psikologla görüşmeniz gerekli hale gelebilir. Ağrılarınızın nedenlerini anlamak ne kadar güç olursa, farklı tedavilerin bileşimine ihtiyaç duyma olasılığınız o derece artar. Ancak unutmayın ki, tedavide sosyal destek görebilmek de yadsınamayacak kadar önemlidir. Sizinle il­gilenip yardımcı olacak bir aileniz ve arkadaşlarınız varsa, bu şansınızı kullanmaya bakın. Böylesi bir destekten mahrumsanız, bulunduğunuz bölgede -varsa- baş ağrıları ve migrenle ilgili destek gruplarına katılabilirsiniz. Bu tür gruplar sayesinde elde edebileceğiniz bilgi ve yardımı kü­çümsemeyin. Sırf yalnız olmadığını bilmek bile, birçok in­sanın kendini daha iyi hissetmesini sağlar.

Plasebo Etkileri Hakkında Bir Not

Bedenin işleyişi üzerinde etkisi olmayan, ancak psiko­lojik yollarla hastalıkların belirtilerini hafifletebilen madde ya da terapilere plasebo denir. Çoğu kitapta plasebo etkile­rinin tamamlayıcı tedaviler arasında sayıldığını görürsü­nüz, bunun iki nedeni vardır: Birincisi, bu tedavi yöntem­lerinden bazıları gerçek anlamda iyileştirici olabilmek için fazla fantastik görünür ve sahiden de birer para tuzağıdır. Bununla birlikte, bazı doktorlar da tamamlayıcı tedavilere karşı fazla olumsuz bir tutuma sahiptir. Giderek artan sa­yıda araştırma, bunun haksız olabileceğini, kimi durumlar­da bu türden tedavilerin son derece gerçek etkilerinin ola­bileceğini gösterir.

Ancak ister tıbbi, ister psikolojik, isterse tamamlayıcı olsun, bütün tedavi uygulamaları bir plasebo etkisi ile iliş­kili olabilir. Her şeyden önce, size bakacak veya sizinle il­gilenecek birilerinin olması kendinizi daha iyi hissetmeniizi sağlar. Bu nedenle, doktorla görüşmenizin de, bir refleksologla veya bitkisel tedavi uzmanıyla görüşmeniz kadar plasebo etkisine yol açması muhtemeldir. Yine de önemli olan, plasebo etkisinin miktarıdır. Bazı tedaviler bütünüy­le plasebo gibi görünürken, tıbbi tedavinin yol açacağı pla­sebo etkisi nadiren dikkate alınır.

Özet

  • Elbette tamamlayıcı tedavileri deneyin, ancak önce­ sinde mutlaka bu konuda doktorunuzla görüşün.
  • Seçtiğiniz tedavi yönteminin doğru ve uygun olup ol­madığını iyice araştırın. Tamamlayıcı tedavi uygula­yan herkes, profesyonel ve dürüst değildir. Ayrıca bu türden uygulamalarda bulunan birçok kişi, yetkili ku­rumların denetiminde değildir.
  • Psikolojik yardım almak, hayatınızın kalitesini büyük öl­çüde yükseltebilir. Uygun insanlardan yardım istemek konusunda herhangi bir utanç, kaygı ya da korku duymayın.