Baş Ağrısı ve Migren Kimlerde Görülür?

1

Bu bölümde, kimlerin hangi türden baş ağ­rısı çekmesinin muhtemel olduğu ve kimle­rin migrenli olma ihtimalinin yüksek olduğu ana hatlarıyla belirlenmeye çalışılmıştır.

Basit bir ifadeyle başlarsak; yaşı, tıbbi geçmişi vs. ne olursa olsun herkes baş ağrısı ve migrenden şikâyetçi ola­bilir. Ancak, böyle genel bir ifade yeterince açıklayıcı de­ğildir. Kişinin genel sağlık durumunun çeşitli ihtimallere yol açtığı unutulmamalıdır. Sağlıkla ilgili mevzularda, ge­nel kuralların yanı sıra istisnai durumların da görülebilece­ği unutulmamalıdır. Başka bir deyişle, hastalıkların çeşitli belirtileri ve bunları göstermeye meyilli insanlar vardır; fa­kat burada söz konusu olan sadece “temayül”dür ve bütün kuralların istisnası vardır. Örneğin, erkekseniz, çoğunluk­la kadınların yakalandığı bir hastalığın sizin başınıza gel­meyeceğini düşünmeyin. Şüphesiz, bunun yegâne istisna­sı, kadınların üreme sistemi ile ilgili olan hastalıklardır!

Ünlü Migrenliler

Birçok sağlık sorununun, çağımıza ait olduğunu düşü­nürüz bazen. Doktorların bu hastalıklara isim vermesinden ya da gerçek nedenleri konusunda herhangi bir fikir sahi­bi olmasından çok önce de, birçok insanın baş ağrısı ve migrenden mustarip olduğunu unuturuz. Oysa bazı tarihi kişilikler de dâhil olmak üzere, geçmişte de baş ağrısı ve migrenle yaşayan çok sayıda insan vardır. Bunların ara­sında Napoleon Bonaparte ve Julius Caesar da bulunur. Her ikisi de tarihe mal olan kişiler olarak, sağlık sorunları­na rağmen, geride unutulmayan birer isim bırakabilmişlerdir. Herhalde bu örnekler, baş ağrılarının hayatımıza ege­men olmasının gerekmediğini gösterir.

Migrenli olduğu iddia edilen tarihi kişiliklerden biri de, Hildegard von Bingen adındaki rahibedir. Yaklaşık 800 yıl önce ölen Bingen, dini müzik besteciliği dâhil olmak üze­re, birçok özelliğinden dolayı tanınan bir kişidir. Bingen, hayatı boyunca, “meleklerin ziyaretleri” veya başka “me­tafizik” olaylar şeklinde yorumlanan “vizyonlar” görmüş­tür. Bu yorumun yanlış olduğunu iddia etmek bize düşmez ama, günümüzde bu vizyonların migrenlilerde görülen, ör­neğin titreşerek parıldayan aura gibi görsel bozukluklara denk düştüğü savunulmaktadır. Bingen’in gördüğü “viz­yonlar”, bugün (yalnızca migrenlilerin değil, birçok başka kişinin de arada sırada gördüğü) fosfen olarak yorumlana­bilecek yıldız sağanakları olabilir. Çağımızda yaşayan bir doktor için, Bingen’in vizyonları ve migren belirtileri ara­sındaki paralellik şaşırtıcıdır. Hildegard von Bingen hak­kında daha fazla bilgi edinmek için Oliver Sacks’ın Migren adlı kitabını okuyabilirsiniz.

Erkekler ve Kadınlar

Migren daha çok kadınlarda görülmektedir, kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla üç kat daha fazladır. Bu oranı arttıran etkenlerden biri, bazı kadınların regl dönem­lerinde yaşadıkları (menstrüel) migrendir. Bu, iki biçimde olabilir: Gerçek âdet migreni ve âdetle ilişkili olan migren. Gerçek âdet migrenine hormonal değişikliklerin sebep ol­duğu düşünülür ve tedavisi gebeliği önleyici haplara ben­zer ilaçlarla gerçekleştirilir. Bu tür bir migren, kadınların yaklaşık %10’unu etkiler ve âdet döneminin ilk günü, ar-tı-eksi iki gün içinde yaşanır. Yani, âdet döneminin baş­langıcından iki gün önce ortaya çıkabileceği gibi, başlan­gıçtan itibaren üç gün içinde de görülebilir. (Tabii, âdet dö­nemleri düzensiz olan bir kadın için bunu belirlemek daha güç olabilir.) Gerçek âdet migrenleri çoğunlukla aurasızdır.

Ancak âdet dönemiyle ilişkili migren, gerçek âdet mig­reninden daha yaygın oranda görülür (Kadınların 2/3’ü adet dönemlerinin migreni şiddetlendirdiğini iddia eder) ve bu dönem içinde herhangi bir zamanda meydana gele­bilir. Fakat bu çoğu kez, ovülasyon (yumurtlama) gibi dönemin içindeki belirli bir zamanda olur. Migren, regl öncesi sendromunun önemli ve temel bir parçası olabilir ve stres gibi psikolojik etkenler tarafından tetiklenebilir. Bazı kadınların regl dönemleri çok stresli geçer; Ağrıları olabilir, kendilerini “kirli” gibi algılayabilirler, hasta gibi hissedebilirler; ya da âdet dönemlerini düzensiz hale geti­ren başka sorunlar yaşabilirler.

Migrende stresin tetikleyici etkisinin olduğunu biliyoruz, dolayısıyla âdetle ilişkili stresin, âdetle ilişkili migrene neden olacağını varsaymak mantıksız olmayacaktır. Gerilim tipi baş ağrıları da çoğu kez regl dönemiyle ilişkilendirilir. Ayrıca ba­zı kadınların âdet döneminde migrenlerinin hafiflediğini söy­lemeleri, meseleyi daha da karmaşık hale getirmektedir!

Araştırmaların Özeti

Holm. Bury ve Suda (1996), kadınlarda âdet görme, migren ve stres arasındaki ilişkiyle ilgileniyorlardı. 12 migrenli kadın seçip, bunları migreni olmayan 12 kadın ile bir araya getirdiler. Bu şekilde, âdet döneminin stres üzerindeki normal etkileri ile migrenle iliş­kili olabilecek herhangi bir etkiyi karşılaştırabileceklerdi. Migrene yatkın kadınlara, stres ve stresle baş etme yöntemleri ile ilgili anketler verildi ve onlardan bir ay boyunca baş ağrılarının kaydını tutmaları is­tendi. Ortaya çıkan sonuçlara göre, migreni olan kadınlar, âdet döneminin belli noktalarında stresle başa çıkmakta daha fazla zorlanıyorlardı, Yani, stresle başa çıkma stratejileri, kontrol grubundakiler kadar iyi değildi ve bu zamanlarda baş ağrıları şid­detleniyordu. Stresle migren arasındaki ilişki, regl dönemine bağlı olarak değişiyordu. Araştırmacıların söylediğine göre, bütün bu unsurlar birbiriyle etkile­şim içindeydi; bundan dolayı âdet dönemindeki ka­dınlar daha fazla stres yaşıyor, dolayısıyla daha faz­la migren ağrısı çekiyorlardı. Psikolojik başa çıkma yöntemleri de, regl döneminde zayıflıyordu.

Öyle görünüyor ki, kadınlarda migreni anlayabilmek için regl dönemlerinin seyri hakkında da bilgi sahibi olmalıyız. Yine de bu incelemenin, yalnızca bir aylık dönemi kapsayan menstrüel faaliyeti kaydettiğini ve oldukça az sayıda kadınla gerçekleştirildiği unut­mamalıyız. Elde edilen bulgularının nüfusun tama­mını temsil edebilmesi için, bu türden araştırmaların çok sayıda kişi üzerinde yapılması gerekmektedir.

Kadınların bir bölümü, hormonal faaliyetin arttığı bir diğer dönem olan hamilelik sırasında baş ağrısı ya da mig­renlerinin hafiflediğini söylerken; diğer bir bölümü de, şid­detlendiğini iddia eder. Bu da gösteriyor ki, migreni sade­ce bedende olup biten olaylarla açıklayamayız. Zira hami­lelik süresince bütün kadınlar, en azından kimyasal ve fi­ziksel değişiklikler bakımından aşağı yukarı aynı şeyleri yaşar. Oysa insanların bedenleri ve zihinleri aynı olaylara farklı tepkiler verebilir. Bir kişide migrene yol açan bir et­ken, başka birinin migrenini engelleyebilir.

Hamilelik döneminin migren üzerindeki etkisine geri dönersek; migren, özellikle de auralı migren, ilk olarak ha­milelik sırasında ortaya çıkabilir. Bunun, menstrüel migre­ni olan kadınların başına gelme ihtimali daha kuvvetlidir.

“Gerilim tipi” baş ağrılarından, erkekler de kadınlar da şikâyetçidir. Hemen hemen herkes, hayatında en az bir kere gerilim tipi baş ağrısı çeker. Çoğu insan bunu yılda birkaç kere yaşar. Çok daha sık yaşansa bile, normal sınır­larda görülebilen bir durumdur. Gerilim tipi ağrılar, tıpkı migrende olduğu gibi kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülse de, iki cins arasında o derece çarpıcı bir fark yok­tur. Kadınların yaklaşık %90’ı, erkeklerin de %70’i gerilim tipi baş ağrısı çeker. Birçok insan için, bu ağrılar hayatın doğal bir parçasıdır; aspirin ya da başka bir ağrı kesici alarak bir dahaki sefere kadar ağrısız günler geçirmek müm­kündür. Bazı insanlar için ise, bu, ömür boyu süren bir problem olabilir.

“Küme baş ağrıları” çoğunlukla erkeklerde görülen bir rahatsızlıktır (yaklaşık %85 oranında erkeklerde görülür). Bu durum, “küme baş ağrısı”nı teşhis etme konusunda ka­rışıklığa yol açabilir. Doktorlar, bu baş ağrısını başka şey­lerle karıştırabilirler. Küme baş ağrısından mustarip bir ka­dınsanız, doktorunuzun sorunu hemen tespit edip doğru teşhisi koyması daha güç olabilir.

Cinsellikle ile ilgili baş ağrıları ise, genel kanının aksine kadınlardan çok erkeklerde görülür. Genellikle kadınların başları ağrıdığı için eşleriyle birlikte olmaktan kaçındıkları düşünülür. Cinsel ayrımcılığın hüküm sürdüğü dünyamız­da, baş ağrısı kadınların sığındığı bir mazeret olarak algı­lanır. Oysa cinsellikle ilgili baş ağrılarının pek çoğunun ne­deni, bizzat cinsel ilişkinin kendisidir ve bu durum kadın­lara oranla erkeklerde çok daha sık görülür (dörde bir ora­nında). Söz konusu baş ağrıları, çoğunlukla cinsel etkinli­ğin başlangıcında veya orgazm sırasında oluşur. Cinsel uyarılmanın doğası düşünülünce, kanın damarlardan pompalanmaya başlamasıyla baş ağrısı oluşma ihtimalinin artması şaşırtıcı değildir. Doktorunuza cinsel kaynaklı baş ağrılarınızı anlatmaktan çekinmeyin. Çünkü doktorun ya­şadığınız durumu tam anlamıyla bilmeden size yardımcı olması ya da tavsiyede bulunması zordur. Doktorunuza anlatacaklarınız, sizin için ne kadar özel veya mahcup edi­ci şeyler olursa olsun, emin olun ki bu durumu yaşayan ilk kişi siz değilsiniz.

Çocukluk Döneminde Başlayan Ağrılar

Pahalı tarama teknikleri kullanılmadıkça, bebeklerin baş ağrılarını teşhis etmek hemen hemen imkânsızdır. Çok fazla ağlayan bir bebek, bitmek bilmeyen baş ağrıları çeki­yor olabilir fakat çoğunlukla bunu anlamamız mümkün değildir. Ancak çocuklarımız ağrılarının kaynağını göstere­cek kadar büyüdükleri zaman, meseleyi gerektiği gibi araştırmaya başlayabiliriz. Oysa migren, küçük çocuklarda en sık görülen baş ağrısı türüdür ve kız ve erkek çocukla­rı bundan eşit derecede etkilenir. Baş ağrılarında cinsiyet farklılığının etkisi, ancak ergenlikten sonra tam anlamıyla kendini göstermeye başlar.

Migren ağrısı çocuklarda da ortaya çıksa da, çocukluk­ta görülen baş ağrılarının büyük çoğunluğu zararsızdır. Dolayısıyla çocuğunuzun başı ağrıdığında aşırt derecede endişelenmenize gerek yoktur. Yine de her ihtimale karşı doktorunuza danışmanız ve sağlıkla ilgili şikâyetleri oldu­ğunda çocuklarınızı etraflıca muayene ettirmeniz en doğ­rusu olacaktır.

Herhangi bir türden baş ağrısına karşı hassas olan ço­cuklar, genellikle uyku bozukluğu da yaşıyor olurlar. Çünkü duydukları ağrı, geceleri rahat uyuyamamalarına neden olur; o zaman da gün boyu kendilerini yorgun his­sederler. Bu türden belirtiler, çocuğunuzun sağlık soru­nunun sorumlusunun baş ağrısı olduğu yönünde bir işa­ret olabilir.

Tıpkı yetişkinler gibi çocukların da baş ağrısı çekmesi­nin birçok sebebi vardır. Ancak, özellikle çocuklarda baş ağrısını tetikleyen başka nedenler de bulunur. Bunlardan biri, ergenlikte yaşanan hormonal değişikliklerdir. Ayrıca çocuklar, yiyeceklerdeki renklendirici ve koruyucu katkı maddelerine karşı daha hassastır. Fakat baş ağrılarının, çocukların hayatında gerçekten daha önemli bir yer tutan ve genellikle fazla üzerinde durulmayan nedeni, her gün ekran karşısında geçirdikleri zamandır. Saatler boyunca bilgisayar oynamak ya da televizyon seyretmek, baş ağrı­sını ciddi manada tetikler.

Göz yorgunluğu ve ekran karşısında kambur durmanın vücutta yarattığı gerilme ve zorlanmalar doğrudan baş ağ­rısına yol açabilir. Çocukların okulda da bilgisayar kullan­dıkları ve günün büyük bir bölümünü, kambur bir oturma vaziyetinde okuyarak ve yazarak geçirdikleri gerçeğini de buna ekleyin; baş ağrısının oluşması için neredeyse en el­verişli şartlar bir araya gelmiş demektir. Çocuklar genellik­le görme problemi yaşadıklarını fark etmezler, dolayısıyla düzenli aralıklarla bir göz doktorunun muayenesinden geçmelerinde fayda vardır.

Çocuklarda baş ağrılarının seyrek görüldüğü söylene­mez. Üstelik migren çok tuhaf bir şekilde de ortaya çıkabi­lir; abdominal (karınsal) migren. Bu, baş yerine karın böl­gesinde yaşanan bir ağrıdır ve bazen çocuk her iki bölge­de de ağrı hisseder. Abdominal migren, erişkinlerde çok daha seyrek görülür.

Anne babalar, karnının ve başının ağrıdığını iddia eden çocuklarının şikâyetlerine fazlaca ihtiyatlı yaklaşıyor ola­bilirler, çünkü bunun okula gitmemek için kullanılan bir mazeret olduğunu düşünebilirler. Çocuğunuzun içinde bu­lunduğu durumlara karşı duyarlı olun ve gerçekten baş ağ­rısı çektiği zamanlarla numara yaptığı durumları ayırt et­meye gayret gösterin.

YARARLI NOTLAR

Eğer çocuğunuz yalnızca okul günlerinde başının ağrıdığını söylüyorsa; hafta sonlarında veya tatiller­de başı hiç ağrımıyorsa büyük ihtimalle başka bir şey söz konusudur, Çocuğunuzun davranışlarını in­celeyin ve okulla ilgili bir problemi olduğunu düşü­nürseniz, öğretmeniyle okulda neler olup bittiği hakkında konuşun.

Not : Migren ağrısı çocuklarda, başta olduğu gibi karın bölgesinde de hissedilebilir.

Ellili yaşlara gelindiğinde, genellikle hem migrenlerde hem de küme ve gerilim tipi baş ağrılarında bir azalma görülür. Fakat maalesef, başka nedenlere dayalı baş ağ­rıları daha sık görülmeye başlar. Yaşlandıkça örneğin kardiyovasküler (kalp ve damarla ilgili) hastalıklara ve şeker hastalığına yakalanma ihtimalimiz artar, bunlar da baş ağrısı ile ilişkilidir. O ya da bu türden baş ağrılarının,, bizi hayatımız boyunca etkilediği üzücü bir gerçektir, de­ğişen yalnızca baş ağrısının, türüdür. Bir de yaşlandıkça eklem yerlerimizde kireçlenmeler oluşmaya başlar. Özel­likle boyun kemiklerinde görülen kireçlenmeler, baş ağrı­sına neden olabilir.

İleri yaşlardaki insanların karşılaştığı özel bir sorun da, dev hücreli arterit (atardamar iltihabı) olarak da bili­nen temporal arterittir. Arterit, kadınları erkeklerden da­ha fazla etkiler ve genellikle 50 yaşından sonra başla­makla beraber özellikle yetmişli yaşlarda daha çok görü­lür. Başın etrafındaki atardamarların iltihaplanmasıyla il­gili bir durumdur.

YARARLI NOTLAR

Eğer 50 yaşının üzerindeyseniz ve şakak bölgeleri­nizde özellikle geceleri ve soğuk havalarda şiddet­lenen bir baş ağrısı hissediyorsanız, doktorunuzla görüşüp bu belirtileri ona bildirin. Sorununuzun tem­poral arterit olup olmadığını anlamak için, muaye­ne olmanızda fayda vardır.

Sağlık Karneniz ve Baş Ağrıları

Baş ağrısı şikayetiyle başvurduğunuz doktor, öncelikle sağlık karnenize bakarak ağrının nedenini bulmaya çalışa­caktır. Bunu yapmazsa önemli bilgileri kaçırabilir. Örne­ğin, şeker hastalığı veya yüksek tansiyon gibi baş ağrısına yol açan sağlık problemleriniz varsa, durumu aydınlat­mak daha kolay olacaktır. Tabii, yıllar boyunca birçok sağ­lık sorunundan mustarip olduysanız sağlık siciliniz şişkin olacaktır. Öyle hastalar vardır ki, sağlık kayıtlan yüzlerce sayfa tutar. Böyle bir durumda, doktorunuz bazı önemli bilgileri gözden kaçırabilir. Onun için bir miktar öz inceleme yapmanız yararlıdır. Kimse geçmişte yaşadığınız sağlık sorunlarını sizden daha iyi bilemez. Halihazırda yaşadığı­nız ve geçmişte yaşamış olduğunuz sağlık sorunları üzeri­ne düşünmeye ve baş ağrıları-hakkında okumaya zaman ayırın. Doktorunuz şikâyetinizi izah edemiyorsa, kendi in­celemenizin ortaya çıkardığı herhangi bir şeye işaret ede­bilirsiniz. Bu, doktorun işine karışmak değil, sorunu çöz­mek için ona yardımcı olmak anlamına gelir. Doktorun her şeyi bilen bir uzman, hastanınsa her şeyden bihaber bir ki­şi olarak algılandığı günlerden beri çok ilerleme kaydettik. Çağdaş sağlık hizmeti modellerinin çoğu, teşhis ve tedavi­nin, sağlık hizmeti uzmanı ile hasta arasındaki görüşme ve işbirliğinin bir parçası olduğunu kabul eder. Arabanız bo­zulursa, tamircinin bir bakışta ne olduğunu anlamasını beklemek yerine, ona neler olduğunu anlatırsınız. Aynı şe­kilde, doktorunuzla görüştüğünüzde de ona size yardım etmesi için gerekli olan bilgileri sunun.

YARARLI NOTLAR

Küçükken boynunuzda veya omurganızda bir hasar ya da zedelenme meydana gelmiş olabilir. Bu, yıllar önce iyileşmiş bir durum olsa bile, şu anda yaşadığı­nız baş ağrısına yol açıyor olabilir.

Araştırma Özeti: Özyeterlilik

Psikologlar özyeterlilik denilen kavramı bir hayli önemserler. Bu, temel olarak, insanın bir şeyler ya­pabilmek için kendine duyduğu inançla ilgilidir. Özyeterliliği yüksek olan insanlar kendilerine güvenirler. Özyeterliliği düşük olanlar ise, genellikle gerekli yete­nek ve becerilerden yoksun oldukları düşüncesiyle, içinde bulundukları durumu değiştiremeyeceklerine inanırlar. Özyeterlilik konusunda insanlar arasında büyük farklılıklar vardır. Özyeterlilik ile sağlıklı bir hayat arasında bir takım ilişkiler saptanmıştır.

Marlowe (1998) özyeterliliğin, insanın stresle başa çıkma yeteneğini etkileyebileceği, bununda baş ağrılarına yansıyabileceği teorisi üzerinde çalıştı. Yaşları 17 ile 65 arasında değişen baş ağrısı mağduru 120 kişi ile röportaj yaptı. Ayrıca bu kişiler, 28 gün boyunca hayatlarındaki stresli olayları ve baş ağrılarını kaydettiler. Gönüllülerin 114’ ünde (%95) stresli olaylarla baş ağrısı arasında belirgin bir ilişki vardı. Yaşadıkları olaylar ne kadar stres vericiyse, baş ağrılarıda o derece artıyordu. İlginç olan ise. bunun özyeterlilikle etkileşimiydi. Özyeterliliği yüksek olan birey­lerde, stresli olaylarla baş ağrısı arasındaki ilişki son derece zayıftı. Buna karşılık, özyeterliliği düşük birey­lerde stresle baş ağrısı arasında güçlü bir ilişki görü­lüyordu. Bu da gösteriyor ki, insanlar kendilerine gü­venirlerse, stresli durumlarda ortaya çıkan baş ağrı­sını engelleyebilirler. Bu güvenden yoksun olanlarda ise, stresin egemenliği eline alıp baş ağrılarının yolu­nu açması kaçınılmazdır. Bu önemlidir, çünkü özyeterlilik değiştirilebilen bir şeydir. Bireyler, uzman des­teği ile stresle başa çıkma yollarını öğrenip kendile­rine güvenlerini arttırabilirlerse, hayatlarındaki stresli olaylarla baş ağrısının başlangıcı arasındaki zinciri kırma konusunda da yol almış olacaklardır. Stresten tamamen kurtulmak mümkün değildir, çünkü bu hepimizin hayatının kaçınılmaz bir parçasıdır. Fakat stres karşısında gösterdiğimiz tepkiler ve kendi hakkı­mızdaki düşünce ve inançlarımız üzerinde çalışma­mız mümkündür,.

Meslek

Çok stresli bir işiniz varsa, sık sık gerilim tipi baş ağrısı çekmeniz veya migren atağı yaşamanız kuvvetle muhte­meldir. Stresle, baş ağrısı türlerinin çoğu arasında belirgin bir ilişki vardır, dolayısıyla iş yaşamınız baş ağrılarınıza da başka sağlık sorunlarınıza da yol açıyor olabilir. Muhteme­len, işinizi değiştirmeniz pek mümkün değildir. İşyerinizde nahoş olayların meydana gelmesini engelleyebilmek ya da iş yükünüzü hafifletmek de sizin elinizde değildir. Bu du­rumda, değiştirebileceğiniz tek şey kalır geriye; işe karşı tutumunuz…

Stres, algılamayla ilgili bir durumdur. Eğer siz “stres” algılamasına sahip değilseniz; o zaman ortada stres yok­tur, insanların, size stresten kurtulmanızı önermeleri tek başına bir anlam ifade etmez. Stresle gerçekten başa çıka­bilmenizi sağlayacak olan yine sizsiniz. Size öncelikle ra­hatlayıp gevşemek için kendinize zaman ayırmanızı tavsi­ye ederim. Sağlığınızın ciddi biçimde tehlike altında oldu­ğu durumlarda, bir psikolog, stresi yeniden tanımlama ko­nusunda size yardımcı olabilir.

Başa ağrıları ve iş yaşamı arasındaki ilişkinin şöyle bir boyutu da vardır: İşi gereği zehirli maddelerle haşır neşir olan insanlar, özellikle de bu maddelerle temas kaçınılmazsa, baş ağrılarına daha açık hale gelirler. Her ne kadar sağlık ve güvenlikle ilgili kuruluşlar, zaman zaman çalı­şanların bu türden maddelere maruz kalma durumunu iz­leyip denetleseler de, bazı iş kazalarının meydana gelebi­leceği ve geldiği hepimizin malumudur. Bazen de insanlar yetkililer tarafından hazırlanmış yönergelere uymak yeri­ne, bunlara kayıtsız kalmayı tercih ederler. Teorik olarak, zararlı maddelere herhangi bir şekilde maruz kalındığında baş ağrıları tetiklenebilir (örneğin çoğu kimse, evindeki bir odayı boyadıktan sonra baş ağrısı çeker), hatta deri yoluy­la alınan kurşun bile baş ağrısına yol açabilir. Bu nedenle, sürekli baş ağrılarından yakınıyorsanız, doktorunuzla işi­niz hakkında konuşun. Hatta -varsa- bu durumu işyeri­nizdeki insan kaynaklan sorumlusu ile de paylaşın.

Not : Çalıştığı ortamda zehirli maddelerin etkisinde kalan kişilerde baş ağrıları görülebilir.

Kalıtım

Doğal olarak birçok insan, baş ağrıları ve migrenin ge­netik yolla geçip geçmediğini merak eder. Bunun cevabı; hem evet hem de hayırdır. Baş ağrısında kalıtımın etkili ol­duğuna dair bazı kanıtlar vardır, ancak baş ağrısıyla soya-çekim arasında kusursuz bir ilişki olduğunu söylemek mümkün değildir. Ailenizin geçmişinde migren hastasının bulunmaması, sizde migren görülmeyeceği anlamına gel­mez; bu olasılığın daha az olduğu anlamına gelir. Eğer hem anneniz hem de babanızda migren varsa, halihazırda böyle bir sıkıntınız olmasa bile er geç sizin de migrenden mustarip olmanız kuvvetli bir ihtimaldir. Bu, birkaç nede­ne bağlı olabilir: Migreniniz alerjik türdense, anne baba­nızdan birinin ya da ikisinin birden alerjik reaksiyon gös­terdiği şeyle ilgili geni miras almış olabilirsiniz. Fakat ço­ğunlukla neyin genetik miras olarak geldiğini, neyin yetiş­tirilme .sonucu oluştuğunu anlamak kolay değildir. Uz­manlar yıllarca kalıtım-çevre ilişkisini tartışıp durdular.

Genetik mirasımız ne olursa olsun, bazen anne baba­mızdan birtakım şeyler öğreniriz. Bütün baş ağrısı tipleriy­le fazlasıyla bağlantılı olan stresten uzak durmamız müm­kün değildir; çünkü dünya bizi strese sokabilecek şeylerle doludur. Bazı insanlar stresle gayet iyi başa çıkarlar, haya­tın getirdiği problemler onlara adeta vız gelir. Bazı insan­larsa, bu başa çıkma becerilerine sahip değildirler ve yaşa­dıklarından fazlaca etkilenirler. Bizler kendi başa çıkma becerilerimizi, bunun için özel olarak uğraşmasak da, ço­cuklarımıza Öğretiriz. Çocuklar belli başlı davranış biçimle­rini bizden öğrenir ve bize benzemeye çalışırlar. Bizim strese olumsuz bir şekilde tepki verdiğimizi görürlerse bu­nu da öğrenebilirler. Çocuklar anne babalarının kötü alış­kanlıklarını da edinebildikleri için, anne babanın yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları daha fazla strese ve dolayısıyla daha fazla baş ağrısına yol açıyorsa, büyüdüklerinde çocuklarda da benzer davranış kalıplarının gözlem­lenmesi oldukça muhtemeldir.

Irk ve Kültür

Elimizde, farklı “ırklardan” insanların farklı türden baş ağrıları çektiğine dair geçerli bir kanıt bulunmasa da, kül­türlerine bağlı olarak insanlar arasında farklılıklar olabilir. Stresle başa çıkma yöntemleri, yaşanan stresin türü ve hepsinden daha bariz olarak yeme alışkanlıkları, kültürden kültüre farklılık gösterir. Basit bir örnek vermek gerekirse, Çin yemeğinde yüksek oranlarda monosodyum glutamat (MSG) bulunabilir ki, bu baş ağrısına yol açtığı iddia edi­len bir kimyasal maddedir. Etnik köken itibariyle Çinli ol­sanız da olmasanız da, fazla miktarda Çin yemeği yemek daha sık baş ağrısı çekmenize neden olabilir.

Halihazırda, baş ağrıları hakkında kültürler arası pek az inceleme yapılmış ve yayınlanmıştır. Dolayısıyla bu konu­da insanlar arasındaki farklılıklar hakkında en fazla tah­min yürütebiliriz. Geçerli gibi görünen bir sonuç ise, çok yüzeysel olmakla birlikte, farklı ırk gruplan içinde baş ağ­rısı görülme sıklığı ile ilgilidir. Basitçe söylemek gerekirse,beyaz ırka mensup insanlar daha fazla baş ağrısı çekerler. Siyah ırka veya san ırka mensup insanlarda daha az baş ağrısı görülür. Buna neyin yol açtığını bilmiyoruz ama ağ­anın ortaya çıkma sıklığı açısından böyle bir farklılık göz­lemlenmiştir.

Özet

  • Migren, kadınları erkeklerden daha fazla etkiler.
  • Bazı kadınlarda âdet dönemi, migreni tetikler; buna karşılık kimilerinde de ağrının dinmesine neden olabilir.
  • Gerilim tipi baş ağrıları, hem kadınlarda hem de er­keklerde görülür, Fakat migren gibi, bu tip ağrı da, ka­dınlarda erkeklerden daha yaygın olarak ortaya çı­kar. Ancak iki cins arasındaki fark, migrende olduğu kadar belirgin değildir.
  • Küme baş ağrılarına çoğunlukla erkekler maruz kalır.
  • Baş ağrıları bütün yaşam boyunca sürebilirse de, ne­denleri değişebilir.
  • Yoğun ve stresli işlerde çalışmak baş ağrısının ortaya çıkması için önemli bir etkendir.
  • Migrenin kalıtım yoluyla aktarıldığında dair bazı gene­tik kanıtlar mevcuttur, fakat bu güçlü bir bağ değildir.