Baş Ağrısı ve Migren Kimlerde Görülür
Posted on 09. Mar, 2009 by admin in BAŞ AĞRILARI VE MİGREN
Bu bölümde, kimlerin hangi türden baş ağrısı çekmesinin muhtemel olduğu ve kimlerin migrenli olma ihtimalinin yüksek olduğu ana hatlarıyla belirlenmeye çalışılmıştır.
Basit bir ifadeyle başlarsak; yaşı, tıbbi geçmişi vs. ne olursa olsun herkes baş ağrısı ve migrenden şikâyetçi olabilir. Ancak, böyle genel bir ifade yeterince açıklayıcı değildir. Kişinin genel sağlık durumunun çeşitli ihtimallere yol açtığı unutulmamalıdır. Sağlıkla ilgili mevzularda, genel kuralların yanı sıra istisnai durumların da görülebileceği unutulmamalıdır. Başka bir deyişle, hastalıkların çeşitli belirtileri ve bunları göstermeye meyilli insanlar vardır; fakat burada söz konusu olan sadece “temayül”dür ve bütün kuralların istisnası vardır. Örneğin, erkekseniz, çoğunlukla kadınların yakalandığı bir hastalığın sizin başınıza gelmeyeceğini düşünmeyin. Şüphesiz, bunun yegâne istisnası, kadınların üreme sistemi ile ilgili olan hastalıklardır!
Ünlü Migrenliler
Birçok sağlık sorununun, çağımıza ait olduğunu düşünürüz bazen. Doktorların bu hastalıklara isim vermesinden ya da gerçek nedenleri konusunda herhangi bir fikir sahibi olmasından çok önce de, birçok insanın baş ağrısı ve migrenden mustarip olduğunu unuturuz. Oysa bazı tarihi kişilikler de dâhil olmak üzere, geçmişte de baş ağrısı ve migrenle yaşayan çok sayıda insan vardır. Bunların arasında Napoleon Bonaparte ve Julius Caesar da bulunur. Her ikisi de tarihe mal olan kişiler olarak, sağlık sorunlarına rağmen, geride unutulmayan birer isim bırakabilmişlerdir. Herhalde bu örnekler, baş ağrılarının hayatımıza egemen olmasının gerekmediğini gösterir.
Migrenli olduğu iddia edilen tarihi kişiliklerden biri de, Hildegard von Bingen adındaki rahibedir. Yaklaşık 800 yıl önce ölen Bingen, dini müzik besteciliği dâhil olmak üzere, birçok özelliğinden dolayı tanınan bir kişidir. Bingen, hayatı boyunca, “meleklerin ziyaretleri” veya başka “metafizik” olaylar şeklinde yorumlanan “vizyonlar” görmüştür. Bu yorumun yanlış olduğunu iddia etmek bize düşmez ama, günümüzde bu vizyonların migrenlilerde görülen, örneğin titreşerek parıldayan aura gibi görsel bozukluklara denk düştüğü savunulmaktadır. Bingen’in gördüğü “vizyonlar”, bugün (yalnızca migrenlilerin değil, birçok başka kişinin de arada sırada gördüğü) fosfen olarak yorumlanabilecek yıldız sağanakları olabilir. Çağımızda yaşayan bir doktor için, Bingen’in vizyonları ve migren belirtileri arasındaki paralellik şaşırtıcıdır. Hildegard von Bingen hakkında daha fazla bilgi edinmek için Oliver Sacks’ın Migren adlı kitabını okuyabilirsiniz.
Erkekler ve Kadınlar
Migren daha çok kadınlarda görülmektedir, kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla üç kat daha fazladır. Bu oranı arttıran etkenlerden biri, bazı kadınların regl dönemlerinde yaşadıkları (menstrüel) migrendir. Bu, iki biçimde olabilir: Gerçek âdet migreni ve âdetle ilişkili olan migren. Gerçek âdet migrenine hormonal değişikliklerin sebep olduğu düşünülür ve tedavisi gebeliği önleyici haplara benzer ilaçlarla gerçekleştirilir. Bu tür bir migren, kadınların yaklaşık %10′unu etkiler ve âdet döneminin ilk günü, ar-tı-eksi iki gün içinde yaşanır. Yani, âdet döneminin başlangıcından iki gün önce ortaya çıkabileceği gibi, başlangıçtan itibaren üç gün içinde de görülebilir. (Tabii, âdet dönemleri düzensiz olan bir kadın için bunu belirlemek daha güç olabilir.) Gerçek âdet migrenleri çoğunlukla aurasızdır.
Ancak âdet dönemiyle ilişkili migren, gerçek âdet migreninden daha yaygın oranda görülür (Kadınların 2/3′ü adet dönemlerinin migreni şiddetlendirdiğini iddia eder) ve bu dönem içinde herhangi bir zamanda meydana gelebilir. Fakat bu çoğu kez, ovülasyon (yumurtlama) gibi dönemin içindeki belirli bir zamanda olur. Migren, regl öncesi sendromunun önemli ve temel bir parçası olabilir ve stres gibi psikolojik etkenler tarafından tetiklenebilir. Bazı kadınların regl dönemleri çok stresli geçer; Ağrıları olabilir, kendilerini “kirli” gibi algılayabilirler, hasta gibi hissedebilirler; ya da âdet dönemlerini düzensiz hale getiren başka sorunlar yaşabilirler.
Migrende stresin tetikleyici etkisinin olduğunu biliyoruz, dolayısıyla âdetle ilişkili stresin, âdetle ilişkili migrene neden olacağını varsaymak mantıksız olmayacaktır. Gerilim tipi baş ağrıları da çoğu kez regl dönemiyle ilişkilendirilir. Ayrıca bazı kadınların âdet döneminde migrenlerinin hafiflediğini söylemeleri, meseleyi daha da karmaşık hale getirmektedir!
Araştırmaların Özeti
Holm. Bury ve Suda (1996), kadınlarda âdet görme, migren ve stres arasındaki ilişkiyle ilgileniyorlardı. 12 migrenli kadın seçip, bunları migreni olmayan 12 kadın ile bir araya getirdiler. Bu şekilde, âdet döneminin stres üzerindeki normal etkileri ile migrenle ilişkili olabilecek herhangi bir etkiyi karşılaştırabileceklerdi. Migrene yatkın kadınlara, stres ve stresle baş etme yöntemleri ile ilgili anketler verildi ve onlardan bir ay boyunca baş ağrılarının kaydını tutmaları istendi. Ortaya çıkan sonuçlara göre, migreni olan kadınlar, âdet döneminin belli noktalarında stresle başa çıkmakta daha fazla zorlanıyorlardı, Yani, stresle başa çıkma stratejileri, kontrol grubundakiler kadar iyi değildi ve bu zamanlarda baş ağrıları şiddetleniyordu. Stresle migren arasındaki ilişki, regl dönemine bağlı olarak değişiyordu. Araştırmacıların söylediğine göre, bütün bu unsurlar birbiriyle etkileşim içindeydi; bundan dolayı âdet dönemindeki kadınlar daha fazla stres yaşıyor, dolayısıyla daha fazla migren ağrısı çekiyorlardı. Psikolojik başa çıkma yöntemleri de, regl döneminde zayıflıyordu.
Öyle görünüyor ki, kadınlarda migreni anlayabilmek için regl dönemlerinin seyri hakkında da bilgi sahibi olmalıyız. Yine de bu incelemenin, yalnızca bir aylık dönemi kapsayan menstrüel faaliyeti kaydettiğini ve oldukça az sayıda kadınla gerçekleştirildiği unutmamalıyız. Elde edilen bulgularının nüfusun tamamını temsil edebilmesi için, bu türden araştırmaların çok sayıda kişi üzerinde yapılması gerekmektedir.
Kadınların bir bölümü, hormonal faaliyetin arttığı bir diğer dönem olan hamilelik sırasında baş ağrısı ya da migrenlerinin hafiflediğini söylerken; diğer bir bölümü de, şiddetlendiğini iddia eder. Bu da gösteriyor ki, migreni sadece bedende olup biten olaylarla açıklayamayız. Zira hamilelik süresince bütün kadınlar, en azından kimyasal ve fiziksel değişiklikler bakımından aşağı yukarı aynı şeyleri yaşar. Oysa insanların bedenleri ve zihinleri aynı olaylara farklı tepkiler verebilir. Bir kişide migrene yol açan bir etken, başka birinin migrenini engelleyebilir.
Hamilelik döneminin migren üzerindeki etkisine geri dönersek; migren, özellikle de auralı migren, ilk olarak hamilelik sırasında ortaya çıkabilir. Bunun, menstrüel migreni olan kadınların başına gelme ihtimali daha kuvvetlidir.
“Gerilim tipi” baş ağrılarından, erkekler de kadınlar da şikâyetçidir. Hemen hemen herkes, hayatında en az bir kere gerilim tipi baş ağrısı çeker. Çoğu insan bunu yılda birkaç kere yaşar. Çok daha sık yaşansa bile, normal sınırlarda görülebilen bir durumdur. Gerilim tipi ağrılar, tıpkı migrende olduğu gibi kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülse de, iki cins arasında o derece çarpıcı bir fark yoktur. Kadınların yaklaşık %90′ı, erkeklerin de %70′i gerilim tipi baş ağrısı çeker. Birçok insan için, bu ağrılar hayatın doğal bir parçasıdır; aspirin ya da başka bir ağrı kesici alarak bir dahaki sefere kadar ağrısız günler geçirmek mümkündür. Bazı insanlar için ise, bu, ömür boyu süren bir problem olabilir.
“Küme baş ağrıları” çoğunlukla erkeklerde görülen bir rahatsızlıktır (yaklaşık %85 oranında erkeklerde görülür). Bu durum, “küme baş ağrısı”nı teşhis etme konusunda karışıklığa yol açabilir. Doktorlar, bu baş ağrısını başka şeylerle karıştırabilirler. Küme baş ağrısından mustarip bir kadınsanız, doktorunuzun sorunu hemen tespit edip doğru teşhisi koyması daha güç olabilir.
Cinsellikle ile ilgili baş ağrıları ise, genel kanının aksine kadınlardan çok erkeklerde görülür. Genellikle kadınların başları ağrıdığı için eşleriyle birlikte olmaktan kaçındıkları düşünülür. Cinsel ayrımcılığın hüküm sürdüğü dünyamızda, baş ağrısı kadınların sığındığı bir mazeret olarak algılanır. Oysa cinsellikle ilgili baş ağrılarının pek çoğunun nedeni, bizzat cinsel ilişkinin kendisidir ve bu durum kadınlara oranla erkeklerde çok daha sık görülür (dörde bir oranında). Söz konusu baş ağrıları, çoğunlukla cinsel etkinliğin başlangıcında veya orgazm sırasında oluşur. Cinsel uyarılmanın doğası düşünülünce, kanın damarlardan pompalanmaya başlamasıyla baş ağrısı oluşma ihtimalinin artması şaşırtıcı değildir. Doktorunuza cinsel kaynaklı baş ağrılarınızı anlatmaktan çekinmeyin. Çünkü doktorun yaşadığınız durumu tam anlamıyla bilmeden size yardımcı olması ya da tavsiyede bulunması zordur. Doktorunuza anlatacaklarınız, sizin için ne kadar özel veya mahcup edici şeyler olursa olsun, emin olun ki bu durumu yaşayan ilk kişi siz değilsiniz.
Çocukluk Döneminde Başlayan Ağrılar
Pahalı tarama teknikleri kullanılmadıkça, bebeklerin baş ağrılarını teşhis etmek hemen hemen imkânsızdır. Çok fazla ağlayan bir bebek, bitmek bilmeyen baş ağrıları çekiyor olabilir fakat çoğunlukla bunu anlamamız mümkün değildir. Ancak çocuklarımız ağrılarının kaynağını gösterecek kadar büyüdükleri zaman, meseleyi gerektiği gibi araştırmaya başlayabiliriz. Oysa migren, küçük çocuklarda en sık görülen baş ağrısı türüdür ve kız ve erkek çocukları bundan eşit derecede etkilenir. Baş ağrılarında cinsiyet farklılığının etkisi, ancak ergenlikten sonra tam anlamıyla kendini göstermeye başlar.
Migren ağrısı çocuklarda da ortaya çıksa da, çocuklukta görülen baş ağrılarının büyük çoğunluğu zararsızdır. Dolayısıyla çocuğunuzun başı ağrıdığında aşırt derecede endişelenmenize gerek yoktur. Yine de her ihtimale karşı doktorunuza danışmanız ve sağlıkla ilgili şikâyetleri olduğunda çocuklarınızı etraflıca muayene ettirmeniz en doğrusu olacaktır.
Herhangi bir türden baş ağrısına karşı hassas olan çocuklar, genellikle uyku bozukluğu da yaşıyor olurlar. Çünkü duydukları ağrı, geceleri rahat uyuyamamalarına neden olur; o zaman da gün boyu kendilerini yorgun hissederler. Bu türden belirtiler, çocuğunuzun sağlık sorununun sorumlusunun baş ağrısı olduğu yönünde bir işaret olabilir.
Tıpkı yetişkinler gibi çocukların da baş ağrısı çekmesinin birçok sebebi vardır. Ancak, özellikle çocuklarda baş ağrısını tetikleyen başka nedenler de bulunur. Bunlardan biri, ergenlikte yaşanan hormonal değişikliklerdir. Ayrıca çocuklar, yiyeceklerdeki renklendirici ve koruyucu katkı maddelerine karşı daha hassastır. Fakat baş ağrılarının, çocukların hayatında gerçekten daha önemli bir yer tutan ve genellikle fazla üzerinde durulmayan nedeni, her gün ekran karşısında geçirdikleri zamandır. Saatler boyunca bilgisayar oynamak ya da televizyon seyretmek, baş ağrısını ciddi manada tetikler.
Göz yorgunluğu ve ekran karşısında kambur durmanın vücutta yarattığı gerilme ve zorlanmalar doğrudan baş ağrısına yol açabilir. Çocukların okulda da bilgisayar kullandıkları ve günün büyük bir bölümünü, kambur bir oturma vaziyetinde okuyarak ve yazarak geçirdikleri gerçeğini de buna ekleyin; baş ağrısının oluşması için neredeyse en elverişli şartlar bir araya gelmiş demektir. Çocuklar genellikle görme problemi yaşadıklarını fark etmezler, dolayısıyla düzenli aralıklarla bir göz doktorunun muayenesinden geçmelerinde fayda vardır.
Çocuklarda baş ağrılarının seyrek görüldüğü söylenemez. Üstelik migren çok tuhaf bir şekilde de ortaya çıkabilir; abdominal (karınsal) migren. Bu, baş yerine karın bölgesinde yaşanan bir ağrıdır ve bazen çocuk her iki bölgede de ağrı hisseder. Abdominal migren, erişkinlerde çok daha seyrek görülür.
Anne babalar, karnının ve başının ağrıdığını iddia eden çocuklarının şikâyetlerine fazlaca ihtiyatlı yaklaşıyor olabilirler, çünkü bunun okula gitmemek için kullanılan bir mazeret olduğunu düşünebilirler. Çocuğunuzun içinde bulunduğu durumlara karşı duyarlı olun ve gerçekten baş ağrısı çektiği zamanlarla numara yaptığı durumları ayırt etmeye gayret gösterin.
YARARLI NOTLAR!
Eğer çocuğunuz yalnızca okul günlerinde başının ağrıdığını söylüyorsa; hafta sonlarında veya tatillerde başı hiç ağrımıyorsa büyük ihtimalle başka bir şey söz konusudur, Çocuğunuzun davranışlarını inceleyin ve okulla ilgili bir problemi olduğunu düşünürseniz, öğretmeniyle okulda neler olup bittiği hakkında konuşun.
Not : Migren ağrısı çocuklarda, başta olduğu gibi karın bölgesinde de hissedilebilir.
Ellili yaşlara gelindiğinde, genellikle hem migrenlerde hem de küme ve gerilim tipi baş ağrılarında bir azalma görülür. Fakat maalesef, başka nedenlere dayalı baş ağrıları daha sık görülmeye başlar. Yaşlandıkça örneğin kardiyovasküler (kalp ve damarla ilgili) hastalıklara ve şeker hastalığına yakalanma ihtimalimiz artar, bunlar da baş ağrısı ile ilişkilidir. O ya da bu türden baş ağrılarının,, bizi hayatımız boyunca etkilediği üzücü bir gerçektir, değişen yalnızca baş ağrısının, türüdür. Bir de yaşlandıkça eklem yerlerimizde kireçlenmeler oluşmaya başlar. Özellikle boyun kemiklerinde görülen kireçlenmeler, baş ağrısına neden olabilir.
İleri yaşlardaki insanların karşılaştığı özel bir sorun da, dev hücreli arterit (atardamar iltihabı) olarak da bilinen temporal arterittir. Arterit, kadınları erkeklerden daha fazla etkiler ve genellikle 50 yaşından sonra başlamakla beraber özellikle yetmişli yaşlarda daha çok görülür. Başın etrafındaki atardamarların iltihaplanmasıyla ilgili bir durumdur.
YARARLI NOTLAR!
Eğer 50 yaşının üzerindeyseniz ve şakak bölgelerinizde özellikle geceleri ve soğuk havalarda şiddetlenen bir baş ağrısı hissediyorsanız, doktorunuzla görüşüp bu belirtileri ona bildirin. Sorununuzun temporal arterit olup olmadığını anlamak için, muayene olmanızda fayda vardır.
Sağlık Karneniz ve Baş Ağrıları
Baş ağrısı şikayetiyle başvurduğunuz doktor, öncelikle sağlık karnenize bakarak ağrının nedenini bulmaya çalışacaktır. Bunu yapmazsa önemli bilgileri kaçırabilir. Örneğin, şeker hastalığı veya yüksek tansiyon gibi baş ağrısına yol açan sağlık problemleriniz varsa, durumu aydınlatmak daha kolay olacaktır. Tabii, yıllar boyunca birçok sağlık sorunundan mustarip olduysanız sağlık siciliniz şişkin olacaktır. Öyle hastalar vardır ki, sağlık kayıtlan yüzlerce sayfa tutar. Böyle bir durumda, doktorunuz bazı önemli bilgileri gözden kaçırabilir. Onun için bir miktar öz inceleme yapmanız yararlıdır. Kimse geçmişte yaşadığınız sağlık sorunlarını sizden daha iyi bilemez. Halihazırda yaşadığınız ve geçmişte yaşamış olduğunuz sağlık sorunları üzerine düşünmeye ve baş ağrıları-hakkında okumaya zaman ayırın. Doktorunuz şikâyetinizi izah edemiyorsa, kendi incelemenizin ortaya çıkardığı herhangi bir şeye işaret edebilirsiniz. Bu, doktorun işine karışmak değil, sorunu çözmek için ona yardımcı olmak anlamına gelir. Doktorun her şeyi bilen bir uzman, hastanınsa her şeyden bihaber bir kişi olarak algılandığı günlerden beri çok ilerleme kaydettik. Çağdaş sağlık hizmeti modellerinin çoğu, teşhis ve tedavinin, sağlık hizmeti uzmanı ile hasta arasındaki görüşme ve işbirliğinin bir parçası olduğunu kabul eder. Arabanız bozulursa, tamircinin bir bakışta ne olduğunu anlamasını beklemek yerine, ona neler olduğunu anlatırsınız. Aynı şekilde, doktorunuzla görüştüğünüzde de ona size yardım etmesi için gerekli olan bilgileri sunun.
YARARLI NOTLAR!
Küçükken boynunuzda veya omurganızda bir hasar ya da zedelenme meydana gelmiş olabilir. Bu, yıllar önce iyileşmiş bir durum olsa bile, şu anda yaşadığınız baş ağrısına yol açıyor olabilir.
Araştırma Özeti: Özyeterlilik
Psikologlar özyeterlilik denilen kavramı bir hayli önemserler. Bu, temel olarak, insanın bir şeyler yapabilmek için kendine duyduğu inançla ilgilidir. Özyeterliliği yüksek olan insanlar kendilerine güvenirler. Özyeterliliği düşük olanlar ise, genellikle gerekli yetenek ve becerilerden yoksun oldukları düşüncesiyle, içinde bulundukları durumu değiştiremeyeceklerine inanırlar. Özyeterlilik konusunda insanlar arasında büyük farklılıklar vardır. Özyeterlilik ile sağlıklı bir hayat arasında bir takım ilişkiler saptanmıştır.
Marlowe (1998) özyeterliliğin, insanın stresle başa çıkma yeteneğini etkileyebileceği, bununda baş ağrılarına yansıyabileceği teorisi üzerinde çalıştı. Yaşları 17 ile 65 arasında değişen baş ağrısı mağduru 120 kişi ile röportaj yaptı. Ayrıca bu kişiler, 28 gün boyunca hayatlarındaki stresli olayları ve baş ağrılarını kaydettiler. Gönüllülerin 114’ ünde (%95) stresli olaylarla baş ağrısı arasında belirgin bir ilişki vardı. Yaşadıkları olaylar ne kadar stres vericiyse, baş ağrıları da o derece artıyordu. İlginç olan ise. bunun özyeterlilikle etkileşimiydi. Özyeterliliği yüksek olan bireylerde, stresli olaylarla baş ağrısı arasındaki ilişki son derece zayıftı. Buna karşılık, özyeterliliği düşük bireylerde stresle baş ağrısı arasında güçlü bir ilişki görülüyordu. Bu da gösteriyor ki, insanlar kendilerine güvenirlerse, stresli durumlarda ortaya çıkan baş ağrısını engelleyebilirler. Bu güvenden yoksun olanlarda ise, stresin egemenliği eline alıp baş ağrılarının yolunu açması kaçınılmazdır. Bu önemlidir, çünkü özyeterlilik değiştirilebilen bir şeydir. Bireyler, uzman desteği ile stresle başa çıkma yollarını öğrenip kendilerine güvenlerini arttırabilirlerse, hayatlarındaki stresli olaylarla baş ağrısının başlangıcı arasındaki zinciri kırma konusunda da yol almış olacaklardır. Stresten tamamen kurtulmak mümkün değildir, çünkü bu hepimizin hayatının kaçınılmaz bir parçasıdır. Fakat stres karşısında gösterdiğimiz tepkiler ve kendi hakkımızdaki düşünce ve inançlarımız üzerinde çalışmamız mümkündür, .
Meslek
Çok stresli bir işiniz varsa, sık sık gerilim tipi baş ağrısı çekmeniz veya migren atağı yaşamanız kuvvetle muhtemeldir. Stresle, baş ağrısı türlerinin çoğu arasında belirgin bir ilişki vardır, dolayısıyla iş yaşamınız baş ağrılarınıza da başka sağlık sorunlarınıza da yol açıyor olabilir. Muhtemelen, işinizi değiştirmeniz pek mümkün değildir. İşyerinizde nahoş olayların meydana gelmesini engelleyebilmek ya da iş yükünüzü hafifletmek de sizin elinizde değildir. Bu durumda, değiştirebileceğiniz tek şey kalır geriye; işe karşı tutumunuz…
Stres, algılamayla ilgili bir durumdur. Eğer siz “stres” algılamasına sahip değilseniz; o zaman ortada stres yoktur, insanların, size stresten kurtulmanızı önermeleri tek başına bir anlam ifade etmez. Stresle gerçekten başa çıkabilmenizi sağlayacak olan yine sizsiniz. Size öncelikle rahatlayıp gevşemek için kendinize zaman ayırmanızı tavsiye ederim. Sağlığınızın ciddi biçimde tehlike altında olduğu durumlarda, bir psikolog, stresi yeniden tanımlama konusunda size yardımcı olabilir.
Başa ağrıları ve iş yaşamı arasındaki ilişkinin şöyle bir boyutu da vardır: İşi gereği zehirli maddelerle haşır neşir olan insanlar, özellikle de bu maddelerle temas kaçınılmazsa, baş ağrılarına daha açık hale gelirler. Her ne kadar sağlık ve güvenlikle ilgili kuruluşlar, zaman zaman çalışanların bu türden maddelere maruz kalma durumunu izleyip denetleseler de, bazı iş kazalarının meydana gelebileceği ve geldiği hepimizin malumudur. Bazen de insanlar yetkililer tarafından hazırlanmış yönergelere uymak yerine, bunlara kayıtsız kalmayı tercih ederler. Teorik olarak, zararlı maddelere herhangi bir şekilde maruz kalındığında baş ağrıları tetiklenebilir (örneğin çoğu kimse, evindeki bir odayı boyadıktan sonra baş ağrısı çeker), hatta deri yoluyla alınan kurşun bile baş ağrısına yol açabilir. Bu nedenle, sürekli baş ağrılarından yakınıyorsanız, doktorunuzla işiniz hakkında konuşun. Hatta -varsa- bu durumu işyerinizdeki insan kaynaklan sorumlusu ile de paylaşın.
Not : Çalıştığı ortamda zehirli maddelerin etkisinde kalan kişilerde baş ağrıları görülebilir.
Kalıtım
Doğal olarak birçok insan, baş ağrıları ve migrenin genetik yolla geçip geçmediğini merak eder. Bunun cevabı; hem evet hem de hayırdır. Baş ağrısında kalıtımın etkili olduğuna dair bazı kanıtlar vardır, ancak baş ağrısıyla soya-çekim arasında kusursuz bir ilişki olduğunu söylemek mümkün değildir. Ailenizin geçmişinde migren hastasının bulunmaması, sizde migren görülmeyeceği anlamına gelmez; bu olasılığın daha az olduğu anlamına gelir. Eğer hem anneniz hem de babanızda migren varsa, halihazırda böyle bir sıkıntınız olmasa bile er geç sizin de migrenden mustarip olmanız kuvvetli bir ihtimaldir. Bu, birkaç nedene bağlı olabilir: Migreniniz alerjik türdense, anne babanızdan birinin ya da ikisinin birden alerjik reaksiyon gösterdiği şeyle ilgili geni miras almış olabilirsiniz. Fakat çoğunlukla neyin genetik miras olarak geldiğini, neyin yetiştirilme .sonucu oluştuğunu anlamak kolay değildir. Uzmanlar yıllarca kalıtım-çevre ilişkisini tartışıp durdular.
Genetik mirasımız ne olursa olsun, bazen anne babamızdan birtakım şeyler öğreniriz. Bütün baş ağrısı tipleriyle fazlasıyla bağlantılı olan stresten uzak durmamız mümkün değildir; çünkü dünya bizi strese sokabilecek şeylerle doludur. Bazı insanlar stresle gayet iyi başa çıkarlar, hayatın getirdiği problemler onlara adeta vız gelir. Bazı insanlarsa, bu başa çıkma becerilerine sahip değildirler ve yaşadıklarından fazlaca etkilenirler. Bizler kendi başa çıkma becerilerimizi, bunun için özel olarak uğraşmasak da, çocuklarımıza Öğretiriz. Çocuklar belli başlı davranış biçimlerini bizden öğrenir ve bize benzemeye çalışırlar. Bizim strese olumsuz bir şekilde tepki verdiğimizi görürlerse bunu da öğrenebilirler. Çocuklar anne babalarının kötü alışkanlıklarını da edinebildikleri için, anne babanın yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları daha fazla strese ve dolayısıyla daha fazla baş ağrısına yol açıyorsa, büyüdüklerinde çocuklarda da benzer davranış kalıplarının gözlemlenmesi oldukça muhtemeldir.
Irk ve Kültür
Elimizde, farklı “ırklardan” insanların farklı türden baş ağrıları çektiğine dair geçerli bir kanıt bulunmasa da, kültürlerine bağlı olarak insanlar arasında farklılıklar olabilir. Stresle başa çıkma yöntemleri, yaşanan stresin türü ve hepsinden daha bariz olarak yeme alışkanlıkları, kültürden kültüre farklılık gösterir. Basit bir örnek vermek gerekirse, Çin yemeğinde yüksek oranlarda monosodyum glutamat (MSG) bulunabilir ki, bu baş ağrısına yol açtığı iddia edilen bir kimyasal maddedir. Etnik köken itibariyle Çinli olsanız da olmasanız da, fazla miktarda Çin yemeği yemek daha sık baş ağrısı çekmenize neden olabilir.
Halihazırda, baş ağrıları hakkında kültürler arası pek az inceleme yapılmış ve yayınlanmıştır. Dolayısıyla bu konuda insanlar arasındaki farklılıklar hakkında en fazla tahmin yürütebiliriz. Geçerli gibi görünen bir sonuç ise, çok yüzeysel olmakla birlikte, farklı ırk gruplan içinde baş ağrısı görülme sıklığı ile ilgilidir. Basitçe söylemek gerekirse,beyaz ırka mensup insanlar daha fazla baş ağrısı çekerler. Siyah ırka veya san ırka mensup insanlarda daha az baş ağrısı görülür. Buna neyin yol açtığını bilmiyoruz ama ağanın ortaya çıkma sıklığı açısından böyle bir farklılık gözlemlenmiştir.
Özet
- Migren, kadınları erkeklerden daha fazla etkiler.
- Bazı kadınlarda âdet dönemi, migreni tetikler; buna karşılık kimilerinde de ağrının dinmesine neden olabilir.
- Gerilim tipi baş ağrıları, hem kadınlarda hem de erkeklerde görülür, Fakat migren gibi, bu tip ağrı da, kadınlarda erkeklerden daha yaygın olarak ortaya çıkar. Ancak iki cins arasındaki fark, migrende olduğu kadar belirgin değildir.
- Küme baş ağrılarına çoğunlukla erkekler maruz kalır.
- Baş ağrıları bütün yaşam boyunca sürebilirse de, nedenleri değişebilir.
- Yoğun ve stresli işlerde çalışmak baş ağrısının ortaya çıkması için önemli bir etkendir.
- Migrenin kalıtım yoluyla aktarıldığında dair bazı genetik kanıtlar mevcuttur, fakat bu güçlü bir bağ değildir.


Leave a reply